TEKEL İŞÇİ DİRENİŞİNİN TARİHSEL GEÇMİŞİ

 

TEKEL İŞÇİ DİRENİŞİNİN TARİHSEL GEÇMİŞİ (1)

 

TEKEL işçilerinin özlük haklarını korumak ve bağlı kılınmak istedikleri “4/C kelepçesi”ni kırmak için giriştikleri ve toplumun geniş kesimlerinde yankısını bulan 78 günlük Ankara Direnişi; Zonguldak Madenciler Grevinden bu yana gerileyen ve son yıllarda iyiden iyiye durağanlaşan işçi hareketine ve beraberinde “sosyalist” harekete de yeniden umut aşıladı.

 

Aslında, TEKEL işçilerinin işçi hareketi içerisindeki özgün yerini, mücadele tarihinde de görüyoruz. Daha 1904’lerde Kavala, Selanik ve İskeçe gibi tütün işleme merkezlerinde örgütlenme girişimlerine başlayan tütün işçileri; 1906’da Abdülhamit “istibdat”ının ağır koşullarında İstanbul Cibali Tütün İşletmesi’de yaptıkları grevle 1908 grevlerinin de öncülüğünü yaptılar. 1908 Ağustosunun ilk yarısında Samsun Tütün Ticarethanesi işçileri greve giderken; Selanik’teki Sigara Fabrikası, Sigara Kâğıdı Fabrikası, Tütün ve Bira Fabrikası işçilerinin de Ağustos boyunca grevde oldukları belirtilmektedir. Ardından, Eylül başlarında Kavala’da 12 binden fazla tütün rejisi işçisinin grevlere katıldıkları kaydedilmektedir.  1909-1915 yılları arasında yapılan 38 grev arasında, Kısati’deki Hasanağa Tütün Deposu; İstanbul, İzmir, Drama ve Selanik Tütün Rejisi işçileri ile Cibali tütün işçileri grevleri de önemli bir yer tutmaktadır.

 

Mücadele sürecinde, işçilerin örgütlülüklerini de oluşturmaya yöneldikleri görülmektedir.  O yıllarda yaşamış Yahudi kökenli sosyalist Abraham Benoraya’nın aktardığı bilgilere göre; 1908 öncesinde yardım sandığı, dayanışma derneği, vb. örgütlenmelerin birer işyeri sendikası görünümünde, örneğin Selanik Tütün İşçileri Sendikası, ortaya çıktıkları; ayrıca, 1910’da “Osmanlı Tütün Rejisinin erkek ve kadın işçileri”yle, Drama, Kavala, İskeçe, Gümülcine ve Gevgeli tütün işçilerinin de sendikal örgütlenmeye gittikleri ortaya konulmaktadır. Bunun yanı sıra, İstanbul Tütün Rejisi ile Sigara Kağıdı Fabrikası, Selanik Sigara Kağıdı Fabrikası ve İzmir Tütün Rejisi işçilerinin dernek ve benzeri örgütlenmeler oluşturdukları; 1912’de Bira Fabrikası işçleri ile Cibali Fabrikası işçilerinin işyeri sendikaları kurdukları bilgisi aktarılmaktadır. Reji işçilerinin 18 Şubat 1919’da iş bırakma eylemi yaptıkları, 1923’te Bomanti Bira Fabrikası işçilerinin grevlere katıldıkları, 1923-1960 yılları arasında yapılan grevler arasında Bomanti Bira Fabrikası, İstanbul Reji tütün işçileri ve tütün imalatahane işçileri, İzmir’de Tütün Depolama işçilerinin grevleri verilen bilgiler içerisindedir. TKP’nin işçi sınıfı içerisindeki çalışmalarında, tütün işçilerinin özel bir yer tuttuğu da biliniyor; örneğin, Türkiye İşçi Teşkilatları Müttehidesi adını alan Türkiye İşçi Derneği’nin İstanbul Şehzadebaşı’daki Ferah Tiyatrosu’nda yapılan toplantıya katılanlar arasında Hasköy Reji işçileri de sayılmaktadır. Bu yöndeki çalışmalar, Cemiyetler Kanunu’nda 1946’da yapılan değişiklikle “Sınıf esasına dayalı cemiyet kurma yasağı”nın kaldırılmasıyla, kurulan bağımsız sendikal örgütlülükler biçiminde somutlanmış, ancak aynı yıl Sıkıyönetim tarafından bu sendikalar kapatılarak; 1947’de başlayan güdümlü sendikal yapıların oluşturulmasının önü açılmıştır.

 

Yakın dönemde de, TEKEL işçileri Bahar Eylemlerinde de güçlü bir biçimde katılmışlardı; 12 Nisan 1989’da Cibali ve Cevizli Sigara, Üsküdar, Bomanti Bira, Mecidiyeköy Likör, Paşabahçe Rakı, TEKEL Genel Müdürlüğü, Vergisiz Satışlar işyerlerinden 15 binin üzerinde işçi vizite eylemi yaparken, Cevizli TEKEL’de çalışan 8 bin işçi Kartal SSK Hastanesi kadar yaklaşık 4 km. boyu yolu 4 saatte yürüdükleri bilgisi, dönemle ilgili kaynaklarda yer alıyor.

 

2001’den sonraki yaklaşık son 10 yılın haberlerinde incelendiğinde, TEKEL işçilerinin özelleştirme öncesinde verdikleri mücadelenin de önemli boyutlara ulaştığını görülmektedir (2). Hükümetin [1]“ekonomik kriz paketi”ne karşı, 14 Nisan 2001’de Emek Platformu’nun kararıyla ülke çapında gerçekleştirilen mitinglerde yaygın ve bazı illerde yoğun biçimde katılım sağlanırken, bunlardan Tokat’ta “Çokuluslu Tekeller, Elinizi TEKEL’imizden, Tokat’ımızdan Çekin, Yoksa Tokatımızı Yersiniz”” pankartları ilgi çekicidir. Aynı yıl,”TEKEL işletmelerinde çalışanların bir kısmının iş akitlerinin askıya alınması” karşısında Ekim ayında sendikanın örgütlü olduğu işyerlerinde yemek boykotuna gittikleri; İzmir, Trabzon ve Gümüşhacıköy’de bazı işçilerin işbaşı yaptırılmaması üzerine işyerleri önünde eyleme gittikleri görülmektedir. Bu eylemler üzerine Sendika ile Hükümet arasındaki pazarlıkların, sürecin de yönünü oluşturduğunu söylenebilmektedir; Bu anlaşma ile Mayıs ayında kabul edilen Tütün Yasası’na göre kapatılacak TEKEL’e bağlı 24 işyerinde çalışan işçilerin, TEKEL’in “ihtiyaç duyulan diğer bölümlerinde” çalışacakları öngörülmüş bulunuyor.

 

9 Nisan 2003’te Adana’da fabrikayı incelemeye gelen Özelleştirme Dairesi Başkanı ile ihaleye katılacak sigara firmasının temsilcisini bir saat boyunca işyerine hapsederek, dışarı çıkmalarına izin vermeyen işçilerin; aynı ay içerisinde İzmir TEKEL İçki Fabrikası’nda, Mayıs ayında Samsun’da, Tekkeköy ve Bafrada, İstanbul Kartal’da ve Ankara İçki Fabrikası’nda protesto eylemleri yaptıkları, Bursa’da da Petrol-İş’in düzenlediği özelleştirme karşıtı mitingte de yerlerini aldıkları bildiriliyor. Diyarbakır TEKEL işçileri 10 Haziran’da eylem yaparken; Kartal Cevizli’de 12-13 Haziran’da “işyeri terk etmeme” eylemlerini, 19 Haziran’da fabrika çevresinde insan zinciri oluşturarak sürdürdükleri; 20 Haziran’da İzmir Alsancak Yaprak ve Tütün Fabrikası’nda, İstanbul Maltepe’de AKP binası önünde ve Adana’da da seslerini duyurmaya çalıştıkları görülüyor. Temmuz ayında fabrikalarının kapatılma kararını üzerine, Gaziantep, Şanlıurfa ve Kilis’te 10 gün süreyle, yeniden üretime geçilmesi bildirilene değin işyerlerini terk etmezlerken; Malatya ve Adana’da fabrikalarda incelemeye yapmaya gelen hükümet yetkilileri ve firma temsilcilerinin içeri alınamadıkları bildirilmiş bulunuyor. TEKEL işçileri Eylül ve Ekim aylarında Tokat, Samsun, Adana ve daha bir çok ilde AKP binası önünde protestolar yapılırken, Hatay ve Gaziantep’te de eylemler yaptılar. Kasım 2003’te Malatya Sigara Fabrikası önünde eylem konulurken, 22 Ocak 2003’te satışı yapılan Diyarbakır İçki Fabrikası’nda da işçilerin iş akitlerinin feshedileceği bildirildiğinde, 16 Ocak’ta oturma eylemi gerçekleştirildi.

 

2006 Yılının ilk gününü Adana TEKEL Sigara Fabrikası işçileri direnişle karşıladılar ve işyerini terk etmeme eylemine başladılar, arkasından da Malatya geldi. Eylem, kentin ve ülkenin birçok yerinden ve başta TEKEL işçileri olmak üzere değişik kesimlerden destek buldu; Cevizli TEKEL, Diyarbakır, Tokat, Adıyaman, Siirt, Batman, İzmir, Akhisar, Manisa Kırkağaç, Çiğli Balatçık TEKEL, Bandırma, Aydın Karacasu,  Bursa, Hatay TEKEL işçileri, ilerici sendikalar ve devrimci-demokratik kesimlerle dayanışma eylemleri yaptılar. Hükümetin fabrikaları kapatma kararını kaldırmasıyla eylem sonlandırıldı. Mey İçki’ye satılan Rakı Fabrikasında çalışan işçilerin işten çıkartılma kararına karşı, 21 Aralık 2006’da İstanbul’da işyerini terk etmeyen ve üretim yapmayan işçilere destek sürerken; eylem Nevşehir, Ankara, İzmir ve Diyarbakır Fabrikalarına da yayıldı ve belirli istemlerin karşılanması üzerine, 5.günde bitirildi.

 

Tokat TEKEL işçileri ise 13 Aralık 2007’de Fabrikayı satın almak isteyen LAMEK firması temsilcine yönelik eylemlerine polisin saldırısını kararlılıkla karşıladılar. 2008 Yılının ilk günlerini de TEKEL işçileri Bitlis, Adana, Tokat ve Kartal- Cevizli’de sokakta, sloganlarla selamladılar. 9 Ocakta İstanbul Şişli’de AKP önünde kendini zincirleyen Cevizli TEKEL işçileri polisin saldırısıyla gözaltına alınırken, 28 Ocakta Diyarbakır TEKEL işçileri 2 km. süren bir yürüyüş yaptılar. 2 Şubatta İstanbul Kadıköy’de, 18 Şubatta da Bitlis’te -16 dereceye vara soğukta 6 bin kişinin katılımıyla mitingler yapıldı; İzmir’de de Balatçık Çamaltı Tuzlası’nda çalışan 2500 işçi alanları doldurdu. Cevizli TEKEL işçileri, 15 Şubatta Ankara yürüyüşü öncesi kendilerini fabrikaya kapatma eylemi yaparken, Adıyaman TEKEL işçileri de 13 Şubatta yürüyüş gerçekleştirdiler. 18 Şubatta Sigara Fabrikalarının satış ihalesi hızla tamamlanırken; Çorum, Tokat, Samsun, Adana, Diyarbakır, Bitlis gibi illerden gelen TEKEL işçilerinin, Özelleştirme İdaresinin önünde sürdürdükleri eylem, sendikacılar tarafından terk edilirken, polis tarafından saldırıya uğradı.

 

TEKEL işçileri, yalnızca kendi çalıştıkları için TEKEL’in özelleştirilmesine karşı tavır almamışlar, diğer kamu işletmelerinin özelleştirilmesine karşı verilen mücadelelere de destek olmuşlardır. Örneğin Ağustos 2001’de özelleştirilen İzmir Basma Sanayi işçilerinin yanında olduklarını görüyoruz. 23 Şubat 2005’te SEKA’nın kapatılması kararını protesto eden SEKA işçileri, kapatma kararı kaldırılana değin, aileleriyle birlikte işyerini terk etmeme eylemine başladıklarında, omuz başlarında ilk gördükleri omuzlar arasında TEKEL işçilerininkiler vardı; bu dayanışma ve mücadelenin ortaklaştırılması, tüm direniş boyunca, “SEKA Kıvılcım, TEKEL ateştir” sloganında simgeleşti. Yine 2005 Haziranında özelleştirilmek istenen Seydişehir Alüminyum işçileri direnişe geçtiklerinde seslerine, Malatya TEKEL Sigara Fabrikası önünde ses katıldı.

 

Kuşkusuz, özelleştirmeye karşı etkin bir mücadele verilebildiği söylenemez: Özelleştirmeye karşı bir bütün olarak karşı çıkmak ve birlikte mücadele etmek, özelleştirilen işletmelerde verilen direnişlerle dayanışmayı geliştirmek yönünde sendikal hareketin başarısız kalması da, sürecin başka bir boyutunu oluşturmaktadır. 16 Şubat 2005’de Emek Platformu tarafından bu amaçla yapılan eyleme katılımın yaklaşık 2500 gibi bir sayıda kalması, bu yönde bir gösterge sayılabilir.

 

TEKEL işçileri ile aynı yazgıyı paylaşan köylülerin de, gelişmelere karşı tepkilerini, değişik biçimlerde gösterdiklerini görüyoruz. Örneğin, 19 Ocak 2002 Adıyaman’da Tütün Yasası’nın köylüler tarafından protesto edildiğini ve eylemcilerden bir köylünün de kendini yakma girişiminde bulunduğu bildiriliyor.  Bu süreçten aynı yönde olumsuz etkilenen köylüler ile işçilerin ortak eylemlerinin de sınırlı sayıda kaldığı belirtilebilir. Örneğin, Aydın’da yapılan “Büyük Üretici Mitingi”nden sonra, Tek Gıda İş ile Tüm Köy Sen tarafından 13 Şubat 2005’te Malatya’da yapılan, 23 Mart 2006’da Manisa Kırkağaç’ta gerçekleştirilen ortak mitingler gibi, başka alanlarda da ortak mücadelelerin geliştirilmesi olanağı bazı yörelerle sınırlı kalmış, pek yaygınlaştırılamamıştır.

 

Başka bir deyişle, emekçilerin mücadele birliğinin TEKEL direnişi sürecinde de gerçekleştirilemediğini söylemek yanlış olmaz. Bu süreçte, sözümona sendikal konfederasyonlar arasında zaman zaman sağlanan birlikte hareketliliğinin, “görev savma”nın ötesine geçmediği açıktır. 17 Ocak mitinginde, TEKEL işçileri kürsüyü ele geçirmeye kalkıştığında, diğer sendikalardan işçilerin sendika yöneticilerinin işaretlerine uyarak alanı terk etmeleri ilgi çekiciydi.  Yine, 4 Şubat eylemi de “Genel Grev, Genel Direniş” sloganın gerçeklikle örtüştürülememesinin göstergesi oldu; ama yine de, bazı“sosyalist” çevrelerin, bu hayallerini yitirmedikleri görülüyor(3). TEKEL’in arkasından “Özelleştirme Topu”nun ağzındaki Şeker Fabrikası işçilerinin bile; TEKEL işçisinin mücadeleyle edineceği kazanımın kendisi için de geçerli olacağı gerçekliğine karşın, göstermelik bir dayanışma tavrı bile ortaya koyamadılar. Sınıfın örgütlü kesimlerinin durumu böyleyken, geniş örgütsüz kesimlerin “sınıf dayanışması”nın gereğini algılayamadıkları, tersine hükümetin demogojilerinin etkisine kapıldıklarını söylersek, pek te haksızlık etmiş sayılmayız.

 

TEKEL işçileri, özelleştirme karşı sürdürdükleri mücadelenin örgütlülük gerektirdiğinin ayrımında hareket etmiş, sendikal yapılanmayı bu yönde zorlamışlardı.  2002’de Türk-İş’in başlattığı salon toplantılarında, Türk-İş’i mücadeleye çağırdıkları ortaya bildirilmektedir.  Sendikanın 12.Olağan Genel Kurulu’na kitlesel katılımda bulunan işçiler, aktif eylem çağrısında bulunurken, 25 Eylül’de sendikaya yürüyüş yaptılar.  21 Ekim 2003’te ise İstanbul’da AKP önündeki eylem için polis engeline takılan Cevizli TEKEL işçileri, tepkilerini sendika yöneticilerini tartaklamaya kadar vardırdılar. 2005 Ocağında ise Ballıca Sigara Fabrikası işçileri, özelleştirme karşısında sendikanın tavrını eleştirerek, toplu istifa kararlarını açıklar. İşçilerin tepkileri karşısında sendikacıların yaklaşımı ise ilginç; örneğin bir dönemin Genel Başkanı Korkut Güler, işçilerin tepkilerini hiç üzerine kondurmadan şubeler ve Türk-İş’e savuşturmaya çalışıyor: “Şubelerimize ve bölgelere ne gerekiyorsa yapın diyoruz, ama istediğimiz gibi olmadı. Merkez olarak şubelerin önünü açtık, işçilerin şubelere yönelik tepkileri doğrudur.” sözleriyle pişkinliğini sürdürürken, “Türk-İş Başkanlar Kurulu’nun özelleştirmeye ilişkin maalesef politikası yok.”  diyebilmiştir. 8 Nisan 2005’te, başta İstanbul, Malatya, Adana, Diyarbakır olmak üzere değişik bölgelerden gelen TEKEL işçileri, Ankara’da Özelleştirme İdaresi önünde yapılan eylemin sendika yöneticileri tarafından bitirilmek istenmesini de tepkiyle karşıladıkları ve sonuç alıcı eylemlere gidilmesini isteklerini bildirdikleri görülüyor.

Gerçekten de etkileyici bir mücadele süreci ve bu mücadele hükümetle uzlaştığı açıkça ortaya çıkan –örneğin özelleştirilen Sigara Fabrikası işçilerinin tütün depolarına aktarılmasının kabul edilerek 4/C’ye geçişin önünün açılması gibi- sendikal bürokrasi tarafından çeşitli biçimlerde etkisizleştirilerek güçten düşürülmüştür. Ancak, yine de TEKEL’in direnişçi işçileri, sırtlarındaki sendikal bürokrasi kamburundan kurtulamamış, politik önderlikten yoksun, “kendiliğindencilik” sınırlarını aşamayan, ama sınıf hareketinde önemli deneyimler sağlayabilecek bir süreç yarattılar.

 

Sınıf hareketiyle buluşmayı başaramayan “sosyalist” güçler, TEKEL işçilerinin Ankara direniş alanında bu olanağı edinebildi, ilişki ve iletişim kurabildi, elinden geldiğince maddi ve manevi desteğini büyük bir özveriyle ortaya koydu. Çöp varillerinden sobaların başında, sıcak çay eşliğinde söyleşilerde, 78 gün/ gece işçileri tanıma ve kendisini anlatma çabasını gösterdi. Ama, bu olanak bir kazanıma dönüştürülebilecek mi, göreceğiz. Yüksel Akkaya, bir yazısında bu yönde bir uyarıda bulunmuş ve sosyalist güçlerin TEKEL işçileri direnişine yaklaşımının, Zonguldak Büyük Madenciler Grevinde olduğu gibi “Açık Hava Müzesi”ne dönüştürülmemesi gereğini belirtmişti. Bu çekince, bence de yerinde, ki bir müzenin işlevi bile tarihsel bilgi sağlamaktır. Oysa, ’88-89 Bahar Eylemleri ve arkasından başlayan Büyük Madenciler Greviyle işçi sınıfına ilgisini yönelten “sosyalist” çevreler, sınıf hareketinin sönümlenmesiyle, bu ilgilerini yitirdiler. Bu dönemde yoğunlaşan çabalarla elde edilen bazı mevziler de, sendikal bürokrasinin çekiciliğine kaptırıldı ve ötesinde birikime dönüştürülemedi. Bu nedenle, 51 gün süren İzmit SEKA direnişine yönelik tavırları da, “açık hava müzesi” ziyaretlerinden öte geçemedi. Kuramsal birikimle gerçekliğin bilgisini harmanlayamayan, günübirlik ve yüzeyselliği aşamayan yaklaşımlarla sınıf mücadelesi deneyimlerinin birikime dönüştürülemeyeceği açıktır. Örneğin, TEKEL direnişi özgülünde ülkenin farklı işyerlerinden, farklı bölgelerinden, farklı milliyetlerden, farklı inanç ve kültürlerden işçilerin sınıfsal birliği karşısında; “sosyalist” hareketin açıklayamadıkları dar-grupçu yaklaşımlarla yüzleşme gereğinin görülemediği açık bir gerçek olarak ortada duruyor.

 

Yaser GÜNDAY

Mayıs 2010

 



(1) "Mayıstan Hazirana", Haziran 2010, Sayı:1

(2) 2001-2008 Haberleri, “İşçi-Köylü” arşivinden alınmıştır.

(3) Bu yazı yazıldıktan sonra yapılan 26 Mayıs eylemi, 4 Şubat’ın da gerisinde kaldı.

 
Share