Hüseyin Gazi güzellemesi

Yaser Günday

Ankara'da bulunanlar, özellikle Mamak'ta kalanlar Hüseyingazi Dağı’nı iyi bilirler. 1400 metre rakımlı bu dağa adını da veren bir türbe vardır; Anadolu Erenlerinden Hüseyin Gazi'nin türbesi. Hüseyin Gazi'yi pek fazla bilenimiz yoktur; ama hemen hemen birçoğumuzun anımsayabileceği, tv'lerde filmini izlediğimiz ve Cüneyt Arkın’ın canlandırdığı Battal Gazi'nin babasıdır (filmde, Onlar yalnızca Bizanslarla savaşan cengaverler olarak sunulmakta ve alevi tarihinden soyutlanmaktadır). Erdoğan Çınar, Anadolu Aleviliğinin tarihi üzerine bir çalışmasında, Hüseyin Gazi'nin Hacı Bektaşi Veli'den de önde gelen büyük bir önder olduğunu ileri sürüyor.[1] Alevi araştırmacı Gülağ Öz de, Hacı Bektaş Veli’nin bu türbeyi yaptırdığını ve Seyit Battal Gazi’yi pir tanıdığını söylemektedir.[2] Türbesinde yer verilen soykütüğünde, geçmişi Hz.Ali'ye dayandırılıyor, alevilikteki tüm seyyitler gibi. Gülağ Öz, Arap ve Emevi kaynaklarında “Emeviler’in Anadolu fethinde görevlendirilmiş bir Müslüman komutandır” biçimindeki bilgilerle “Hüseyin Gazi’nin üzerine yaratılan değerlere bakıldığında farklıklar ortaya çıktığı” görüşünü yansıtmaktadır. Ayırca, “O’nu doğrudan doğruya bir Türk komutanı biçiminde yansıtan kaynaklar da mevcut” olduğunu belirtmekle birlikte, bu savların alevi tarihsel gerçekliğiyle bağdaşmadığını ileri sürmektedir. O’na göre, Abbasiler döneminde yaşayan “Hüseyin Gazinin Arap ya da Türk olması bir gerçeği değiştirmiyor o gerçek de Hüseyin Gazi’nin bin yıldır Anadolu topraklarında Türk kültürü içinde yaşıyor olmasıdır.”

Aleviliğin tarihsel kökenlerinin, Anadolu’ya İslamiyetin girmesinden öncesine kadar uzandığı[3] savını taşıyan Çınar ise Hüseyin Gazi’nin asıl adının Carbeas olduğunu, 843 yılında Bizans’tan ayrılarak Divriği Alevi Devletini kurduğunu, 863’te “hakka yürümesi”nin ardından yerine geçen Battal Gazi’nin de asıl adının Chrysocheir ve Carbeas’ın damadı olduğunu ileri sürmektedir. Tarihsel geçmişi her ne kadar tartışmalı görüşlere kaynaklık etse de, Hüseyin Gazi'nin Anadolu Aleviliğinde önemli bir kişilik olduğu su götürmez bir gerçek.

Yine Türbe’de yer alan bilgilere göre, 30 Kasım 1925 tarihinde yürürlüğe giren 677 sayılı Tekke ve Zaviyeler ile Türbelerin Kapatılmasına ve Türbedarlar ile Bazı Ünvanların Men ve İlgasına Dair Kanuna göre kapatılana kadar, önemli bir dergâh ve alevi eğitim kurumu niteliği taşıyor ve kapatılırken dergâhta bulunan tüm belgelere el konuluyor, aynı Hacı Bektaş Dergâhında yapıldığı gibi. Kültür Bakanlığı mimarlarından Kemal Soyer’den aktarılan bilgilere göre mihmanevi, cem~evi, dedeevi, bakıcıların kaldıkları evler, derviş evleri, ahırlar, samanlıklar mevcudiyetini yıkıntılarıyla sürdürmektedir. Türbe ziyareti dışında, hemen hemen tüm alan askeri güvenlik bölgesi olarak kapatılmış durumda. Eskiden, Hüseyin Gazi'nin kaldığı söylenen mağaraların bulunduğu, artık kartallara yuvalık yapan kayalıklara geçilemiyor.

28.Tümen, Hüseyin Gazi Dağının eteklerine yerleştirilmiş. 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinde tutuklanan devrimci ve demokratların konulduğu Mamak Askeri Ceza ve Tutukevi, 28.Tümen içerisinde bulunuyor. Zulmün kalelerinden birisi de burası oluyor. Özellikle 12 Eylül döneminde “Mamak’a sonbahar”, Kemal Burkay’ın 1971’de yazdığı şiirdeki gibi, ılık güz güneşiyle gelmiyor.’80 Karşı-devrimi, ilk darbesini Mamak Askeri Cezaevinde gerçekleştiriyor; Albay Raci Tetik[4] komutasında, 27-28 Ağostos’ta devrimci tutsaklara saldırıyor.[5] 12 Eylülle birlikte yoğunlaştırılan şiddet [6],  İlhan Erdost’un öldürülmesiyle doruğa ulaşıyor. Devrimci tutsakların “ıslah” edilmesine yönelik askeri kurallar ve yaptırımlarla birlikte “karıştır-barıştır”[7] uygulaması, işkence eşliğinde sürdürülüyor.  “Cezaevine ilk geldiği günlerde subaylarının gözlerinin ölü balık gözü gibi baktığı, bunu kendisinin tersine çevirdiği, şimdi artık mahkumların ölü balık gözü gibi baktıkları” sözleriyle övüncünü dile getiren Raci Tetik, “kadın koğuşunda bunu başaramadıklarını” itiraf ediyor.[8]

Mamak’ta, direnişin kırılmasıyla tutsaklar üzerine çöken umutsuzluk, yaygın olarak etkili olabilmiş; özellikle ’84 Açlık Grevine kadar yoğun biçimde süren baskı ve zulüm koşullarında, yılgınlık ve güvensizlik değişik biçimlerde kendisini göstermiştir. Aşağıdaki şiir de sanırım, Mamak’ta o günlerde yazılmıştır:

“Şu gördüğün Hüseyin Gazi Dağı'dır.
Şu çorak topraklar, şu dikenler, şu otlar
Bir tohum atsan, bir çiçek diksen
Gün akşam olmaz, solar...
Şu gördüğün Hüseyin Gazi Dağı'dır
Namussuzum ki, cehennemin ta kendisi
Tırmanması yeğindir, aşması yeğin
Bu kocamış, böyle nice dikelir
Direnir de direnir..”.

Böyle sürüyor dizeler, ancak konumuzla ilgili bulunmadığından, almıyorum. Şiirde, Hüseyin Gazi burada “cehennem” olarak görülen cezaevi ile özdeşleştiriliyor.

Hüseyingazi Dağı'na yüklediği bu anlam, benim Hüseyin Gazi Dağı imgelerime ters gelmişti. Daha ilkokul döneminde birçok kez okuduğumuz “Battal Gazi Destanı”nda anlatılan öyküsüyle de Hüseyin Gazi, üzerimde olumlu bir etki bırakmıştı: Tek başına olmasına karşın, düşmana teslim olmayan ve ölene dek savaşan bir yiğit; insanda yılgınlıktan çok cesaret uyandıran bir kişilik…

Yaşamının büyük bir bölümünde, her sabah evden çıktığımda, karşımda, gecekonduların biçimsiz çatılarının üzerinde, dev bir tablo gördüm; kimileyin sisli, kimileyin karlı, kimileyin eteklerindeki otların taze yeşilliğinde ya da yaz otlarından sonra ki sarılığında ve gerçek rengi kayalıklarının, günışığının etkisinde morun çeşitli tonlarında... Ve kaç kez izledim güneşin doğuşunu tepelerinin ardından, bu sevinci kaç kez yaşadım; şiirlerle, türkülerle, halaylarla selama durduk. Mamak’ta da, bana özgür günlerimi anımsatan, en somut varlık oldu. Havalandırma avlusunda, sağ duvar dibinden volta atarken, avlunun yüksek duvarlarının üzerindeki dikenli teller arasında görünen, tanıdık yüzüyle özgür günlerimin bir parçası ve dışarıdaki yaşamı bana duyuran bir tanıdık... Kayalıklarından kopup gelen ve yüzümü yalayan sert rüzgarlarında başkentin uğultusunu duyar gibi olurdum. Ve Pir Sultan'ın o unutulmaz dizeleri dolanırdı dilime: “Hüseyin Gazi binse gelse atına/Güven olmaz çarhı felek zatına/Benden selam söylen ev külfetine/Çıkıp ele güne karşı ağlamasınlar...”

Aslında güzel bir şiir sayılabilir belki de, ama dizelerine umutsuzluk sinmiş; “Bir tohum atsan, bir çiçek diksen/Gün akşam olmaz solar..” derken. Oysa, tohumu atacak olan, çiçeği dikecek olan insan, onu yeşertebilir de, en çorak toprakları verimli kırabilir. Ve şiir bu savaşımı dile getirmelidir, dedim ve şairlik hevesi taşımasam da, kaleme sarıldım:

“Ak düşmüş saçlarına
Yine ödün vermez görkemliliğinde Hüseyingazi
Ve yine ulaşılmazlığında çocukluk düşlerimin…

Eteklerinde bir taştan avludayım
Yalnız voltalardayım
Tel örgüler ardında mahzun, sana bakarım,
Ses vermez kayalıkların,
Kimin adınadır bilinmez
Yıllardır biriktirir bağrında
Tanık olduğu bunca acıları.
Ve yine gizemliliğinde çocukluk düşlerimin

Bilirim dostumuzsun ey koca dağ
Ki tüm dağlar dost durmuştur bize
Dadal'dan, Köroğlu'ndan bu yana nice çağ...

Yıkılmaz görkemliliğinde
Anıtısın umudun ve onurun,
Çıkarıp yüreğinden güneşi
Babacan
Her sabah bize sunarsın
Ve yine tazeliğinde çocukluk günlerimin

Yeniden başlar durdurulmaz akışı yaşamın...

Mamak, 19.01.1987”

[1] Erdoğan ÇINAR, Aleviliğin Kayıp Bin Yılı, Kalkedon Y. , Haziran 2007
[2] Gülağ ÖZ, “Seyit Hüseyin Gazi ve Türbesi Çevresinde Oluşan Kültürel Değerler”,  http://www.alevikonseyi.com/alevi/14/24/34/44/364.html
[3] Alevilik tarihi üzerine araştırmalarıyla adından sözettiren Nejat Birdoğan da, Aleviliğin kaynaklarından birisi olarak ta, Anadolu’da Hrıstiyan egemenliği altındaki Anadolu’daki heterdoks inançları göstemektedir; Alevi Kaynakları II, Kaynak Y. İstanbul 1999. Ayrıca konuyla ilgili yeni bir kitap yayınlandı:  Bizanslı Heretiklerin Tarihi- Bizans Dünyasında Hıristiyan Düalist Heretikler (650-1405), J.Hamilton, B.Hamilton ve B.Baysal, Kalkedon Y.
[4] Raci Tetik, yazar İlhami Soysal’a yapılan saldırıyla adını duyururken, gönderildiği Kıbrıs’ta “kasap” olarak anıldığı söylenmektedir –nedense(?) http://www.cyprusaction.org/humanrights/terrorism/adali/kutluadalimakaleleri1.pdf
[5] Nilüfer Zengin, “Osman Akınhay’la Söyleşi”, http://www.bianet.org/bianet/siyaset/109683-mamaka-12-eylul-15-gun-once-geldi
[6] Nevzat Berber, 12 Eylül Sabahı Mamak Cezaevi, http://www.78liler.org/78web/default.asp?Sayfa=KoseYazari&id=116&yazid=12
[7] Sağ ve sol tutukluların koğuşlarda bir arada tutuldukları bu uygulama, “karıştır”mada başarılı olsa da, “barıştır”mada istediğini gerçekleştiremedi.
[8] Özgül Yıldızer, “12 Eylül'ün 'unvan'lı mağdurları -4-“  http://www.almanak.net/index.php?option=com_content&task=view&id=246&Itemid=109

 
Share