Yazarın Diğer Yazıları
İNSANIN ÖZÜ
Unutmadım Kaldığım Yeri(*)
Bir Maden Romanı:GRİZU *
Sendikalarda Ücretli Yöneticilik(*)
Sendikaların Mali Denetimi
Sendikal Demokrasi ve Bütçe (*)
Sendikal Mali Politikalar (*)
Bir 12 Eylül Filmi: Eve Dönüş(*)
TEKEL İŞÇİ DİRENİŞİNİN TARİHSEL GEÇMİŞİ
Hüseyin Gazi güzellemesi
“Kavga dediler/ İlmektir dedim”
| Sendikal Mali Politikalar (*) |
|
Yaser GÜNDAY 1. MALİ İŞLEMLERİN SENDİKALARDA YERİ VE ÖNEMİ Sendikalar, toplumsal varlık ve etkinliklerini sürdürebilmek için bir dizi kurumsal gereksinimini karşılamak zorundadır. Bu gereksinimlerinin önemli bir bölümünü de, kapitalist pazar ekonomisi içerisinde sağlamak durumundadır. Bu zorunluluk, sendikaların mali işlemlerinin özünü oluşturur. Başka bir deyişle, sendikalar iktisadi gereksinimlerini karşılamak için iktisadi kaynaklar edinirler. Sendikaya iktisadi değerlerin giriş ve çıkışına neden olan bu işlemler sendikanın mali işlerini oluşturur. Gerçekte, sendikal hareketin tarihsel kökenlerine inildiğinde, işçi sınıfın ilk örgütlenmelerinin iktisadi dayanışma temelinde oluştuğu görülecektir. Bu dönemlerde, işçiler daha hiç bir örgütlülüğe sahip değilken, kapitalistlere karşı yürüttükleri mücadelede işten atılanlarla dayanışmak için yardım sandıkları, grev süresince işçiler ve ailelerinin ekonomik gereksinimlerini karşılamak için grev fonları, vb. oluşturmuşlardır. Bu tür birliktelikler ve örgütlenmeler, sınıf mücadelesi sürecinde dernek, birlik, sendika, parti gibi örgütlenmelere dönüşmüşlerdir. İşçi sınıfının, mücadele tarihi boyunca, genişleyen, yaygınlaşan, gelişen ve güçlenen sendikalar, yasal varlıklarını da kabul ettirmişler ve çok çeşitli, boyutlu ve işlevli yapılara dönüşmüşlerdir. Bu sürece bağlı olarak mali işlemleri de karmaşıklaşmış ve değişik boyutlar kazanmıştır. Sendikaların büyük sayılarda işçilerin üye olarak örgütlemeleri, toplu iş sözleşmesi, grevler, eğitim ve araştırma etkinlikleri, üyelerinin iş hukukundan ve toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan sorunlarının çözümü, yazışmaların yürütülmesi, üyelerinin sosyal ve kültürel gelişimlerine katkı sağlamak, toplumsal demokrasinin gelişmesi, baskı ve sömürünün ortadan kaldırılmasına yönelik etkinlikler, vd. etkenler, sendikal yapıların genişlemesi sonucunu doğurmuştur. Bu karmaşık ve yoğun işlerin yürütülebilmesi için, sendikal mücadeleyi yürüten işçi temsilcilerinin, sendikal çalışmalara daha fazla zaman ayırabilmesi gereği doğmuş; işçi temsilcilerinin bir bölümünün işyerlerinden ayrılarak çalışma sürelerinin tamamını sendikal etkinliklerde kullanması ve ücretinin sendikaca verilmesi gündeme gelmiştir. Bununla birlikte, sendikal etkinlik alanlarındaki karmaşıklaşma, bilimsel ve teknik bilgi ve birikimden yararlanma gereksinimi sendikalarda konularında ileri eğitim almış uzmanların çalıştırılmasına yol açmıştır. Sendikal etkinliklerin genişlemesi, ayrıca da, yönetsel ve destek hizmetlerinde de personel çalıştırılmasına yol açmıştır. Bununla birlikte, sendikaların üye ödentilerinin, işverenlerce ücretlerinden kaynakta kesilerek sendikaya ödenmesi yükümlülüğünün getirilmesi ile birlikte, sendikalar önemli gelir kaynaklarına kavuşmuş oldular. Böylece, sendikaların etkinliklerini sürdürmek için gerekli kaynakları sağlamak ve sağlanan kaynakları sendikal etkinliklerin gereklerine uygun olarak kullanımını gerçekleştirmek temelinde mali işlemler büyük bir önem kazanmıştır. 2. GÜNÜMÜZDE SENDİKAL YAPILAR VE MALİ İŞLER İşçi sınıfının ekonomik ve demokratik örgütleri olarak, sınıf savaşımı içerisinde büyük bir işleve sahip olan sendikalar, tarihsel süreçte sınıf savaşımına bağlı olarak bir dizi değişikliğe uğramışlardır. Sendikalar, bir yandan işçi sınıfın toplumsal kurtuluşu doğrultusunda, savaşımda bir okul olma işlevi bakımından önemli bir deneyim ve birikim sağlamış, işçi sınıfının toplumsal konumu ve ekonomik durumunda önemli iyileşmeler kazandırmışlar, sınıf savaşımının vazgeçilmez bir aracı konumuna gelmişlerdir. Bunun karşısında, kapitalist sınıf da boş durmamış, sınıf savaşımında sendikaları etkisizleştirmek ya da toplumsal özünden uzaklaştırılmış sendikalar aracılığı ile işçi sınıfının savaşımını boşa çıkartmak için ellerinden geleni yapmışlardır. Bu yönde izledikleri değişik yöntemler; sendikaların yasaklanması ve dağıtılması için doğrudan doğruya ya da devlet eliyle anti-demokratik uygulamalar, sendikaların yasal olarak tanınmakla birlikte sendikal etkinliklerin yasal yoldan sınırlandırılması, doğrudan kendisine bağlı sendikal yapılar oluşturmak, sendikalar içerisinde yönetici konumdakileri etkileyerek uzlaşmacılığa sürüklemek, vb. olmuştur. Ne yazık ki, kapitalistler bu girişimlerinde önemli başarılar sağlamışlardır. Günümüzde, bir dizi sendikal yapı düzen kurumu durumuna gelmiş, sendikal hareket içerisinde uzlaşmacılık egemen olmuştur. Kuşkusuz bu durumu, yalnızca kapitalist sınıfın girişimleri biçimde dışsal bir etkene indirgemek yanıltıcı ve bilim-dışı bir yaklaşım olacaktır. Sendikal yapıların içsel özellikleri ve değişim süreçlerinde de, bu sonucu belirleyen unsurlar bulunmaktadır. Bu değişim sürecinin değerlendirilmesi konumuz dışında olmakla birlikte, konumuzla ilgili bulunan bazı noktaları tartışmak yararlı görülmektedir. i. İşçi sınıfı belirli iktisadi kazanımlar için yürüttüğü sendikal savaşım sürecinde kendiliğinden bir sınıf olarak kalır; toplumsal bir sınıf olarak özne konumu kazanamaz. Başka bir deyişle, toplumsal ve ekonomik yapıyı kendi sınıf çıkarları doğrultusunda belirleyemez. İşçi sınıfının toplumsal bir sınıf olarak özne konumu, kendisi için bir sınıf özelliği kazanabilmesi, emeğin özgürleşmesi ve sömürünün ortadan kalkması, işçi sınıfın toplumsal kurtuluşu, sendikal savaşım ve diğer savaşım biçim ve yöntemlerinin politik savaşıma bağlanabilmesinden geçer. Salt iktisadi savaşımla kendisini sınırlandıran bir sendikal hareket, düzen-içi iyileştirmelerin ötesine geçemez ve düzen-içi kurumsal bir yapıdan, bir düzen kurumuna evrilmenin özelliklerini taşır. ii. Sendikalar da, toplumsal bir kurum olarak, içerisinde bulundukları toplumsal ilişkilerden ve sınıf savaşımının bulunduğu durumdan etkilenirler. Kapitalist toplumda, burjuvazinin ideolojik egemenliği işçiler, sendikal kadrolar ve bir bütün olarak sendikal yapıya da yansır. Özellikle, işçi sınıfının kendisi için bir sınıf olma bilincinin oluşmadığı koşullarda etki, belirleyici bile olabilir. Diğer yandan, sınıf savaşımının evrensel ve yerel düzeyde yükselme ya da gerileme dönemleri, sendikal harekette burjuvazinin ideolojik etkinliği ve örgütsel girişimleri üzerinde etkili olur. Örneğin, 1990'lı yıllarda, "reel sosyalist" ülkelerdeki, kapitalizme dönüşün ilanı, tüm dünyada işçi sınıfı ve sendikalar üzerinde olumsuz bir etkide bulunmuştur. iii. Sendikal yapıların, günümüzde ulaştığı büyüklük ve etkinliklerinin karmaşıklaşması, sendikal yapı içerisinde işbölümünün de doğmasına yol açmıştır. Temelde üye-yönetici biçiminde somutlaşan bu işbölümü, süreç içerisinde yöneticiliğin ayrıcalıklı bir konum kazanmasına ve bürokratik bir sendikal yapının doğmasına yol açmaktadır. iv. Giderek bir düzen kurumuna dönüşerek işçi sınıfın tarihsel ve güncel çıkarlarını savunmak yerine uzlaşmacılığa evrilen sendikalar, diğer yandan bürokratik yapılanmanın sonucunda işçi sınıfına yabancılaşmışlardır. İşçiler, bu nitelikteki sendikaları, kendi öz sınıfsal örgütü olarak görmemekte, kendisi adına bazı çıkarlar sağlayan, bunun karşılığını "ödenti" olarak ödediği kurumlar olarak görmektedir. Bütün bu olgular, sendikaların genel yapısı ile birlikte mali işlemlerini de etkilemektedir. Gerçek anlamda sendikal demokrasiyi işletemeyen, sınıfın öz örgütü olma niteliğini taşımayan, bir düzen kurumuna dönüşen sendikalar da, sendikanın etkinliklerinin sınıfın güncel ve tarihsel çıkarları doğrultusunda yürütülmesi ve mali kaynaklarının bu yönde kullanılması da olanak kazanamamaktadır. Sendika yöneticilerinin, fonları kişisel çıkarları yönünde kullandıkları yönündeki, pek de yersiz olmayan, yaygın kanı işçilerin sınıf örgütlerine yabancılaşmalarına, sendikalara güvensizliğe, giderek de sendikasızlaştırmaya yaramaktadır. Diğer yandan, burjuvazinin yasal düzenlemeler yoluyla sendikal hareketi etkisizleştirme girişimleri, sendikaların mali işlemlerinde de bir dizi kısıtlama ve sınırlamalar getirilmesi biçiminde somutlanmaktadır. Ülkemizde, yürürlükte bulunan 12 Eylül Anayasası ve 2821 sayılı Sendikalar Yasası bunun sayısız örnekleri ile doludur. 3. SINIF VE KİTLE SENDİKACILIĞI(**) VE MALİ POLİTİKALAR Günümüzde sendikalara karşı işçilerde gelişen güvensizlikte en temel etmenlerden birisi, sendikaların sınıf-dışı mali politikalarıdır. İşçilerin ekonomik ve demokratik savaşımında sendikaların yeniden etkin bir araç özelliği kazanmaları, mali politikalarını da sınıf çizgisine oturtmaları ve uygulamada geliştirmeleri ile olanak kazanabilecektir; yeniden güven kazanmalarının başka yolu yoktur. Sendikaların mali işlemlerine ilişkin yarattıkları olumsuz izlenimleri ortadan kaldırmadan, sermaye sınıfının çok-yönlü saldırılarına karşı işçi sınıfının gücünü örgütleyemeden karşı koyamayacaktır. Yaşanan olumsuz gelişmeler, işçi sınıfı hareketinde, sendikaların bir sınıf örgütü olma niteliklerini yitirdikleri; sınıfı savaşımının bir aracı olmaktan çıktıkları yönünde anlayışlara yol açmaktadır. Buna karşın, sendikal örgütlenmelerin yerine konulabilecek özellikleri taşıyan yeni bir örgütlenme de, henüz işçi hareketinde ortaya çıkmamıştır. Bu bakımdan, sendikal örgütlülük ekonomik ve demokratik savaşımında işçi sınıfın temel aracı konumunu sürdürmektedir. Bu durumda sendikal yapılanmaların sınıf örgütüne dönüştürülmesi ya da bu nitelikte sendikal yapıların oluşturulması temel sorun olarak görünmektedir. Sorunun çözümü de sınıf ve kitle sendikacılığının geliştirilmesinde ve uygulanmasındadır. Sınıf ve kitle sendikacılığı, işçi sınıfı ideolojisinin sendikal alandaki yansımasıdır; işçi sınıfının tarih sahnesine çıkmasından bu yana yürüttüğü sınıfsal ve sendikal savaşımı içerisinde edindiği bilgi, deneyim ve birikimin ürünüdür. Bu bakımdan evrenseldir. Evrensel niteliği, sınıf ve kitle sendikacılığının, kapitalist üretim tarzının varlığını sürdürdüğü, işçi sınıfı ve burjuvazi arasındaki uzlaşmaz sınıf karşıtlığının olduğu her yerde ve dönemde işçi sınıfının sendikal anlayışı olmasını getirir. Kuşkusuz sınıf savaşımının çeşitli ülkelerde farklı özellikler taşıması ve güncel gelişmeler, sınıf ve kitle sendikacılığının özgül biçimlerde somutlanmasını gerektirir. Diğer yandan, bu durum sendikal etkinliklerin bütün boyutları ve alanları için de geçerlidir. Başka bir anlatımla; sınıf ve kitle sendikacılığı sendikal etkinliklerin tümü için etkinliklerin özgüllüğü içerisinde ortak bir temel oluşturur. Örneğin, toplu iş sözleşmeleri yapmak, temel bir sendikal etkinliktir; işçi sınıfın güncel ve tarihsel çıkarlarına uygun toplu iş sözleşmeleri bağıtlamak sınıf ve kitle sendikacılığının toplu iş sözleşmesi politikasının temel yönelimi olmak durumundadır. Bu temel yönelimin bağıtlanan toplu iş sözleşmelerinde somutlanması, toplu iş sözleşme düzeni içerisinde gerçekleştirilebilir. Bu durumda, sınıf ve kitle sendikacılığı toplu iş sözleşmesi politikası, toplu sözleşme düzeninin özel nitelikleri ve koşullarında biçimlenir. Sınıf ve kitle sendikacılığında mali politikalar da, bu biçimde somutlaşabilir. Bu mali politikaların bir yönünü sınıf ve kitle sendikacılığının temel ilkeleri, diğer yönünü mali işlemlerin kendisine özgü kuralları oluşturur. Bu iki yönü birlikte ele alınmadığında, mali politikalar sınıf ve kitle sendikacılığı ile bağdaşmaz. Diğer yandan, sendikal etkinlikler bir bütünlük taşırlar. Bu anlamda, mali politikalar, diğer sendikal politikalar ile karşılıklı bir etkileşim içerisindedirler ve aynı zamanda bütünsel yapının temel özelliklerini taşırlar. Örneğin örgütsel disiplin, bir örgütün etkinliklerinin gücünü oluşturur; disiplinli olarak yürütülemeyen bir grevin başarıyla sonuçlanması beklenemez; mali işlemlerinde de disiplinli olmayan bir örgütsel yapıda mali kaynakların ve varlıkların etkin kullanımını sağlamak olanağı bulunmaz. Başka bir örnek verelim: sendikal demokrasi, sendikanın tüm bireylerinin karar alma süreçlerine etkin bir katılımını sağlar; sendikal demokrasinin gelişmediği bir sendikada, sendikanın tüm bireylerinin mali işlemlerde karar alma süreçlerine katılımı sağlanamaz. Bu bağlamda, sınıf ve kitle sendikal anlayışına dayalı mali politikaların oluşturulması bir gerekliliktir. Kuşkusuz bu politikalar, sendikal örgütlenmenin özgüllüklerine göre farklı biçimler gösterebilecektir. Ancak bununla birlikte belirli temel ilkelere dayanmak durumundadır. Bu ilkeler, sınıf ve kitle sendikacılığının temel ilkelerinin mali araç ve yöntemlerde somutlanmasına dayanacaktır. (*) Bu çalışma, 1993-1997 yılları arasında DİSK/ Genel-İş Sendikası’nda, Yönetici ve Temsilcilere yönelik gerçekleştirilen eğitim semineri notlarının düzenlenmiş, gözden geçirilmiş ve güncellenmiş bir bölümüdür. (**) Bu çalışmanın içeriği bakımından, “Sınıf ve Kitle Sendikacılığı/ Sınıf Sendikacılığı” kavramlarına ilişkin sosyalist yazında yer alan tartışmalar göz ardı edilmiş; o dönemde DİSK içerisinde ortaya çıkarılan “Çağdaş Sendikacılık” anlayışına karşıt olarak, 1970’lerden beri savunulan “Sınıf ve Kitle Sendikacılığı” kavramının kullanılması yeğlenmiştir. |

