Yazarın Diğer Yazıları
“Eşik”teki Ortadoğu ve T.“C”[*]
Qılab (Uludere)/Bijuh-Bécuh (Güzelyazı) Katliamı[1]
Prenses ‘İskender’ ile Pamuk Prens Tüluatı[*]
‘Soru(n) Ne’? Veya 11 Nokta![*]
Nihai Kertede: Vicdan(sızlık) = Şiir(sizlik)[*]
Krizin Seyr-ü Seferi: ABD’den AB’ye…[*]
Sanat: Hayat, İnsan ve Devrim[1]
Sanat Ticari Değil, İnsanidir [*]
“11 Tez”in Dayanışmacı Eğitimi Neden Gerekli?[*]
Bilim ve düşünce (ile ifade) özgürlüğü=İSMAİL BEŞİKÇİ[*]
ABD-AB-ORTADOĞU Üçgeninde Türk(iye’nin) Jeo-Politikası[*]
“Edebiyat” Deyince Anımsanan(lar)…[*]
"Ölmediler... Kalkık Yumrukları..." Hala ve Her Zaman![*]
Kuzey Afrika’dan Ortadoğu’ya İsyan(lar)ın Anatomisi[1]
Özgürlük: Farklı Düşünen İçin…[1]
Kemalistler, Liberaller, Müslüman “SOL” ve Soyalistler[1]
Fotoğraf ve Fotoğrafçı (Ara Güler)[*]
“Üç Fidan”ın Yoldaşı Bir Ulu Çınar
'İthaki’ye Giden Yol'da…[1]
24 Nisan… Bir Soykırım Hikayesi![*]
1 Mayıs’(lar)dan Geleceğ(imiz)e[1]
Kirlenmeyen Şiirin Şairi: Özdemir Asaf[*]
Onun Hikayesi Hepimizindir![*]
İsyan Güzergahında Yerküre’nin, Coğrafyamızın Hali ve Geleceği[1]
Adalet için dik duran cesaret[1]
Somut örnekleriyle Türk(iye) hukuk(suzluğ)u[1]
Tunus’tan Mısır’a isyanın öğrettiği[*]
“Beni tarihle yargıla” derdi Ahmet Kaya![*]
ÇÜRÜYEN KARŞISINDA YENİ(LMEYEN)[1]
Tiyatro-elbette!- politiktir…[*]
Füsun Akatlı: Acı ve sevgi ile kahramanca ve dimdik yaşamak[*]
İran sadece İran değil! [*]
Buradayım; Çünkü, “Geç(me)miş” bugündür![1]
Adalet(sizlik) ve ölüm(süzlük)[*]
"Sol(uksuzluk)un" -Muhtelif- Halleri [*]
Bizim iflahımız kesilmez; çünkü biz komünistiz![*]
Aşk (ve sanat) için ölmeli: Aşk (ve sanat) işte o zaman aşk (ve sanat)[*]
Nobel'li (sağcı)bir balon: Marıo Vargas LLosa[*]
'YÖK'süz yeni 'alternatif eğitim(imiz)' için[1]
Abes bir tartışma: dil meselesi ya da Kürtçe[*]
Masumiyet'ten Manzara'ya ORHAN PAMUK[*]
KPSS FACİASI: ARKA PLANI VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ[*]
SANAT VE SANATÇI: OLAN İLE OLMAYAN![*]
Türk(iye) Eğitim(sizliğ)i ve YÖK’ün “üniversiteler”ine itiraz
Çukurovalı, Kürt, TİP’li ve yazar: Yaşar Kemal
"özgür ve yaratıcı": Betero
"Durum iyidir", çünkü mücadele sürüyor!
O Gün…[*]
Çözüm: siyasi eşitlik ve yeniden yapılanma[*]
İsyan(ın) Gerekli(liği) [*]
| ‘Mavi kitap’(lar), ceza(lar) ve ötesi(ndekiler) [*] |
|
“Yasalar ölür kitaplar ölmez.”[1] Yeni TCK 301’den, ilk yargılanma şerefine nail olan birisi olarak, ‘Mavi Kitap’ın başına ge(tiri)lenlerden söz etmem; başıma “yeni belalar” açar mı bilemem; ama muhtemeldir! “Türkiye” diye anılan Anadolu coğrafyasında “resmi tarih”in, buharlaştırmaya çalıştığı, inkâr ettiği “sakıncalı” konulardan söz etmek, 1915 Ermeni Soykırımı’ndan, 1924 Türk-Rum Mübadelesinden, 1934 Trakya Olaylarından, Dersim’den, Kürtlerden, 1942-1944 Varlık Vergisi Saldırganlığından, 6-7 Eylül 1955 İmhasından, 1963-1964 Rum Göçürtmesinden, Kirli Savaş’tan ya da buna benzer bir alay trajik olayı hatırlamayı “olmazsa olmaz” kılar ki, bu da size ister istemez Francis Combes’in şu sözlerini telaffuz ettirir… “Yenilenlerin tarihidir bu anlatacağım, tarihleri anlatılmayacak olanların tarihi, Adları sokaklardan adları kitaplardan silinenlerin tarihi, Zalime karşı baş kaldırdıkları söylenmeyecek olanların tarihi, dünyayı değiştirme çabaları yadsınanların tarihi, dünyayı değiştirmeyi bazen başaranların tarihi, unutulmaya razı olmayanların tarihi…” Evet, burada “ceza”landırılan ‘Mavi Kitap’tan söz ederken, resmi ideoloji yasaklasa da, “unutulmaya razı olmayanların tarihini” savunuyor, ondan söz ediyoruz demektir… Ragıp Zarakolu’nun, “Yeniden kitap toplatmalara”; Oral Çalışlar’ın da, “Kapatılan ‘Günlük Gazetesi’ kişiliğinde çiğnenen özgürlükler”e dikkat çektiği “hukuk(suzluk)” güzergâhında bu kesinlikle kolay değildir! Birkaç Örnek! Çünkü “Türkiye” denilen coğrafyada görüşlerin özgürce ifade edilebildiği yani düşünce ve ifade özgürlüğünün işlediğine dair “iddialar” gerçek değildir! Türkiye Gazeteciler Sendikası’nca hazırlanan ‘Basın Hakları İhlâlleri İzleme Raporu’na göre 2009’un ilk 4 ayında çeşitli yayın kuruluşlarında görevli 29 gazetecinin, haklarındaki suçlamalar kanıtlanmamış olmasına karşın tutuklulukları sürüyor. Türk Ceza Kanunu’nun basın ve ifade özgürlüğünü tehdit eden en önemli maddesi olan 301’den Adalet Bakanlığı’na gönderilen 719 dosyanın 73’üne ise soruşturma izni verildi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, TBMM Başkanlığı’na bir soru önergesi verdi. Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in yazılı olarak yanıtlaması istemiyle şunları sordu: “TCK’nin 301. maddesinde yapılan son değişiklikten sonra Adalet Bakanı bu yasa çerçevesinde kaç kişinin yargılanması için izin verdi? Şu anda çeşitli davalar dolayısıyla Türkiye’de tutuklu veya hükümlü olan gazeteci ve yazarların sayısı kaçtır?” Bakandan yanıt gelmedi, ama Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu’nun raporu, durumun vahametini göz önüne seriyor. Cezaevinde gazeteciler ve yazarlar bulunuyor. Ölümcül rahatsızlığı olanlar da var. Mesela Odak dergisi sahibi ve yazı işleri müdürü Erol Zavar, mesane kanseri, dışarıda tedavi edilmesinin zorunluluğuna rağmen 2001’den beri tutuklu.... Vatan gazetesinin internet sitesinin yayın yönetmeni Aylin Duruoğlu, “Devrimci Karargâh” örgütüne yönelik üç kişinin öldüğü operasyondan sonra 27 Nisan’da gözaltına alındı, tutuklu yargılanıyor. Çünkü operasyonda öldürülen ve okul arkadaşı olan Orhan Yılmazkaya “Türk Hamamı” kitabını çıkardıktan sonra Duruoğlu’yla buluşmuş, kendisinden kitap tanıtımı için yardım istemiş. Bu tutuklanması için yetti! Özgür Radyo Genel Yayın Koordinatörü Füsun Erdoğan, 8 Eylül 2006’da gözaltına alındı, 12 Eylül’de tutuklandı. O tarihten beri de davasının sonuçlanmasını bekliyor… Atılım Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Çiçek ve Genel Yayın Koordinatörü Sedat Şenoğlu da Erdoğan ile birlikte gözaltına alındı, “Marksist Leninist Komünist Parti yönetecisi olmakla ve anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmek” suçuyla tutuklu yargılanıyorlar; davaları sonuçlanmadı... Ve… Milliyet muhabiri Nedim Şener… O da ‘Hrant Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları’ başlıklı kitabı nedeniyle 10 Haziran 2009’da hâkim karşısına çıktı… İddianamede, Şener’in hakkında, Emniyet Genel Müdürlüğünün ihbarı üzerine açılan davada, ‘Hrant Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları’ başlıklı kitabında emniyet mensupları Muhittin Zenit ve Ramazan Akyürek’e “hakaret etmek”, “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs etmek” ve “haberleşmenin gizliliğini ihlâl etmek” suçlarından cezalandırılması isteniyor… Şener’in hakkında, Özel Yetkili İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen iki davadan toplam 28 yıl hapis cezası isteniyorken; Dink’in katil zanlısı Ogün Samast için ise 20 yıl hapis cezası talep edilmişti… “Devlet Politikası” “Türk(iye) Devlet Politikası”nı en iyi, A. Compte’un, “Kimse ödevini yapmanın ötesinde haklara sahip değildir,” betimlemesi anlatırken; buna, John Trenchard’ın, “Ordunun en büyük güce sahip olduğu devlet kesinlikle askeri bir devlettir”; John Sharp Williams’ın da, “Okuduğum tarih, en kötü devletin çok fazla büyümüş devlet olduğu konusunda beni ikna etmiştir,” sözleriyle vurguladıkları negatif de eklenmelidir… Özellikle İttihat ve Terakki’den Kemalizm’a; onlardan da Seferberlik Tetkik Dairesi-Kongerilla-Susurluk-Şemdinli-Ergenekon vb.’lerine uzanan “Türk(iye) Devlet Politikası”; resmi inkâr ve imha konusunda “evrensel bir örnek” özelliği de taşır. Örneğin “İsrail bölgeye entegre olmak için 301’i mi örnek alıyor?” sorusunu dillendiren Zvi Barel ekliyor: “Ülkenin Yahudi kimliğini inkâr etmenin hapisle cezalandırılmasına yönelik bir yasanın önerildiği İsrail, görünüşe göre Türkiye… gibi ülkelerin baskıcı yasalarını örnek almaya başlamış!”[2] “AİHM’deki davalar sonucunda şikâyetçi vatandaşlarına bir yılda 7 milyon avro”[3] ödeyen şiddetle karakterize olan “Türk(iye) Devlet Politikası” için Zvi Barel’in saptamasının çok önemli olduğundan şüphem yok… Çünkü “Türkiye” denilen coğrafyada hukuk(suzluk), adalet(sizlik), vd. soru(n)lar tüm yakıcılığıyla tarihin uzatmalı gündem maddeleridir… Hukuk(s uzluk), Adalet(sizlik), vd’leri Eduardo Galeano’nun, “Adalet adil mi?”[4] sorusu kilit önemdedir! Çünkü Leyla İpekçi’nin de işaret ettiği gibi, “Adalet yoksa özgürlük de yoktur”! 28 Mayıs 2009 tarihinde, Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde sadece görüşlerimi açıkladığım için, “suçun işleniş biçimi, kastının yoğunluğu, suç işlenmesindeki ısrarlı davranışları, suçun işlendiği yer ve zaman unsurları birlikte nazara alınarak takdiren teşdiden 6 ay hapisle cezalandırılmış” birisi olarak şunu açıkça söyleyebilirim: Türkiye’de adalet adil değildir; “hukuk” ise, muhalifleri cezalandırmaktan başka bir anlam taşımayan “hukuk(suzluk)”tan başka bir şey değildir; olmamıştır da! Açık, açık belirtmeliyim: Türk(iye) hukuk(suzluğ)u; “…‘Uygarlıkları’nın ve ellerinde tuttukları öldürme gücünün verdiği güvenle davranan tuzu kurular, ‘adaletlerinin’ geçerliliğinin kalmadığını, tek söz söyleme hakkının kendilerinde olmadığını anlamalıdır artık,” diye haykıran Jacques Vergès’in, “Kimsiniz? Neyi temsil ediyorsunuz? Nedir tarihsel olarak varlık nedeniniz?”[5] sorusunu yanıtlamakta acizdir! Sadece ‘Mavi Kitap’ mı? Değil elbet! Ona benzeyen, hemen her şey Türk(iye) hukuk(suzluğ)unun keyfi şiddetine maruz kalmaktadır! Örneğin, Mahmut Alınak, Başbakan Erdoğan konusunda ne dese “suçlu” bulunmaktadır![6] Örneğin, mahpushanelerde insanların yakılıp, kurşunlanarak katledildiği “Hayata Dönüş” davası düşürülmüştür![7] Örneğin, taş atmaya 23 yıl, bomba atmaya ise 3 yıl “ceza” veriliyorken;[8] öldürene 20, katliamı yazana da 28 yıl hapis isteniyor![9] Örneğin, 9 bilye ve 1 sapanla yakalanmak bir çocuğun 112 yılına mal oldu;[10] sonra da cinayete 6, slogan atmaya 16 yıl “ceza” veriliyor![11] Böylesi bir “adalet” adil olabilir mi? Elbette, hayır! Yeri geldi nakledeyim: Adli Tabip Dr. Şebnem Korur Fincancı, “Hâkim ve Savcılarda Birkaç yıl önce ‘işkence bazı durumlarda meşrudur’ diyenlerin oranı yüzde 26’ydı. 2008’de bu oran yüzde 51’e çıktı. Hâkim ve savcıların ise yüzde 76’sı böyle düşünüyor,” derken; Meclis İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Zafer Üskül de, işkencecilerin cezalandırılmadığını kabul ederek, “Türkiye’de en büyük sıkıntımız, işkencenin yapanın yanına kâr kalmasıdır,” diyor! Bitmedi! Dahası da var! * Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 2004 yılında Mardin’in Kızıltepe ilçesinde polis ateşi sonucu 12 yaşındaki Uğur Kaymaz ve babası Ahmet Kaymaz’ın öldürülmesiyle ilgili davanın temyiz incelemesini tamamlayarak, yerel mahkemenin polisler için verdiği beraat kararını onadı. Karara hiçbir hâkim muhalefet etmedi…[12] * Adana’da daha önce “örgüt propagandası yapmak ve örgüt üyeliği” suçlamasıyla dört yıl sekiz ay 20 gün hapis cezası alıp beş ay tutuklu kalan 17 yaşındaki T.T., bu kez de başka bir eylemden ötürü cezalandırıldı. Bu eylemden dolayı da 59 gün tutuklu kalan T.T., yine dört yıl sekiz ay 20 gün hapse çarptırıldı. Toplamda, dokuz yıl yedi ay 10 gün hapis cezası alan T.T., iddiasına göre, cezaevinde kaldığı süre içerisinde dövülmüş, ıslatılmış, o hâlde sırtına binilmişti…[13] * 2. Ordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi, sivil infazları “yasalara uygun” buldu ve “Askerler silah kullanma yetkilerini kullanmışlardır,” dedi… Dersim’de odun toplamaya giden Bülent Karataş’ın askerlerin açtığı ateş sonucu öldürüldüğü, Rıza Çiçek’in ise ağır yaralandığı olayla ilgili ailelerin suç duyurusunu görüşen Askeri Mahkeme, Karataş’ın çatışma esnasında öldürüldüğünü savundu…[14] * İstanbul Esenyurt’ta işçi kurultayı için bir tekstil fabrikası önünde bildiri dağıtan iki işçiye fabrikadan çıkan güvenlik görevlisi ateş etti. Biri omzundan diğer ise bacağından yaralandı. Saldırıyı protesto etmek için fabrika önünde eylem yapan Esenyurt İşçi Platformu’na polis müdahale etti. Üçü kadın dört protestocu “kuvvetli suç şüphesinin varlığı” nedeniyle “polise mukavemetten” tutuklanırken, aynı mahkeme, “Havaya ateş ettiğim doğrudur. Ancak benden başka ateş edenler de oldu” diyen saldırganı tutuksuz yargılanmak üzere serbest bıraktı…[15] Burada durup; Jacques Vergès’in, “Bir davada yargılanan insandır,” diye hatırlattığı gerçeğe sırt dönen Türk(iye) hukuk(suzluğ)unun; “Davada yargılananları öteki, düşman” olarak gördüğünün altını özenle çiziyorum! ‘Mavi Kitap’ Bu çerçevede ‘Mavi Kitap’ın başına ge(tiri)lenler “şaşırtıcı” değildir! “Neden” mi? Gayet basit… Şükrü M. Elekdağ’ın, “Mavi Kitap savaş propagandasıdır;” Andrew Mango’nun, “Mavi Kitap’ı yazanların başında bir İngiliz diplomat vardı: Lord Bryce. Sonradan İngiltere’nin Washington elçisi tayin edilmişti. Amerika o zaman daha savaşa girmemişti. Ve Alman propagandası o dönem Amerika’da oldukça kuvvetliydi. Amerikan kamuoyunu müttefikler lehine çevirmek amacıyla böyle bir kitap hazırlandı. Ünlü tarihçi Arnold Tonynbee de çalışmaya katıldı, ama iyi bir tarihçi olduğu için daha sonra bir kitabında bunun propaganda olduğunu itiraf ediyor. Bugünlerde hiçbir ciddi tarihçi Mavi Kitap’a önemli belge gözüyle bakmıyor,”[16] dedikleri ‘Mavi Kitap’; Mango’nun “iddaları”nın tersine Arnold Tonynbee’nin Profesör Dadrian’a yazdığı mektubunda işaret ettiği gibi, [17] tarihi bir belgedir… Kaldı ki ‘Mavi Kitap’ın önsözünü kaleme alan Ara Sarafyan’ın da, “Akademik anlamda güvenilirdir,” dediği söz konusu yapıta karşı; baskılar dışında, Kaynak Yayınları tarafından i) ‘Taşnak Partisi’nin Karşıdevrimci Rolü’, ii) ‘Kızıl Kitap’, iii) ‘Ermeni Milliyetçi Akımları’; iv) ‘Taşnak Partisi’nin Yapacağı Bir Şey Yok’ başlıklı kitaplar yayınlanmış[18] olmasına rağmen “cezai” hiçbir tedbire maruz kalmamışlardır! O hâlde, aynı konuya ilişkin ama resmi ideolojiden farklı görüşler dile getiren ‘Mavi Kitap’ta Türk(iye) egemenlerini rahatsız eden bir şey vardır! İşte ‘Mavi Kitap’ konusunda kafa yorulması gereken nokta, tam da burasıdır! Kanaatim odur ki Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin, Şükrü Elekdağ’ın ‘Agos’ gazetesi ve tarihçi Taner Akçam hakkında açtığı davayı kısmen kabul ederek tazminat ödenmesine karar vermesi de bundandır. [19] Ragıp Zarakolu’nun belirttiği gibi, “Bu durum, özel hukuk alanına giren ‘kişisel hakaret’ suçlamasının, nasıl siyasal ve ideolojik amaçla saptırılıp kötüye kullanılacağının bir örneği. Sadece Türklüğü, kutsanmış Türk devletini, onun ordusunu, milletvekillerini, bürokratik kurumlarını değil, kutsanmış, emekli elçilerini, eski emniyet müdürlerini de eleştiremezsiniz. Hatta yerel bir gazete iseniz, kaymakamı, nahiye müdürünü bile eleştiremezsiniz… Peki Mavi Kitap olayının aslı ne? 1915 Ermeni Tehciri ile ilgili tanıklıkları İngiliz Parlamentosuna ileten bir derleme. O dönemde Osmanlı devleti ile savaş hâlinde olan İngiltere’nin bunu propaganda amaçlı olarak kullanması doğal. Ama bu içindeki gerçek tanıklıkların tarihsel değerini azaltır mı? Siz de adam olup, o vahşeti yapmasaydınız, adamların eline propaganda malzemesi vermeseydiniz.”[20] Kaldı ki, 1915’te Kafkas Cephesinde bir subay olan Şevket Süreyya Aydemir’in, Birinci Dünya Savaşındaki Türk- Ermeni boğuşmasının insanlık tarihinde unutulmasının daha iyi olacağını yazdığı[21] herkesi bilgisi dahilindeyken; olup-bit(mey)eni, ‘Mavi Kitap’ta dahil, tüm kaynaklardan öğrenmenin ne gibi bir sakıncası olabilir? “Mavi Kitap’ın yayımlanması, hem kitabı kaynak olarak kullanmak isteyenler hem de bu kitaba karşı konumlanan çevreler için sevindirici olmalı. Kitabı reddedenler, en azından kamuoyunun neyi reddettiklerini tam olarak görmelerine fırsat tanındığı için mutlu olmalılar”dı[22] değil mi? Ancak böyle olmadı! Olamazdı da! Çünkü ‘Mavi Kitap’, gizli tarihten, Ermenilerden, soykırımından[23] söz ettiği için “Olmazdı, olamazdı”! Prof. Dr. Kemal Karpat’ın, “Ermenistan’ın siyaseti kanla boyanmıştır, komitacı bir ruhla işlenmiştir,”[24] dediği veya Erol Ertuğrul’un da, Ermeniler yayılmacı ve sömürgeci ülkelerin kışkırtmalarına kanarak, kendi vatanlarına ve devletlerine hayınlıklar yaptılar. Ve bunları, Osmanlı dört bir yanda savaş içindeyken yaptılar. Sonuçta Osmanlı hükümeti, 14 Mayıs 1915 tarihinde, “Zorunlu Göç Yasası”nı çıkararak, bu durumu önleyip Ermeni çetelerini etkisizleştirmeye karar verdi. Çeteler kuran, katliamlar yapan Ermeniler, bulundukları yerlerden devletin gözetiminde daha iç bölgelere göç ettirildiler. Bu göçler sırasında, hastalıklar, yoksulluk, olanaksızlıklar ve zaman zaman da, öç alma duyguları ile birçok Ermeni yaşamını yitirdi. Günümüzde sözde soykırım diye tutturulan olayın özü budur. Türkiye, Osmanlı arşivlerini incelemeye açmıştır,”[25] resmi yalanına sarıldığı Ermeni düşmanlığı bunu kabullenemezdi; kabullenmedi de… Ermeniler… Hrant’ın Kardeşleridir… Kardeşlerimizdir… Kardeşimiz Hrant’ı kimin, niye ve hangi “gerekçe”yle katlettiğini hâlâ bilmeyen var mı? Zannetmiyorum! Ermeniler, Anadolu’nun en eski halklarından biri. Herodot’a göre, Ermenilerin ataları olarak görünen Armenlerin Anadolu’ya göçü İÖ V. yüzyıldan önce gerçekleşmiş. Bir başka yoruma göre ise Ermenilerin Doğu Anadolu’ya yerleşmeleri Hıristiyanlık öncesi bin yıla kadar geri gidiyor. Ermeniler kendilerine ‘Hay’ diyor. Anadolu’da İÖ VI. yüzyıl ile Osmanlı hâkimiyetinin kesinleşmeye başladığı XV. yüzyıl arasında çeşitli aralıklarla birkaç Ermeni hanedan ve devletinin hüküm sürdüğü biliniyor. Ermenilerin Anadolu topraklarındaki varlıkları Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Osmanlı devletinin aldığı ‘tehcir’ kararıyla büyük bir kayba uğruyor. Göçe zorlanan on binlerce, yüz binlerce Ermeni yaşamını yitiriyor. Geriyeyse bugün en iyi ihtimalle 80 bin Ermeni kaldı. Onlarsa geçmişten gelen acı hikâyeler ve günlük yaşamda karşılaştıkları sıkıntılarla yaşamlarını sürdürüyor. Ermeni tarihi, birbirinden yüzyıllardır ayrı düşmüş bir halkın da acılı hikâyesi aslında. İşte heykeli dikilen Ermeni alfabesi de böyle bir bölünmüşlüğün içinde ortaya çıkmış. Aydın bir din adamı olan Mesrob Maştotz tarafından 405 yılında yaratılan alfabe, bir anlamda Ermeni halkının yeniden doğuşunun simgesi olarak da kabul ediliyor. Alfabenin doğuşundan sonra sonra yaşanan ‘Altın Çağ’ dönemindeki çevirmenlerin anısına her yıl Türkiye’de, Ermenistan’da ve diaspora Ermenileri arasında Tarkmançats (Çevirmenler) Bayramı kutlanıyor. Ancak bugün Ermenice Türkiye’de ‘Vatandaş Türkçe Konuş’ kampanyalarıyla evlere saklanmış durumda. Birçok Ermeni ana dilini kullanmayarak unutmuş, kimileriyse hiç öğrenememiş bile. Bugün Ermenistan’ın nüfusunun yaklaşık 3 milyon. Ancak Fransa’dan Amerika’ya İngiltere’den Suriye’ye kadar birçok ülkede Ermeni halk bulunuyor. Bunlar niye böyle oldu? ‘Mavi Kitap’, bu soruları yanıtlanması için önemliyken; tam da bunun için “cezalı”! 1909 Adana’sı Evet, şimdi, 2009 yılında, 1909’dan tam 100 yıl sonra, Rufus Choate’in, “Kitap, tek ölümsüzlüktür,” sözünü anımsayarak ‘Mavi Kitabı’, Ermeni soykırımına ilişkin kitapları okuma zamanıdır… Evet, evet 2009 yılında, 1909’dan tam 100 yıl sonra yani “1909 Adana Olayları’ndaki Ermeni öldürülmeleri”[26] tam 100 yıl sonra… Oral Çalışlar’ın ifadesiyle, “1909 yılının Nisan ayında Adana’da bir Ermeni katliamı oldu, 20-30 bin Ermeni yaşamını yitirdi.”[27] Helen Davenport Gibbons’ın, ‘Tarsus’un Kırmızı Kilimleri’ başlıklı yapıtı, bu konuya değiniyor.[28] Helen’in annesine yolladığı mektuplar 1909 yılının Nisan ayı yaklaştıkça endişeli bir hâle dönüşmüştü. Adana’da 25-30 bin Ermeni’nin yaşamını yitirdiği katliamın başladığı 14 Nisan günü Tarsus’ta da olaylar başlamış ve günlerce sürmüştü. Tarsus Amerikan Koleji’nin yer aldığı bölge Ermeni mahallesinin ortasındaydı. Kolejin yüksek duvarları vardı. Saldırıya uğrayan Ermenilerin bir kesimi canlarını kurtarmak için okul binasına kaçmışlardı. Bu kaçışları Helen, 16 Nisan 1909 tarihli mektubunda annesine şöyle anlatmıştı: “Herbert’(eşi)in en sevdiği küçük bir çocuk başı yarılmış bir hâlde yanıma geldi. Babası evlerinde canlı canlı yakılmış ve küçük kız kardeşi de yaralanmış. Boynundan kurşun yarası almış bir adama bandaj hazırlıyordum... Cuma gecesi. Gökyüzü ateşten kızıllaştı. Ufkun yarısı alevler içinde; bütün Ermeni mahallesi yanıyor. Bizim yerel öğretmenlerimiz ve Henri İmer yönetimindeki oğlanlar cesurca alevlerle mücadele ediyorlar... Durumumuz giderek kötülüyor. Yangın bizi tehdit ediyor. Dört yüzden fazla mülteciyi barındırıyoruz; inleyen, dehşet içinde, kurşun menzilinin dışında kalmaya çalışan bir kitle.”[29] 17 Nisan tarihli mektupta da şu satırları görüyoruz: “Sekiz yüz evin yandığını söylüyorlar. Evlerde hâlâ insanlar var. Eğer kendilerini gösterirler veya pencere ve çatılara çıkmaya kalkarlarsa vurulurlar.”[30] Aynı konuda Türk Tarih Kurumu yayını olan Mehmed Çetin Börekçi’nin hazırladığı ‘Anadolu’da Tanin’ başlıklı kitapta ‘Tanin’ gazetesinin başyazarı Ahmet Şerif beyin Anadolu’ya yaptığı gezilerin izlenimleri yer alırken; Ahmet Şerif, 10 Ocak 1910 tarihinde, yani olayların 9 ay sonrasında Adana’ya yaptığı gezinin ardından bu şehirdeki durumu anlatırken Ermeni mahallesini şöyle tasvir ediyor: “Bilinen feci olayın meydana geldiği sahne olan Adana, bugün de, üzüntü ve acıma duygularını çekecek durumdadır. Şehrin bazı kısmı, hâlâ, harabe şeklindedir, yanmış yıkılmış evler, olayın hayatta olan şahidi gibi, hatıraları tahriş ediyor ve bu hatırlama, düşünceleri, olayın sebeplerini araştırmaya itiyor.”[31] 1909 olaylarının gelişimini Ahmet Şerif şöyle özetler: “Bundan sonra ne yapacağını, nereye gideceğini bilemeyen, şaşırmış, kudurmuş bu kitle hücum etti, öldürdü, yıktı ve yaktı. Uzak vilayetlerden, ta Kürdistan’dan, iş bulmak için gelen binlerce kişi, yağmaya koyuldu, evlerde, dükkânlarda bulduğunu aldı. Burada açıklanması gereken bir gerçek var: İslâmlar her yönden saldırdıkları, yaktıkları ve yıktıkları hâlde, Ermeniler, öteye beriye kapanarak, çekinerek yalnız savunma ile yetinmişlerdir.”[32] Adana katliamını araştırmak için görevlendirilen Osmanlı Meclisi Mebusan üyeleri de Ahmet Şerif’in saptamalarına benzer saptamalarda bulunmuşlar ve bunu bir rapor olarak hazırlamışlardı. 1909 olayları tarihimizin üzüntü verici sayfalarından birisiydi. Çok büyük acılara yol açtı. Helen Davenport Gibbons’un tanık olduğu Tarsus’taki olayların ardından 9 ay geçtikten sonra Tarsus’taki manzarayı Ahmet Şerif Bey 23 Ocak 1910 tarihli Tanin’de şöyle anlatıyor: “Olayda, Ermeni mahallesi yanarak, dört beş yüz aile açıkta kalmıştır. Mahalle bugün bile, o hâlde duruyor. Aslında, Tarsus’ta bir şey yok iken, Adana olaylarının etkileri ve bir gün, trenden çoğu uzak vilayetler halkından olan, birçok adamların çıkarak, halkı teşvik etmeleri, Ermenilerin Tarsus’tan öteye, beriye kaçmaya başlamaları meseleyi alevlendirmiştir. İlk silah, istasyonda patlamış, bundan sonra silah olan yerlere hücum edilerek, olaylar başlamış, Ermeni mahallesi ateşe verilmiştir. Bunun sonucunda tabii sıra yağmaya gelir. Bugün, yetim bir durumda olan Ermeni mahallesinin durumu, Tarsus için kanayan bir yaradır.”[33] Durum buyken; “Adana’da da Ermeniler ayaklandı. Amaç Kilikya’da bir Ermeni hükümeti kurmaktı… 14 Nisan 1909 günü Adana’da Ermenilerin Türk mahallelerine silahlı saldırısıyla başlayan ayaklanmanın ‘tek sorumlusu’ olarak piskopos Muşeg’i gördüğünü söylüyor Cemal Paşa,” diyen Avni Özgürel ekliyor: “2 bin kadar Türk öldürülen Adana olaylarından sonra Cemal Paşa, Batı’ya şirin görünebilmek için 47 Türk’ü idam ettirdi...”[34] “Resmi tarih” tam da bu yani Avni Özgürel’in yaptığıdır… Bu manipülasyonlardan kurtulmak, yalanın egemenliğini yerle yeksan etmek için şimdi, her şeye karşı yasaklara karşı özgürlüğü savunma zamanıdır… N O T L A R [*] Esmer, No:54/9, Eylül 2009… [1] Bulwer-Lytton. [2] Zvi Barel, “İsrail Bölgeye Entegre Olmak İçin 301’i mi Örnek Alıyor?”, Ha’aretz, 31 Mayıs 2009. [3] Mesut Hasan Benli, “Türkiye’den, Şikayetçi Vatandaşlarına Bir Yılda 7 Milyon Avro”, Radikal, 22 Mart 2009, s.10. [4] “Irak’ta Bush’a ayakkabısını fırlatan gazeteci 3 yıl hapse mahkûm ediliyor, ödüllendirilmesi daha doğru olmaz mıydı? Kim terörist, ayakkabı fırlatan mı, fırlatılan mı?” (Eduardo Galeano, “Adalet Adil mi?”, Pagina 12, 8 Mayıs 2009.) [5] Jacques Vergès, Savunma Saldırıyor, Metis Yay., İkinci baskı., 2009. [6] İsmail Saymaz, “Alınak Erdoğan’a Ne Dese Suç!”, Radikal, 9 Nisan 2009, s.9. [7] “Hayata Dönüş Davası Düştü”, Cumhuriyet, 29 Nisan 2009, s.3. [8] “Taş Atmaya 23 Yıl, Bombaya 3 Yıl”, Günlük, 10 Nisan 2009, s.7. [9] “Öldüren 20, Yazana 28 Yıl Hapis İsteniyor”, Evrensel, 6 Haziran 2009, s.15. [10] Ersin Çelik, “9 Bilye ve 1 Sapan 112 Yıla Mal Oldu!”, Evrensel, 29 Nisan 2009, s.3. [11] Mahmut Övür, “Cinayete 6, Slogan Atmaya 16 Yıl”, Sabah, 19 Haziran 2009, s.12. [12] Mesut Hasan Benli, “Uğur’un Vücudundaki 13 Kurşuna ‘Beraat’ Kararı, AİHM’ye Gidecek”, Radikal, 20 Haziran 2009, s.8. [13] İsmail Saymaz, “17 Yaşındaki ‘Gösterici’ye Dokuz Yıl Hapis”, Radikal, 20 Haziran 2009, s.8. [14] Rüştü Demirkaya, “İnfaz Askerin Görevi!”, Günlük, 25 Mayıs 2009, s.7. [15] İsmail Saymaz, “Ateş Eden Serbest, Slogan Atan Hapiste”, Radikal, 22 Haziran 2009, s.8. [16] “Mavi Kitap Savaşı”, Radikal, 11 Mart 2005, s.7. [17] “Sayın Profesör Dadrian, 1 Kasım 1975’te gönderdiğiniz mektubu ve ekleri aldığıma çok sevinmiştim. Hislerim ve yargılarım her zaman olduğu gibi aynı. 1915’de Ermenilere yönelik olarak yapılan soykırım gerçekten büyük bir suç. Bugün Türkler bunu utançla anıyorlar, ancak insani duygular dahilinde ve büyük bir hata olarak bunu kabul edemiyorlar. 1968 yılında Van bölgesine yaptığım gezide bunu bizzat gözlemlemiş bulunmaktayım. Eğer gerçekleri yeniden yayımlamak ölüleri geri getirecek olsaydı, bunu yapacak ilk insan olurdum sanırım. Açıkça söylemek gerekirse, kişisel olarak bunu, (i) Türkiye’deki Katolik Ermeni toplumunun hatırına, (ii) Ermenistan ve Türkiye arasındaki yeni bir gerginliğin oluşmasını önlemek adına yapmak istemiyorum. Beni ve bu düşüncelerimi anlayacağınızı umud ederim. Saygılarımla. Arnold Toynbee.” (Aktaran: Saruhan Oluç, “Mavi Kitap ve Rezil Olma Meselesi”, Birgün, 15 Nisan 2005.) [18] A. A. Lalayan, Taşnak Partisi’nin Karşıdevrimci Rolü, çev: Kayhan Yükseler, Kaynak Yay., 2006… Kızıl Kitap, Çev: Kayhan Yükseler, Kaynak Yay., 2006… A. B. Karinyan, Ermeni Milliyetçi Akımları, çev: Arif Acaloğlu, Kaynak Yay., 2006… Ovanes Kaçaznuni, Taşnak Partisi’nin Yapacağı Bir Şey Yok, çev: Arif Acaloğlu, Kaynak Yay., 2005… [19] Akçam’ın kaleme aldığı ve haftalık gazetenin 6, 20, 27 Ocak ve 3, 10, 17 Şubat 2006 tarihli nüshalarında yayımlanan (Mahkûmiyete neden olan yazı, önce Birikim Dergisi’nin Kasım 2005 sayısında ardından da Agos gazetesinde dizi olarak yayımlanmıştı) “Gündüz Aktan ve Soykırımda Saik Meselesi” başlıklı makalede, kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu ve hakaret edildiği iddiasıyla Elekdağ, 20 bin YTL’lik tazminat davası açmıştı. [20] Ragıp Zarakolu, “Mavi Kitap Davası Daha Sürer”, Evrensel, 14 Ekim 2008. [21] Şevket Süreyya Aydemir, “Suyu Arayan Adam, Remzi K. E., 1979, s.117-121. [22] Suavi Aydın, “1915 Tartışmaları İçin Türkçede Geç Kalmış Bir Kaynak: Mavi Kitap ve Düşündürdükleri”, Birgün Kitap, 22 Mart 2006. [23] Geçerken anımsatalım: “Obama’nın Ermeni meselesinde ‘soykırım’ dememesi akılcıydı,” (Salil Tripathi, “… ‘Soykırım’ Sözcüğüne Odaklanarak İnsani Dürtüleri Unutuyoruz”, The Washington Post, 28 Nisan 2009.) diyorlar! [24] Deniz Tatarer, “Ermeni Siyaseti Kanla Boyanmıştır”, Cumhuriyet, 28 Mayıs 2009, s.6. [25] Erol Ertuğrul, “Boğazlayan Kaymakamı Kemal Bey...”, Cumhuriyet, 24 Nisan 2005, s.2. [26] Naci Kutlay, “Hrant Dink, Kürtler ve Ermeniler”, Radikal İki, 4 Şubat 2007, s.7. [27] Oral Çalışlar, “Derin Bir Acı...”, Radikal Kitap, Yıl:8, No:426, 15 Mayıs 2009, s.28-29. [28] Helen Davenport Gibbons’ın eşi de daha sonra ünlü bir tarihçi olarak tanıyacağımız Osmanlı İmparatorluğunun Kuruluşu isimli önemli kitabın yazanı Herbert Adams Gibbons’dı. [29] Helen Davenport Gibbons, Tarsus’un Kırmızı Kilimleri, çev: Attila Tuygan, Pencere Yay., 2009, s.85. [30] yage, s. 91. [31] Türk Tarih Kurumu Yay. olan Mehmet Asaf Bey’in savunmasını içeren “1909 Adana Ermeni Olayları ve Anılarım” Kitabı yayına hazırlayan İsmet Parmaksızoğlu., s.120. [32] yage, s.122. [33] yage,s.128-129. [34] Avni Özgürel, “İttihatçı-Ermeni İttifakları”, Radikal, 17 Nisan 2005, s.11.
|

