Küçük Burjuva İstikrar!...

Küçük burjuva çizginin bilindik reaksiyonudur kendi hatalarını kabul etmeme hali.  Hataları ve özürlü hali ne kadar somut olursa olsun o yine bilindik arayışlarla, kendi özürlü durumunu görmeme, kabul etmeme ve amiyane deyimle ‘yolun altına-üstüne düşerek’ bütün hatalarını karşısındakine yüklemeye, olmadı karşısındaki üzerinden izah etmeye çalışır.
Mütavazi olmak, yine aynı şekilde kendi hatalarını görmek, bunlardan sonuçlar çıkartmak ve istisna düzeyinde olsa da onun soy ağacında ‘benimde hatam oldu’ yazmaz. Yaşamın ve sınıf mücadelesinin karmaşık çelişkilerden müteşekkül yapısına rahmet okutur cinsinden ‘ancak ölüler hata yapmaz’ ironisi kadar onun soyağacı hatasızdır. Hatalara, olumsuzluklara herkes düşebilir, lakin küçük burjva çizgi asla. Onun bayrağında ne ‘benimde hatam oldu’ yazar, ne de özeleştiri!
Küçük burjuva çizgiye göre, olumsuzluklar, ‘suçlar’ hep başkalarına aittir. Dolayısıyla bunlar karşısında ‘öz eleştiri’ ve ‘hesap’ vermesi gerekenler kendi dışındakiler olmalıdır.  
Soyut bir tartışma yaptığımız düşünülmesin. Zira konumuz tam da somut bir mesele üzerinden, Halk Cephesi’nin geçtiğimiz günlerde küçük burjuva çamur nasıl olunurun isbatı durumundaki açıklamasıdır.
Konu, tahmin edileceği gibi DHF ile yaşanan sorun üzerinden yükselmiştir. Ancak Halk Cephesi soruna vesile olan gelişmeleri ters yüz etmekle de yetinmeyerek, hızını alamayıp tamda küçük burjuva devrimciliğine münhasır bir tarih bilinci, eleştiri-özeleştiri kavrayışıyla, ‘bir hareket ancak bu kadar doğru ve haklı olabilir!’liğini en üst seviyede kanıtlamanın yolu olarak, Maoist Parti’ye ilişkin tuttuğu secereyi komuoyuna sunarak küçük burjuva devrimciliğinin o çok önemsediği ‘kutsal’ görevini yerine getirmiştir.
Öyle ya bir kere karar verilmiştir. Bu böyük görev! yerine getirilecek. ‘Göz budaktan sakınılmayacak’ Karşısındaki, dost, devrimci, bunlar ‘büyük görev’ karşısında tali, hatta önemsiz meselelerdir. ‘Halk Cephesi’nin ‘sözünün üstüne söz söylemek’, dediğinin dışına çıkmak neymiş dosta da düşmana da gösterilecek’!.. Bunun için önce sıkı bir arşiv taraması yapılacak. Geçmişte muhasebesi yapılmış, tartışılmış, öz eleştiri, açıklama ve hesabı verilmiş konular olsada fark etmez. İnanırlığına gölge düşürmemesi açısından bunlar içerisinden “en can alıcılar” seçilecek ve dostluğun, devrimci dayanışmanın ruhuna rahmet okutur cinsinden “Düşmanlık”, “kışkırtıcılık”, provokatörlük”, “birlik bozgunculuğu”, “acizlik”, “saldırganlık”, “ajanlık”, “zavallılık”, “ahlaksızlık”, “soysuzluk”, “işkence yapanlar”…vb ima, karalama ve şaibe yaratmaya yönelik ifadelerle Kaypakkaya geleneği “gerektiği gibi” kamuoyu ve kitlelere tanıtılmaya çalışılır.
Komünist ve devrimci hareketin birbiriyle yaşadığı sorunlara ilişkin tarafların yaklaşımlarında devrimci bir ilke-prensip olarak bilerek yanlış bilgi verme, karalama, itham ve şaibe yaratacak söylem ve değerlendirmelerin yanlış olduğu gibi, bunlara itibar edilmemesi gerektiği de üzerinde hem fikir olunmuş bir “hukuk” ve yerleşmiş bir kültürdür.
Yerleşik tavır bu olmasına karşın Halk Cephesi bunları bir tarafa bırakmış ve esas olarak burjuvazinin komünist ve devrimci hareketi karalama amaçlı propagandasından bildiğimiz bu tanıdık, yabancısı olmadığımız burjuva silahla proleter devrimci çizgiyi “yere sermeye” öykünmüştür. Zira küçük burjuva çizginin ‘çamur ol-çamur at-çamura yat’ sarmalında eline almış olduğu bu itibarsız silahın Maoist parti gerçekliği karşısında bir hükmü olmayacağı açık olduğu kadar, Halk  Cephesi çevresine de bir şey kazandırmayacaktır.
Halk Cepesi’nin bugün eline alarak dostlarına doğrulttuğu bu silah  eğer anadan üryan gerçekten daha kuvvetli olsaydı esas sahibine (burjuvaziye) sınıf mücadeleleri tarihi boyunca büyük muharebeler kazandırırdı. Evet, Halk Cephesi, proletarya, ezilen ulus ve halklar nazarında fazlasıyla itibarsız olan bu araç ve metodlarla kendi hatalı tavrını aklama pozisyonuna düşmüştür. Böylesi tarzların her haliyle devrimci ilke ve prensipleri dejenere ettiği bilinmeyen, görülmeyen bir gerçek değildir. Dejenere edilmiş devrimci ilke ve prensiplerle kendi iç motivasyonunu sağlamaya yönelik reaksiyonlar yersizdir.
Ancak dostlarımızın bunlara tenezzül etmiş olmaları esas üzüntü vesilemizdir. Burada bir niyet tartışması yapmak anlamsızdır. Devrimcilerin niyetlerinden kuşkumuz olamaz. Bu ideolojik bir meseledir. Bir ‘suç’, ‘günah’ darlığında meseleye yaklaşılamaz. Küçük burjuva çizginin  ana doğrultusunda bugünki durumda varılan duraklar ve yarına ilişkin tüketilecek menzilde de varılacak son istasyon aynısı olacaktır.
Halk Cephesi bir yığın itham ve karalamayla sorunun esasını manüple etmemelidir. Açık, net ve tutarlı olmalıdır. Kendisince sahiplendiği mahallelerde devrimcilerin çalışmalarını şiddet dahi kullanarak engelleyen ve burası ‘benim mülküm’ diyen tutumunu ‘tutarlı devrimcilik’ adletmekte, ancak bu mahallelerde çalışma yapan, DHF dahil, devrimcileri provokatörlükle suçlamakta. Halk Cephesi karşı devrime hizmet eden bu yanlış tutumundan ya vazgeçmeli ya da tutarlı bir şekilde siyaset yasakçılığını savunduğunu ilan etmelidir. Bir an dahi olsa DHF’nin Halk Cephesi’nin iddia ettiği gibi “provokasyon amaçlı” çalışma yaptığını düşünelim. Ya Halk Cephesi’nin diğer devrimci demokratik kurumlarla benzer siyaset yasakçı tutumu yüzünden yaşadığı sorunlar ne olacak. Yoksa Halk Cephesi dışında bütün devrimci hareket provokasyon mu yaratıyor?!
Bilindiği ve anlaşıldığı üzere sorunların yaşanmasının esas sebebi Halk Cephesi çevresinin siyaset yasakçılığı ve burası “benim mahallem”, “benim parkım”, “benim sokağım” dediği mülkçü anlayışıdır. Özel mülkiyet dünyasına karşı mücadele yürütenlerin şimdiden mülkler sahiplenip, buraları devrimcilere yasaklayan çelişkili tutumlarını bir tarafa bırakarak bir kez daha Halk Cephesi çevresine bu yanlış yönelimlerinden vazgeçmelerini önermekteyiz.

 
Share