Korkularında asla haksız değiller

Hakim sınıfların korkularına “KAYPAKKAYA korkusu”nun katılması sebepsiz değildir. Kaypakkaya’nın görüşleri, istihbarat teşkilatının gizli raporlarındaki meşum ifadelerle; “ülkemizdeki ihtilalcı Komünizm’in en tehlikeli fikirleri” olarak not edilmiş, devletin “kırmızı çizgileri” arasına koyulmuştu zamanında...
Haklılardı bu korkularında. Zira Komünist mirasını devraldığımız SUPHİ TKP’sinin kısa dönem sonrası, ilk kez ve nitel olarak gelişmiş öncü partisiyle tanışıyordu bu coğrafya proletaryası ve devrimci halkları.
Türkiye-Kuzey Kürdistan şartlarının somut tahlili ve bilimsel tespitler üzerinde, devlet ve hakim sınıfların komprador bürokratik feodal-faşist karakteri, devrimin niteliği ve izleyeceği yolu, mücadele esasları ve esas mücadele alanları, esas örgüt ve örgütlenme biçimleri, devrimin önder ve temel gücü, devrimin ittifakları, devrimin hedefleri, devrimin dostları ve düşmanları, devrimin stratejik silahları gibi tüm temel meselelerde devrimin teori-pratiğinin en tutarlı çerçevede formüle edilmesi platformu ilk kez Kaypakkaya tarafından armağan ediliyordu ülke proletaryası ve halklarına…
İlk kez düşüyordu bu topraklara Halk Savaşı fikri; ilk kez düşüyordu bu topraklara Maoizm’in yıkıcı devrim izleri. İlk kez Maoist Halk Savaşı güzergahıyla gerilla savaşı tutuşturuyordu bu coğrafyanın kırlarını. Patron-ağa devletine korku salan büyük meydan okuyuş ilk kez ayakları üzerine sağlam basarak yükseliyordu büyük muştuya…
Haklılardı çünkü; ilk kez Kaypakkaya tarafından Kemalizm, faşist özüyle en aşağı indiriliyordu bu topraklarda; bu topraklarda ilk kez Kürt ulusuna uygulanan milli zulme parmak basılıp, “milli baskı şampiyonları” ve tüm sosyal şovenlerin gerçek yüzü teşhir edilerek milli zulme kararlı karşı çıkış bayrağı çekiliyordu en yukarı… Bu topraklarda Ermeni soykırımına ilk parmak basanlardandı…
Ve “ser verip sır vermeyen” bir idol büyüyordu kuşakları saran ve saracak olan o Komünist miras ve geleneğiyle… Devrimci teori ile devrimci pratiğin ahenginde patlak veren somut devrim projesinin rehberi doğmuştu sınıflar mücadelesi arenasında…  
Bir kez daha haklılardı kabuslarla uyanmakta; çünkü sınıf saltanatı iktidarlarına, proleter devrimci fikirlerle yoğrulan devrimci teori ve pratiğin gürbüz filizinde en büyük tehdidin tohumları serpiliyordu bu topraklara.  
Evet evet haklılardı “heyuladan” korkmakta; dizlerin bağı çözülürcesine titreyip korkmakta haklılardı; haklılardı çünkü, birer-üçer, beşer-onar ve on yedişer katlettikçe bitmiyordu onlar. Öbek öbek doğuyor dağlara, al bayraklarla kucaklıyor sokaklarda yığınları. Büyük kitleleri kucaklayarak devrimci eylemle maddi güce dönüşüyor Kaypakkaya fikirleri.
Korkularında sonuna kadar haklılar; çünkü Maoist Kaypakkaya güzergahında Halk Savaşı ısrarı dün kadar bu gün de güncel olarak geçerliliğini korurken, geniş halk kitlelerine umut vermeye devam edip; sanatçı, yazar ve diğer aydın çevreleri kucaklayarak en geniş toplumsal kesimleri sarmaya aday olarak gelişiyor.     
Kaypakkaya menşeli Komünist çığırın 72’den beri yol açtığı bu kasvet ve korku nüfuzunun Türk komprador bürokratik burjuva ve büyük toprak ağaları sınıflarında yarattığı kabus unutulmak bir yana; Kaypakkaya’nın kitleleri kavrayan bilimsel fikirleri her defasında egemenlerde histeri nöbetleri biçiminde tazelenmekte,  korkuları yeniden ve yeniden peydahlanmaktadır. Öyle ki, Kaypakkaya’nın ismini anmak bile suç sayılıp cezalandırılmaktadır. Yani, Kaypakkaya’nın görüşleri bir yana, ismine bile tahammül edilmemektedir.
Görüşleri son derece “tehlikeli” ve “sakıncalı” bulunarak, yasak prangaları vurulup büyük bir tahammülsüzlükle karşılandığı gibi;  bu görüşleri benimseyenler işkenceli sorgulardan geçirilip uzun yıllar hapsedilmektedir. Kısacası, “TC” devletinin faşist terörü, Kaypakkaya söz konusu olduğunda kendi hukuku karşısında bile sınır tanımayarak alabildiğine pervasızlaşmaktadır. Tarih bu terörün örnekleriyle doluyken; “demokratikleşme” zırvasıyla, “darbelerle hesaplaşma”, “kayıp ve faili meçhulleri açığa çıkarma”, “özgürlükleri geliştirme”, “ileri demokrasiyi kurma” gibi yalan ve boş iddiaların gündemde olduğu bugün de, aynı baskı ve terörün örnekleri pervasızlıkla yaşanmaktadır.
İşte; ilerici, aydın, demokrat-devrimci sanatçı kimlikleriyle Kaypakkaya’yı ve O’nun görüşlerini anmaktan imtina etmeyen Pınar SAĞ, Mehmet ÖZCAN ve Ferhat TUNÇ gibi sanatçıların, Temel DEMİRER gibi aydınlarımız “TC” devleti mahkemelerinde yargılanarak aylarca hapis cezalarına çarptırılmaları, Türk hakim sınıflarının Kaypakkaya’nın ismi karşısında duydukları bu tahammülsüzlük ve korkunun tezahürüdür. Demokratik Halklar Federasyonu aktivistlerine mahkemelerce ve aynı gerekçelerle (Kaypakkaya’yı “övdükleri” hapis cezasına çarptırılmaları aynı faşist mantalitenin dışa vurumudur. Faşist egemenlerin devrimden korkularını yadırgamadığımız gibi, demokratik gelişmeler karşısında faşizmi uygulamalarını da yadırgamıyoruz. Çünkü bu, onların sınıf karakteridir. Onların devleti de demokrasisi de ceberuttur. “Kaypakkaya’yı övdükleri” gerekçesiyle aydın-ilerici sanatçılara ve DHF temsilcilerine yağdırılan cezalar, egemenlerin korkularını tanımlarken; baskılarını tırmandıracaklarına da işarettir. Ne var ki, yıllardır uygulanan vahşi katliamlar, amansız baskılar ve azgın terör dalgaları nasıl ki demokrasi mücadelesini kesintiye uğratamadı, nasıl ki demokrat ve devrimcileri susturup bastıramadı, bundan sonra da bunu başaramayacaktır. Aydın, ilerici, demokrat olmak bedel gerektiriyorsa, bu bedeli ödemeye hazır sanatçı, yazar ve diğer aydınlar, demokrat devrimciler ve elbette Maoist Komünistler vardır. Kaypakkaya’yı anmak bedel istiyorsa, elbette bu bedeli göğüsleyen KAYPAKKAYA’cılar vardır; olacaktır da!

 
Share