Yazarın Diğer Yazıları
Devrim Hareketi Engellenemez
Hatalara yaklaşım-Liberalizm
Halka Karşı İşlenen Hiçbir Suç Cezasız Kalmaz
Reformizm Faşizmi Keşfetti
"Bahar Gelecek Karlar Eriyecek"
40. Yıl Vesilesiyle
Merkezi önderliği güçlendirmek esastır
Halkın Günlüğü'nü Güçlendirelim
"Parlayan Her Şey Altın Değildir"
Katliamın Mimarı Devlettir
Beraber Yürüdük Biz Bu Yollarda -ıı-
Beraber Yürüdük Biz Bu Yollarda
Silahlara Veda*
'Yeni Dönem' mi?
‘Şıracı’da Değil Kontra Tetikçi!
Küçük Burjuva İstikrar!...
Korkularında asla haksız değiller
Halkın Günlüğü İle Yenilenmek
Yanlış Doğruyu Geliştirir Ama Doğru Yanlışı Yalnızca Yadsır!
Devrimci Sol’un eleştirisi ve Maoist parti gerçekliği -V-
Devrimci Sol’un eleştirisi ve Maoist parti gerçekliği -IV-
Devrimci Sol’un eleştirisi ve Maoist parti gerçekliği -III-
Devrimci Sol’un eleştirisi ve Maoist parti gerçekliği - 2
Devrimci Sol’un eleştirisi ve Maoist parti gerçekliği - 1
| Devrimci Sol’un eleştirisi ve Maoist parti gerçekliği - 1 |
|
Sınıf Tavrı İsmail Uçar Doğruluğu ve yanlışlığı kadar dil, uslup ve metod konusunda da bilimsel olmadığından katılmadığımız birçok yan olmasına karşın, devrimci ve komünist hareket içerisinde son süreçte değişik konu başlıkları altında ideolojik mücadelenin yürütülüyor olmasını önemsemekteyiz. Bu tür mücadelelerin daha doğru bir zeminde ele alınması hiç kuşku yok ki tarafların hatalarını, eksikliklerini görmesini sağladığı kadar geliştirici-ilerletici bir rol de oynamaktadır. Devrimci ve komünist hareketin bir biriyle yürüttüğü ideolojik mücadele kapsamında gördüğümüz bir örnek de DHKP’nin yayın organı olan ‘Devrimci Sol’da “Direnmeyen Çürür” üst başlığı altında yayımlanan yazıdır. Mayıs 2010 tarihli Devrimci Sol’un 22. sayısında yayınlanan ilgili yazıda “Türkiye Solu Direnmemenin Bedelini Ödüyor” ara başlığı altında; ÖDP’den EMEP’e, SDP’den Halkevleri’ne, PKK’den MLKP’ye birçok kesim, parti ve hareket değerlendirilmektedir. Öncelikli olarak Devrimci Sol’un reformistlerden ulusal harekete, devrimci hareketten komünist harekete birçok kesimi aynılaştırarak, “Türkiye solu” kategorisinde ele almış olmasını doğru bulmadığımızı belirtelim. “Türkiye solu” ibaresi her bakımdan muğlak ve yetersizdir. Dolayısıyla Maoist hareketi “Türkiye solu” olarak görmediğimiz gibi, doğru ayrıştırmanın ya da tanımlamanın; Komünist hareket, devrimci hareket, ulusal hareket ve reformist hareket şeklinde olması gerektiğine ilişkin bir not düşmeyi zorunlu görmekteyiz. “Türkiye” tanımlaması da “Türkiye-Kuzey Kürdistan” biçiminde düzeltilmeye muhtaçtır. Devrimci Sol’un bizleri Komünist değerlendirmeme tutumunu göz önüne aldığımızda, “devrimci hareket” ifadesinin kullanılması daha bilimsel ve ciddi-sorumlu bir yaklaşım olurdu. Devrimci Sol, “Bir ayağıyla halk savaşına, bir ayağıyla sivil toplumculuğa basarak ayakta kalmaya çalışan MKP” başlığı altında 2. Kongre sonuçlarından yola çıkarak Maoist Partiyi de değerlendirmektedir. “Partimiz... Kongre zemininde... ulaşılan sentezlerle, eşitsizlikler dünyasının Türkiye-Kuzey Kürdistan parcasında siyasi iktidarı ele gecirmenin yegane yolu olan Halk Savaşı stratejisi daha berrak bir şekilde bilince cıkartılmıştır. II. Kongremiz... yakın devrim hedefimiz olan Yeni Demokratik Devrim ve durmaksızın Sosyalizm ve Komünizm’e kadar mücadele azminde olduğunu açıkça beyan eder.” (MKP II. Kongre Bildirisi) Devrimci Sol, Maoist partinin II. Kongre sonuç bildirisinde yer alan yukarıdaki değerlendirmeyi alarak şunları söylemektedir: “Türkiye solundaki legalleşme, düzenicileşme düşünüldüğünde, Halk Savaşı’nda, sosyalizm ve komünizmde ısrar, bir olumluluk olarak görülebilir. Ki bu anlamda bu hareketler, halen reformizm saflarında değil, devrim saflarında gördüğümüz hareketlerdir. Ancak bunun ötesinde sözünü ettiğimiz kongredeki birçok tartışma ve karar, ne halk savaşında ısrara, ne sosyalizmi, komünizmi savunma hedefine uygun değildir.” (Devrimci Sol-Sayı: 22 sf: 9) Devrimci Sol, her ne kadar Maoist partiyi “reformizmin değil devrimin saflarında” gördüğünü söylese de, “Kongrede alınan birçok karar, sivil toplumcu, reformist ve nihayet burjuva düşüncelerin belirlediği kararlardır.” değerlendirmesinde bulunarak Maoist partinin kongre sonuçlarını açıklarken farklı fikirlere yer vermesini eleştirerek bunun savaş örgütü gerçekliğine aykırı olduğunu iddia etmekte, dolayısıyla bir anlamda “ÖDP”leşme olarak görmektedir. Bununla birlikte kongre kararlarıyla birlikte kamuoyuna sunulan farklı fikirleri kongre kararıymış gibi ele alarak iradenin resmi kararları olmayan bu fikirler üzerinden değerlendirme yaparak kimi sonuçlara ulaşmaktadır. Devrimci Sol ile birçok temel meselede farklı eksenlerde olduğumuz bir gerçek. Bunlardan birisi de parti ve demokrasi anlayışıdır. Devrimci Sol, tek tip (monolotik) parti anlayışını savunmaktadır. Eşyanın tabiatı gereği parti içerisindeki farklı fikirlerin olduğu gerçeğini es geçmekte ve bunları yok saymakla ortadan kalkacağına inanan duruma düşmektedir. Devrimci Sol, farklı fikirlerin kamuoyuna açıklanıp açıklanmamasının doğruluğu yanlışlığı üzerinden eleştiri yapmamaktadır. Eğer böylesi bir eleştiri yapılmış olsaydı bu (doğru ya da yanlış) tartışılabilinirdi. Yani ilgili hareketi ne kadar güçlendirir ya da tersinden zayıflatır zemininde bu tartışmayı yapmak faydalı olabilirdi. Ancak Devrimci Sol burada farklı fikirlerin varlığı gerçeğini “çoğulculuk-ÖDP’leşme” olarak görmekte ve bu durumun savaş örgütü gerçekliğine aykırı olduğu tezini ileri sürmektedir. “İkili yan” olarak ifade ettiği bu durumun ise kaçınılmaz olarak ya “ayrılıklarla” ya da “reformizmin örgüt anlayışını ve giderek mücadele anlayışını benimseyeceği” sonucuna varır demektedir. Devrimci Sol, çok açık ki bu tesbitiyle Maoist partinin genel siyasal çizgisinden yola çıkarak objektif bir değerlendirme yapmak yerine bir nevi niyet tartışması yaparak ‘eğer böyle olursa buraya gider’ demeye getirerek müneccimliğe soyunmaktadır. Maoist partinin kongresinde tartışılan ve öneri olarak sunulan birçok konuyu kongrenin resmi sonuçlarıyla (kararlarıyla) eş tutan ve bunun üzerinden kendince ‘sivil toplumculuk’ eleştirisi yapan Devrimci Sol tipik Marksizim-Leninizim’den etkilenmiş küçük burjuvaziye has devrimci çizgisiyle içerisine düşmüş olduğu idealizmi Marksist-Leninist parti anlayışı diye bayrak yapmaktadır. Devrimci ve komünist hareketin toplamı açısından bir referans noktası olan bilimsel sosyalizm teorisi olduğuna göre bir eleştiri yapılırken hele ki eğer bu eleştiri bir hareketin niteliğine ilişkin yeni-farklı bir tesbiti de kapsıyor ise o zaman referans noktamızda hiç kuşku yok ki bu dostlarımızında kabül edeceği gibi bilimsel sosyalizim teorisi olmak durumundadır. Ve bu teorinin devrimin her bir meselesine ilişkin (parti, örgüt, devrimin yolu-hedefleri, dost-düşman ayrımı, uluslararası çizgi gibi) doğru-bilimsel ‘kabülleri’ üzerinden yaklaşmak Marksist bir tutum ve diyalektik bir metot olur. Peki ‘sivil toplumcu’ tesbiti yapan Devrimci Sol bunu yapmış mıdır? Hemen söylüyelim ki hayır. Maoist partinin siyasi iktisadi yapı, devletin niteliği, silahlı mücadelenin belirleyiciliği, devrimin hedefleri, devrimin yolu, dost ve düşmanların tesbiti, uluslararası çizgisi es geçilerek hangi bilimsel veriler üzerinden ‘sivil toplumculuk’ sonucuna varılmaktadır. Ya da sivil toplumculuğun hangi emareleri Maoist partinin bütün bu meselelerdeki tespit ve anlayışında-çizgisinde ya da pratiğinde görülmektedir? Bunlara hiç bir suretle değinmeyen Devrimci Sol çok açık ki gerçeğin yerine kendi öznelci niyetini koyarak bu değerlendirmeleriyle katıksız bir subjektifizm bayrağı sallamaktadır. Üstelik olanı değil görmek istediğini görmeye çalışan tavrıyla bu bayrağı idealizmden müzdarip koluyla tuttuğunun farkında dahi değildir. Dostlarımıza haksızlık etmeyelim bütün bu değerlendirmelerinde “veri” aldıkları şeyler vardır! Bu da dediğimiz gibi dostlarımızın, olanı değil görmek istedikleri “verilerdir.” Bunla ise kongrede sunulan önerilerdir. Çok doğal ki bu öneriler içerisinde yasal partiyi stratejik gören anlayışlarda olabilir, kadın sorununda farklı yaklaşım içerisinde olanlarda. Veya 8 Mart dünya emekçi kadınlar gününü 8 Mart kadınlar günü olarak görenlerde. Biz Maoistler buna bir parti içerisindeki farklı fikirler demekteyiz. Ve bunları ‘BİRLİK-MÜCADELE-BİRLİK’ diyalektiğiyle ele alarak farklı fikirler arasında uzlaşmayı değil mücadeleyi, biat etmeyi değil bir kişide olsa doğru bulduğu fikri savunmayı, bastırmayı değil farkli fikirlerin kendisini açıkça ifade etmesini, yanlış ve azınlığında olsa farklı fikirleri damgalamak yerine tartışma metoduyla doğru fikirleri güçlendirmeyi Maoist parti anlayışının önemli bir prensibi olarak ele almaktayız. Bunun adına ise iki çizgi mücadelesi demekteyiz. Küçük burjuva devrimci çizgilerinin ve monolitik parti anlayışlarının sonucu olarak dostlarımızın göremediği gerçek, yakalayamadıkları seviye işte burası yani Marksizim-Leninizm-Maoizm’dir. Eğer Marksizm-Leninizm-Maoizm kavrayışıyla bütün bu sorunlar ele alınmış olsaydı Devrimci Sol, “Kongrede alınan bir cok karar, sivil toplumcu, reformist ve nihayet burjuva düşüncelerin belirlediği kararlardır” diyerek şu rastgele cümleleri ardı ardına sıralanmazdı. Bakın Devrimci Sol kongre kararlarından da alıntılar yaparak ne diyor: Bunlardan biri şudur: “II. Kongremizin aldığı ... ‘parti icerisindeki farklı fikirlerin kitlelere açılması’ kararı; kitlelerin, partimizin resmi görüşlerinin yanı sıra parti içerisindeki farklı görüşleri de bilip tartışabilmesidir.” Kongre kararlarının açıklandığı raporda da farklı düşüncelerin belirtilmesi kararı hayata geçirilmiştir. Kongre raporunda ikide bir, karar açıklanıyor, altına da “bu konuda şöyle düşünceler de vardır” diye not düşülüyor. Sanki halk savaşı verecek bir örgüt değilde, bir “tartışma kulübü”, bir “fikir kulübü” var karşımızda. Yüzyıllık Leninist örgütsel ilkeler terk ediliyor. Bir savaş örgütünün olmazsa olmazları terk ediliyor.” Çoğunluk iradesinin kararlarına uymak örgütsel ilke ve prensipleri hiç bir suretle sulandırmadan farklı fikirler arasındaki mücadelenin bir partiyi ilerletmenin geliştirmenin dinamiği olduğu gerçeğini monolitik parti anlayışının sonucu olarak görmeyen Devrimci Sol farklı fikirleri ve bunlar arasındaki mücadeleyi yok saymayı savaş örgütü olmanın biricik garantisi ve dinamiği olarak ele almaktadır. Tarihsel tecrübelerin de gösterdiği odur ki; Maoist parti anlayışından uzak olan, partiyi yekpare gören, farklı fikirleri bastırarak parti içi demokrasiyi rafa kaldıran anlayışların ayrılıklara, hizipleşmelere ve yazlaşmalara davetiye çıkartması kaçınılmaz olmuştur. Parti meselesine yönelik bu temel anlayışta sorunlu bir kavrayışa sahip olan Devrimci Sol doğal olarak parti içerisindeki yanlış veya doğru olan farklı fikirlerin varlığını ve bunlara yaşam hakkı tanınmasını bir savrulma sivil toplumculuk olarak görmektedir. Farklı fikirler arasındaki mücadelenin esasta bir doğru yanlış mücadelesi olduğunu ve bunun nihayetinde ister azınlıkta olsun ister hakim halde olsun doğru fikirleri güçlendireceği bilimsel gerçeğine gözlerini kapayan dostlarımız, sınıf mücadelesinin kimi bazı başka konu ve görevleri konusunda ya kahramansın ya ihanetçi darlığındaki yaklaşımlarını bu konu özgülünde de “farklı fikirleri ne kadar bastırırsan o kadar devrimci örgüt olursun” anlayışıyla ele alarak, yine dogmatik bir şekilde parti sorununa yaklaşımda partiyi sınıflardan, bunlar arasındaki mücadeleden muaf gören bir bakış açısıyla bir partinin ne kadar devrimci, örgütün ise savaş örgütü olup olmamasını o partideki farklı fikirlerden ne kadar arındırılmış olmasıyla eş tutarak aksini sivil toplumculuk olarak ilan etmekteler. Bu kavrayışı asla bir ‘kusur’ olarak görmüyoruz(!) zira devrimci hareketin toplamının aşamadığı bu sorun esas olarak Maoizm’i kimilerinin reddetmeleri kimilerinin ise kavrayamamasından kaynaklanan Marksizm-Leninizm’den etkilenmiş olan genel siyasal çizgilerinin doğal sonucudur. Devrimci Sol, II. Kongre sonuçlarından hareketle (ki özelliklede farklı fikirler olarak ifade edilen kimi düşünce ve önerileri esas alarak) bu özgülde Maoist partiye, Maoist partiyi de dahil ederek genele yönelik yaptığı eleştiride odak noktası olarak direnmeyi alarak ‘Direnmeyen çürür’ tespiti yapmaktadır. Bu tespiti tereddütsüz olarak iktidar hedefine kilitlenmeyen, Türkiye-Kuzey Kürdistan gerçekliğinin bir sonucu olarak yüzünü devrimci savaşa, silahlı mücadeleye dönmeyen çürür şeklinde düzelterek katıldığımızı belirterek, önümüzdeki sayıda Devrimci Sol’un eleştirisini yaptığı diğer başlıklar üzerinden devam ederek özellikle de sıkça gündemleştirilen ‘direnenler-direnmeyenler’, ‘tasfiyeciler-devrimciler’ vb konulara ilişkin direnişten, tasfiyecilikten ne anladığımızı hangi politik-pratik yönelimlerin en radikal ya da tersinden genişleme-kitleselleşme, güncele müdahale etme söylemleriyle çürümenin, fersah fersah iktidar hedefinden uzaklaşmanın zeminini güçlendirdiğini tartışacağımızın notunu düşelim. |

