|
Nitel veya nicel her değişiklik koşulların ve ihtiyaçların sonucu olarak temelde iki şekilde görünürlük kazanır; Bunlardan birincisi geçmişin bütünlüklü bir değerlendirmesini yaparak artık bununla bir yere varılamayacağı sonucuna ulaşılarak mevcuttan bütün kökleriyle birlikte koprak “yeni” nitel bir değişikliğe gitmek. İkincisi ise hem ihtiyaçlara cevap olmada, hem de önümüze koyduğumuz hedefler konusunda mevcudun halen geçerliliğini koruduğu, dolayısıyla öz olarak devrimci dinamiğe sahip olduğu değerlendirmesinden hareketle bunun devrimci özüne sahip çıkarak ihtiyaçlar ekseninde bir takım yenilenmelere gitmek. Bu her iki değişiklik, ya da yenilenme kuşkusuz ki bilimseldir, doğrudur ve devrimcidir. Bunların dışındaki yaklaşımlar, yani; geçmişi külliyen inkar etmek, tarihi belirli bir kesitle başlatma tutumlarına soyunmak ve elinde kalmış ürünün etiketini değiştirerek kötü malına pazar yaratan işletmeci misali “değişim” iddiasıyla karşılığı olmayan büyük beklentilerde bulunmak. Veya tersinden hem varlığı itibariyle hemde aradan geçen süreç itibariyle esasta iddiasını yerine getirme konusunda bilimsel geçerliliğini yitirmiş, dolayısıyla devrimci dinamiklerini kaybetmiş ceset durumundaki bir şeyin ısrarla, tutucu ve doğmatik bir şekilde savunulucuğuna soyunmak. İnkârcılık ve tutuculuk bağlamında verdiğimiz bu iki örnek sınıf mücadelesinde <araçlar, programlar, stratejiler, taktikler vb. gibi esası ve taliyi teşkil eden konularda yapılan veya gidilen değişiklik, yenilik, yenilenme> gibi konularda bilimsel olmayan ara yaklaşımlardır. Şimdi konumuza < Halkın Günlüğü’yle yenilenmek başlığıyla bağlantısını kurarak > devam edelim. Devrimci bir kitle gazetesi olan Halkın Günlüğü soyut bir değişimin temsiliyeti veya iddiasında olmadığı gibi devrimci gazetecilik serüveninin öncellerini bugün ki deneyim ve tecrübenin esas dinamizmi olarak ele almaktadır. Dolayısıyla ne tarih bilincinden yoksun bir değişim ne de koşullar ve ihtiyaçlara göre kendisini yenilememe anlayışına sahiptir. Aksine üstlendiği görevi layıkıyla yerine getirebilmek için Yeni Demokrasi’den Devrimci Demokrasi’ye ve diğerlerine uzanan Kaypakkaya güzergahının bu mevzisindeki devrimci tecrübeyi kuvvetlendirmenin, ihtiyaçlar doğrultusunda yenilenmenin en önemlisi de proletarya, ezilen ulus ve azınlıklardan kitlelerin sesi olma görevini yerine getirmede tarihsel bir avantaj olarak ele almaktadır. Halkın Günlüğü’nün, periyoduyla, içeriğiyle ve bununla uyumlu olmasına gayret ettiği biçimsel görünümüyle kendi koşulları içerisinde önemli olsada, hiç kuşku yok ki, yazılı-görsel ve sözlü iletişim araçlarının oldukça yaygın olduğu günümüzde birçok boyutuyla yetersiz kalmaktadır. Hele ki bu yaygın iletişim araçlarının kitlelerin yaşam ve zihinlerini etkilemedeki kuvveti ve bu kuvveti elinde tutan gücün hakim sınıflar olduğu gerçeği göz önüne alındığında Halkın Günlüğü’nün etkisinin ‘denizde damla’ kadar olduğu gerçeğini objektif bir durum olarak kabul etmek durumundayız. Zira ‘denizde damla’ durumunu sınıf mücadelesi ve bu mücadelenin taraflarının eşitsiz güçlerinin doğal sonucu gördüğümüz kadar ‘damla etkisini’de gözardı etmememiz gerekir. Burada asıl önemsenmesi gereken, bir etkinin olduğu gerçeğidir. Doğrudur, bugün bu etki ‘damla’ düzeyindedir. Fakat asıl enerjiyi devrimci dinamizmi temsil eden kuvvet de bu küçük güçtür. İşte Halkın Günlüğü’nün birçok eksikliğine karşın kendisini yenileyerek sınıf mücadelesinin bu alanda ki görevlerini yerine getirme gayretindeki başarı ve başarısızlık tamamen <toplamda Halkın Günlüğü’nün bir bütün olarak ifade eden çalışanından-yazarına, dağıtımcısından-okuruna> bu kolektif camianın karşılıklı görev ve sorumluluklarını ne kadar yerine getirip getirmediğiyle doğrudan alakalıdır. Halkın Günlüğü’nün daha nitelikli ve etkili olma gayretini sahiplenip-güçlendirmek için çalışanından yazarına dağıtımcısından okuruna kadar herkesin önceki süreçten daha fazla bir çaba içerisinde olması gerektiği somut görevi önemsenmelidir. Kuşkusuz ki bu toplam içerisinde esas taşıyıcı görevi işin mutfağındaki çalışanlara ait olacaktır. Ancak görev dağılımından kaynaklı objektif bir durum olmakla birlikte diğerlerimizin gazetemizle ilişkilenmesinin zayıf, üzerimize düşen görev ve sorumlulukların yerine getirilmesinde hantal hareket etmemizin vesilesi olmamalıdır. Eğer ortak hedefimiz Halkın Günlüğü’nü belirli bir süre sonra haftalık ve uzun vadede ise günlük çıkartmak gibi bir sorumluluğumuz olduğunu kabul edersek gazetemizle olan ilişkilenmemiz sadece okur, sadece yazar, sadece dağıtan, sadece çalışan düzleminde ele alınmamalı ve bu görev az sayıdaki işin mutfağında olanlarla sınırlandırılmamalıdır. Objektif durum, iş bölümü, sınıf mücadelesinin diğer görevleri veya okur-yazar olarak kişisel plan-programımız elbette ki vardır-olacaktır. Lakin bütün bunlara karşın gazetemizle daha canlı-dinamik bir ilişkilenme, daha aktif sahiplenme ve katkı sunduğumuz oranda güçlendireceğimiz gerçeği gözardı edilmemelidir. Az üretip fazla ürün beklememeliyiz. Düzensiz ve özensiz yazarak daha fazla düzen ve nitelik talep etmemeliyiz. Kitlelere gazetemizin bizim götürdüğümüz kadar ulaştığı gerçeği zayıf kavranarak rahat-dikkatsiz davranıp neden gazetemiz az dağıtılıyor dememeliyiz. Bütün gelişmeleri kitlelerin nabzını titizlikle takip edip bunlara vakıf olma görevinde rahat davranıp sorasında ‘gazetemizin içeriği zayıf’ dememeliyiz. Bu ve benzeri görevlerin daha aktif olarak yerine getirilerek, daha nitelikli devrimci kitle gazetesi için, işin mutfağında olanlarımız görevlerini sadece belirlenen periyotta gazeteyi çıkartmakla sınırlı görmemeli. Yazarlarımız görevlerini bir makale yazmakla, dağıtıcılarımız her zaman aynı sayıda gazete dağıtmakla, okurlarımız sadece gazeteyi okumakla sınırlandırmamalıdırlar. Toplamımızın aynı eşitlikte gazetemize enerjisini veremeyeceği doğrudur. Ancak bunu söylerken başka bir doğru olan, olanaklarımızı ve koşullarımızı iyi değerlendirip zorladığımızda bu kolektif mevziiyi şimdikinden çok daha fazla güçlendirebileceğimiz gerçeği ötelenmemelidir. Bu gerçeğin işaret ettiği sorumluluk bizden daha nitelikli çaba beklemektedir.
|