Yazarın Diğer Yazıları
Devrim Hareketi Engellenemez
Hatalara yaklaşım-Liberalizm
Halka Karşı İşlenen Hiçbir Suç Cezasız Kalmaz
Reformizm Faşizmi Keşfetti
"Bahar Gelecek Karlar Eriyecek"
40. Yıl Vesilesiyle
Merkezi önderliği güçlendirmek esastır
Halkın Günlüğü'nü Güçlendirelim
"Parlayan Her Şey Altın Değildir"
Katliamın Mimarı Devlettir
Beraber Yürüdük Biz Bu Yollarda -ıı-
Beraber Yürüdük Biz Bu Yollarda
Silahlara Veda*
'Yeni Dönem' mi?
‘Şıracı’da Değil Kontra Tetikçi!
Küçük Burjuva İstikrar!...
Korkularında asla haksız değiller
Halkın Günlüğü İle Yenilenmek
Yanlış Doğruyu Geliştirir Ama Doğru Yanlışı Yalnızca Yadsır!
Devrimci Sol’un eleştirisi ve Maoist parti gerçekliği -V-
Devrimci Sol’un eleştirisi ve Maoist parti gerçekliği -IV-
Devrimci Sol’un eleştirisi ve Maoist parti gerçekliği -III-
Devrimci Sol’un eleştirisi ve Maoist parti gerçekliği - 2
Devrimci Sol’un eleştirisi ve Maoist parti gerçekliği - 1
| Yanlış Doğruyu Geliştirir Ama Doğru Yanlışı Yalnızca Yadsır! |
|
Genel kural olarak doğrunun yanı başında her zaman yanlış vardır; hatta bizzat içinde vardır. Diyalektik felsefede salt doğru veya salt yanlış diye bir şey yoktur. Zıtların birliği bunu açıklar. Yanlış doğruyu geliştirir; bir anlamda doğrunun gelişmesinin önemli gerekçelerindendir yanlış. Evet, yanlış doğruyu besler denebilir ama doğru asla yanlışı beslemez, gerekçesi ve geliştirici nedeni olmaz. Yanlış doğrunun ilerlemesine zemin sunarak gelişmesine yataklık yapar; ancak doğru yanlışı sürekli yadsır. İki yanlış bir doğru yapmadığı gibi, bir doğru bir yanlışın toplamı da bir doğru etmez. Ne diyalektikte ne de pratik yaşamda bu matematik değişmez. Yazık ki, bunun tersini yapmaya kalkışanlar hep olur. Doğruya yanlışı ekleyerek harman ederler ve savundukları doğruyu güdükleştirirler. Doğrunun kuyruğuna yanlışı takarak ikisini alakalı gösterirler. Tam da burada doğru ile yanlışın seçilmesi zorlaşır ama mutlak bir şart olur. Zira, doğruyla bezenmiş yanlış ya da yanlışa yedirilmiş doğru en tehlikelisidir. Din bilimsel olan her şeyin okkalı bir düşmanıdır. Uyuşturucu olma esprisi mecazi değil, adaplı bir gerçektir. İlerleme-değişme-değiştirme teori pratiğinin yumuşak ama köklü bir engelidir din. Fikrin çürüklüğü pratiğin çürüklüğünü de koşullar. Kadere inanan devrimi aklına-ağzına almaz. Bu engel ya da düşmanın mağlup edilip aşılması zorunludur. Eskinin hepsine ve dine saldırmak şart olduğu gibi, devrimci teorinin esaslı vazifelerindendir de… Uzatılması mümkün olan doğru görüşleri daha fazla sıralamak olası ama söylemekle yetindiklerimizin ana fikri buraya kadar doğru. Ama düşman kavramını da hedef alıp saldırma kavramını da formel mantıkla ele alamayız; analitik olmak nüansları yerli yerine oturtmak, dine saldırma şartı kadar önemli bir şarttır. Siyasetle stratejiyi fonksiyonuna ve içeriğine uygun olarak kullanmak durumundayız. Din en kötü niteliğiyle, siyasallaşmış veyahut yalın haliyle de, toplumsal kişiliğe ve hatta daha ilerisinde duran devrimci kişiliğe bile öyle ya da böyle sinmiştir, içine çökmüştür. Din ile amansız düşmanlığımızda bu gerçek bizi nesnel gerçeğe uygun hareket edip siyasete yöneltir. Gerçeği atlayan siyaset, yanlışın kuyruğuna takılmış doğrunun çökme kaderindeki kaçınılmazlık gibi, iflas etmekten kurtulamaz. Komünistlerin, dahası Komünist teorinin hücrelerinde bulunduğu iddia edilen din’in, ne kadar tehlikeli olduğu doğruyken, ne kadar ustaca saldırmamızın gerektiğini de açıklamaktadır. Salt düşmanın tehlikeli oluşuyla değil, onu hangi usullerle alt edebileceğimizle de ilgilenmek-alakalı olmak durumundayız. Ki bu, daha çok stratejik görüş ya da ideolojik güdüme has siyaset işidir. Velhasıl, eskiyi yıkma veya dine saldırma şeklindeki öz-ana düşünceyi, siyaset sahasına doğru uyarlamamızı, orada da iyi temsil etmemizi gerektirir. Buradaki doğruyu atladığımızda, ana doğrudan-doğrultudan uzaklaşmak niyetten bağımsız bir yol olur. Siyaset meselelerinin stratejiye/araçların amaca tabi ele alınması bozulmanın işareti değil, toplumsal ve tarihsel gerçeğin nesnel yasalarından çıkan teorinin izidir. Komünizmin kaçınılmazlığı teorisi ne kadar din ise, ‘’Devrimin çok uzun bir mücadeledir. Sabır gerektirir.’’ Demek de o kadar din’dir. Oysa, Komünizmin kaçınılmazlığı da, devrimin çok uzun bir mücadele olduğu da bilimsel doğrudur. Biri pratik ve tarih tarafından doğrulanmıştır; öteki Komünist öngörünün bilimsel yeteneği ile gerçeğe uygun olarak açıklanmıştır. Sübjektif değil, nesnel pratiğin teorik ürünleridir. Ama sabır telkini ucu açık söylemdir. Bütün bunlarda bir nokta önemlidir: teorik çerçeveyi aşamamaktan malul olan entelektüel rantçılık, gerçeğin tahtasına basamaz ve yaşam pratiğinde pirim yapmaz. Kitabi kıyaslarla Komünizmin örtülü mahkumiyeti ilan edilemez. Komünizm ne dinle barışıktır ne de ‘’birinci evresiyle eskimiştir.’’ Birinci evre sosyalizm ise, sosyalizm eskimedi. Komünizm bir toplumsal sistem olarak tek dünya toplumunu anlatıyorsa, bu hiçbir açıdan eskimedi. Kuramsal yapısı eskidi deniyorsa, bu kuram o toplumsal statüden güç alıyor ki, o ütopya eskimedi… Sabırlı olmayı salık veren görüşün yoruma açık esnekliği dinle akrabalaşırken, bu merteği görmeden ‘’TKP(ML)’’nin kirpiğiyle uğraşmak veya ‘’gözünün üstünde kaşın var’’ bahanesiyle anlamsız bir hırs beslemek yersizdir. Daha çıplak söylersek; sağ gösterip sol vurmak, kulağı tersten göstermek veya yanlışa hücum ederken doğruya salvolar yollamak tuhaftır. Açıklığı üryan edelim; on yıllar önce TKP(ML)’den kopan ve geldiği yerle güzergahını saklamayan Cem Somel’in ‘’günahı’’ TKP(ML)’ye yıkılamaz, fatura ona kesilemez. Cem Somel’in HAS Partide boy göstermesinden TKP(ML)’yi eleştirme vazifesi çıkarılamaz. Somel’in bu serüveninden çıkarsama yapılarak, ‘’Maoist ekolün, artık 21. Yüzyılda, yeni bir sentezle buluşmadığı taktirde, zıddına dönüşebileceğidir.’’ şeklinde ders çıkarılamaz, bu alakasızlıkla TKP(ML) hakkında hükme varılamaz. Bunun gibi, dolambaçlı falsolu yollarla Komünizmin hesabını görüp, geçer ayak bir şamar da oraya patlatma tavrı yanlış olduğu kadar yersizdi de. Ama görülüyor ki, bütün bunların esrarı, ‘’Komünizmin kapanmış birinci evresi…’’ iddiasında saklıdır. Evet, balans ayarı Komünizmin (‘’birinci evresi’’ adına) eskimiş olduğu yargısından çıkmaktadır. Komünizmi eski sunan görüş elbette TKP(ML) Yeni bir senteze davet edecektir; hem de Cem Somel tecrübesinden destek alacak kadar gülünç gerekçeyle… Komünizmin (‘’birinci evresi’’ itibarıyla da olsa) eskitilmesi o kadar tutarsız ki, yeni aşamanın ne olduğu-hangi toplumsal düzen olduğu tarif edilemez. İdeoloji ve teoride yeni aşamalar mümkün ve anlaşılırken, Komünizmde-yaşanmamış Komünizmde eskime veya yeni bir evre keşfetmek son derece garip ve ucubedir. Meseleyi biraz kabalaştırarak koyarsak; Komünizmin(isterse ‘’birinci evresi’’ ,tibarıyla densin) eskidiği teorisi ile sınıf mücadeleleri tarih oldu mucitlikleri arasında bir benzerlik yok mudur? Eskiye saldırma meraklısı çok. Ama gerçekte neye saldırdıkları ‘’meçul’’. Eskinin-eskimenin nerede, nasıl, ne zaman geçerli olduğunu iyi seçmek gerektir. Mekanik mataryalizme düşmeden… Yoksa, Komünizm’e eski demekten, belki de Ultra-Küresel ekleriyle yamamaktan sakınamayız. İcad edildikten bu yana proleter devrim dediğimiz olguya, ‘’artık eskide kaldı, yüz yıl oldu söyleneli’’ gerekçesiyle bile, yeni tarifler liyakatı gösterilebilir. Yüz yıllar da geçse, devrim devrimdir; başka bir şey denemez. Zaman aşımı tüm suçlara geçerli değildir. Şayet gerici egemen sınıflar iktidar gasp etme suçu işlediylerse, bu suçlarının cezası ömür billah değişmez, devrimle cezalandırılırlar. ‘’Yüzlerce yıl önce devrim dedik hala devrim diyoruz’’ gibi garabet güdüyle devrim demekten vaz geçilemez. Doğru ile yanlış titizlikle ayrıştırılmaz, bilakis iç içe serpilirse oradan yeni çıkmaz. |

