|
Kış ayları gerilla için en zor dönemlerdendir. Çetin doğa koşulları, barınak süreci gerillanın hareket serbestisini oldukça sınırlandırır. Gerilla mücadelesinin kış şartlarının ağır geçtiği Kuzey Kürdistan coğrafyasında yoğunlaşması da hesaba katılınca bu zorlu süreç daha da ağırlaşmaktadır. Bir yanıyla kış ayları gerilla için yoğun bir eğitim-araştırma dönemine işaret etse de diğer yanıyla büyük riskleri de barındırmaktadır. Düşmanın kış aylarında bu durumundan istifade ederek askeri operasyonları yoğunlaştırdığı da biliniyor. Ki gerek Maoist hareketin gerekse PKK’nin bu objektif durumdan dolayı ciddi darbeler yediği dönemler de yaşanmıştır. Son olarak da Dersim’de 7 HPG gerillası benzer koşullardan dolayı şehit düştü. İşte böylesi realite ekseninde faşizmin son dönemde pervasızlaşarak estirdiği tutuklama terörüne karşı yapılan protesto eylemlerinde Kürt gençlerinin attıkları “Bahar gelecek karlar eriyecek” sloganı önemsiz değildir. Evet, Kürt gençlerinin bu beklentisi boşuna değildir. Devletin Kürt ulusal hareketine karşı “KCK” adı altında başlattığı saldırı furyası yoğunlaşarak devam ediyor. Milletvekilleri, BDP yönetici ve üyeleri, belediye başkanları, yöneticileri, çalışanları, gazeteciler, akademisyenler, aydınlar…bir bütün sistemin sınırlarında siyaset yapma dayatmasını kabul etmeyen herkes tutuklanarak F tipi zindanlara konuluyor. Yaşanan bu saldırı furyasına karşı gerek devrimci-demokrat-yurtsever güçlerin gösterdiği tepki gerekse halkın ilgisi oldukça cılız-yetersizdir. Basın açıklamaları ve belirli protesto yürüyüşlerinin ötesine geçemeyen bu tepkiler sisteme geri adım attıracak boyutta olmadığı gibi önemli bir kesimi de tatmin etmemektedir. İşte Kürt gençlerinin böylesi tepkileri yetersiz görerek devlete ve halka verdiği mesaj oldukça önemlidir. Gençler baharın gelişiyle beraber gerillanın kış koşullarından çıkarak eylem kabiliyetinin artacağı bir döneme gireceğini biliyor. Ve bu mevsimsel süreçle beraber faşizmin saldırılarına karşı gerillanın yapacağı güçlü eylemler birçok dengeyi de değiştirecektir. Kürt ulusu 30 yıllık mücadele içerisinde gelinen noktanın esas olarak gerilla mücadelesinin sonucu olduğunu çok iyi biliyor. Devletin ve liberal, reformist, revizyonist cenahın ısrarla “silahları bırakın barış gelsin” çağrısının ne denli içi boş, aldatmacadan ibaret olduğunu Kürt ulusu yaşamlarıyla tecrübe ederek öğrenmişlerdir. Leyla Zana’nın kısa bir süre önce ifade ettiği gibi “silah Kürtlerin sigortasıdır.” Bu gerçekliği kavramayan, anlamak istemeyen ya da işine gelmediği için anlamamakta diretenlerin aksine silahlı mücadele (burada bir parantez açarak silaha kumanda eden siyasetin, ideolojik çizginin tayin edici önemine vurgu yapmalıyız. Fakat PKK’nin bütün çıkmazlarına rağmen silahlı mücadele vererek geliştirdiği dinamikler dahi göz önüne alındığında Maoist Parti önderliğinde geliştirilecek olan Halk Savaşı’nın önemi daha anlaşılır olacaktır) zamanı dolmuş, çağdışı bir yöntem değil bilakis özellikle yarı-feodal, yarı-sömürge ülkeler gerçekliğinde stratejik bir yönelimdir. Faşizmin ordusu, polisi, mahkemeleri, hapishaneleriyle… halkın üzerine bir karabasan gibi çöküp, baskı ve zulmü, sömürüyü gün be gün arttırdığı bir gerçeklik içerisinde legal-demokratik mücadele ya da parlamenter yolla sistemi değiştirebileceğini sananlar büyük bir yanılgı içerisinde, yanlış bir yola koyulmuştur. Bu söylediklerimizden legal-demokratik mücadeleyi küçümseyip önemsemediğimiz sonucu çıkmaz. Vurgusunu yapmak istediğimiz şey; sınıf mücadelesiyle sıkı sıkıya ilişkilenmeyen, sınıf mücadelesi adı altında reformist-revizyonist, sınıf işbirlikçisi “mücadele” yol ve yöntemlerini hayata geçirip salık verenlerin başarılı olamayacağıdır. Demokratik haklar mücadelesi oldukça önemli, ciddiyetle ele alınıp, pratikleştirilmesi gerekli bir mücadele alanıdır. Bu alanın niteliğini ve kaderini tayin eden şey ise sınıf mücadelesiyle olan bağıdır. İşte tüm bu olgular bir araya getirildiğinde gerilla mücadelesinin dost ve düşman için önemi daha bir anlam kazanmaktadır. Bahar yaklaşmaktadır. Faşizmin azgın saldırılarına karşı önemli bir kitle gerillanın ses vermesini beklemekte. Gerillanın varlığı ve eylem gücü sadece askeri bir önem taşımamaktadır. Siyasetin her alanına sirayet ediyor gerillanın varlığı. Bundandır ki faşizm ısrarla silahların bırakılmasını en büyük önceliği olarak masaya sürüyor. Düşmanımızın silahlı mücadeleye dair algısı gayet açıktır ve önemle üzerine düşünmekte, kendi yöntemiyle çözümler üretmeye çalışmaktadır. İktidarın namlunun ucunda olduğu gerçekliğinden yola çıkarak baharın gelişini gerillanın silahından çıkacak ve her patladığında düşmana korku dosta umut olacak vuruşlarıyla karşılayıp, Halk Savaşı’nı büyütmek omuzlarımızdaki en büyük sorumluluktur.
|