|
Devrimci mücadele ve devrimler, ona kumanda eden devrimci bir örgütün önderliğinde gerçekleşir. Bu devrimci örgütün ideolojisi, siyasi çizgisi, programı, devlet ve devrim anlayışında ortaya koyduğu fikirler toplamı ve politik-stratejik hattı belirleyicidir. Devrimci mücadeleye önderlik eden örgütün önderlik çizgisi bu kriterlere göre belirlenir. Örgütün bütün bileşenleri siyasi çizginin tayin ettiği önderliğe uymak, onu güçlendirmek, alınan kararlara uymak, politik belirlemelerine ve sürece dair geliştirdiği tavırları sahiplenmek durumundadır. Devrimci mücadelenin gelişmesi bu kararların doğru olmasıyla birlikte hayata geçmesine, sahiplenilmesine bağlı olarak değerlendirilir. Alınan kararlar, belirlenen politika ve yapılan siyasi tespitleri sahiplenmek keyfiyete bağlı değildir. Alınış biçimi yanlış dahi olsa, hatta savunulan politika yanlış da olsa, eğer bu örgütsel hiyerarşi içerisindeysek, bu politakaya uymamak gibi bir yaklaşım söz konusu olamaz. Böylesi bir yaklaşım içerisinde bulunmak örgütü basit bir tartışma kulubüne çevirdiği gibi, önderlik mekanizmasının da altını boşaltan bir yere hizmet eder. Sonucu itibariyle dağınık, bir birinden kopuk, nerede ne söylediği belli olmayan bir örgüt biçimi ortaya çıkar. Devrime önderlik etme ısrarında olan bir örgütün böyle davranmaya lüksü olmadığı gibi kendi hukukuna göre de yanlıştır. Bir komünist partiyi ya da örgütü sağlam ve yenilmez kılan olgulardan biri de kendi içerisindeki farklı fikirlere karşı açık olması ve politikaların savunmasında ise birlik içerisinde hareket etmesidir. Bu birlikteliğin olmadığı, her önüne gelenin istediği gibi davrandığı, belirlenen politik tespitlerin altını boşalttığı, ısrarla kendi düşüncelerini kurumun düşüncesiymiş gibi lanse ettiği bir örgüt bırakalım devrime önderlik etmeyi, var olanı da dağıtmaktan başka bir şey yapamaz. Zaten böyle bir komünist-devrimci örgüt de olmaz. Soyut olarak ele alınan konuyu somut örnek üzerinden ele alacak olursak, ülkemiz siyasetindeki iktidar ve sınıfsal tespit meselesine dikkat çekmek yeterli olacaktır. Kemalist klik ve muhafazakar-islamcı klik arasındaki iktidar dalaşında Kemalistlerin zayıflatıldığı, iktidardan tasfiye edildiği ve bunun yerine muhafazakar kesimin iktidara yerleştiği yönünde yapılan tespit bugün yeni demokrasi güçlerinin merkezi görüşü ve politik belirlemesidir. Bu tespit ülkemiz devimci mücadelesi açısından siyasi argümanların ele alınışında bazı değişiklikleri ve bu değişikliklerin politikaya yansımasını da beraberinde getirir. Ancak esasa ilişkin bir belirlemeyi ve bu esasın değişeceği sonucunu yaratmaz. Bu tespitin doğruluğu, yanlışlığı veya belirlenmesinde izlenen yol ve yöntemler hatalı olabilir. Fakat tartıştığımız konu bunun yanlış veya doğruluğundan ziyade bu tespitin yazınlara ve savunulara yansımaması ve dolayısıyla da bunu belirleyen mekanizmanın altının boşaltması meselesidir. Özellikle bu durumun bu şekle bürünmesi devrimci mücadelenin gelişmesine ve örgütün daha doğru bir yere gelmesine hizmet etmez. Belirlenen tespit ve bu tespite bağlı olarak geliştirilen politika ve bunun belirleniş biçiminin yanlış olması, kimseye bunu savunmama, sahiplenmeme hakkını vermez. Böylesi yaklaşımlar örgütte konulara dair ikili bir yaklaşımın ve parçalanmanın olduğu gibi bir algıya ve bakış açısına doğru itecektir. Kuşkusuz sınıflı bir toplum içerisindeyiz ve her bireyin konuya yaklaşımı bir ve aynı değildir. Böyle bir beklenti de olamaz. Fakat konuya yaklaşımların farklı olması demek herkesin kendi görüşünü kurumun görüşü gibi yansıtma gibi bir durum da oluşturmamalıdır. Yukarıda bahsini ettiğimiz durumun ısrarla devam etmesi ve yazınlarda büyük oranda yer bulması yanlış olduğu gibi kendi altını oyan, boşa düşüren bir süreci de yaratmaktadır. Sonuç olarak; İçinden geçtiğimiz dönem, devrimci dinamiklerin tasfiye edildiği, örgütsüz, dağınık bir toplamın yaratılmaya çalışıldığı, ideolojik saldırıların had safhada olduğu bir dönemdir. Bu saldırılar elbette dıştan gelmekle birlikte, tasfiyenin bir ayağını oluşturuyor. Bu saldırılara karşı koymak; güçlü, söylemlerinde net, yukarıdan aşağıya ve aşağıdan yukarıya doğru örgütsel olarak kenetlenmiş bir duruşla olabilir. Bu durumun bertaraf olduğu anlamı çıkarılmamalıdır. Ancak merkezi düzeyde alınan karar ve yapılan belirlemeler sahiplenilmediği taktirde bu sürece hizmet eden bir tutum benimsemiş oluruz. Dolayısıyla bir örgütün asgari düzeyde ortaya çıkardığı ortak irade zayıflayarak, kendisini boşa düşürür. Devrimci-komünist bir örgüt ve onun bileşenleri bu mekanizmayı zayıflatacak tutuma değil, onu güçlendirecek bir karşı koyuşa sahip olmalıdır. Sistemin saldırıları ancak bu karşı koyuşla bertaraf edilebilir.
|