|
Dersim Katliamı iki haftadır yoğun bir şekilde tartışılıyor. 73 yıl önce yaşanmış bir olayın böylesi yakıcı bir şekilde tartışılmasında belli başlı parametreler vardır. Her şeyden önce TC Faşizmi 88 yıllık tarihinde yaptığı onlarca katliamın hesabını vermemiştir. Faşist-katliamcı özü olduğu gibi devam etmektedir. Her ne kadar emperyalizmin değişen ihtiyaçlarına yönelik faşist özü gizlemeye dair bazı makyajlar yapılsa da her pratik olayda gerçek nitelik net bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Cumhuriyet olarak lanse edilen faşist Kemalist diktatörlük kurulduğu andan itibaren (öncesiyle ittihat ve terakki patentli katliamları da eklemek lazım) Türk-İslam sentezini hâkim hale getirmeye çalışarak farklı bütün ulus-milliyet-inanç kesimlerini asimile edip, bu yolla uslanmayanlara ise amansız bir katliam armağan etmiştir. Sadece Dersim katliamı değil, Ermeni Soykırımı, Zilan, Amed, Koçgiri, 6-7 Eylül, 60, 71, 80 darbeleri, Maraş, Çorum, Malatya Sivas, Gazi, 19-22 Aralık hapishaneler katliamı… onlarca katliamda imzası olan TC’nin bu gerçek faşist yüzüyle hesaplaşması imkânsızdır. İmkansızdır, çünkü faşist iktidarı koruyup devam ettirmek için halka karşı sömürüyü, baskı ve şiddeti bir an dahi olsun uygulamadan kaldıramaz. CHP Tunceli Milletveki Hüseyin Aygün tarafından söylenen sözler sonrası tekrardan alevlenen ve TC Başbakanı R.T. Erdoğan tarafından tam bir siyasi şova dönüştürülen Dersim Katliamı tartışmalarına birkaç noktadan itiraz etmek lazım. Birincisi; geçmişe dönük tartışmalardaki niteliğe ve samimiyete bakarken bugünü baz almak lazım. Yani dün yaşanan bir katliamı ‘lanetlerken’, onunla ‘hesaplaşırken’ bugün nerede durduğumuz, benzer olaylara karşı yaklaşımımız temel belirleyenlerdendir. Daha da somutlarsak ülkemizde geçmişte yaşanan katliamlara-darbelere ilişkin oldukça keskin bir ‘demokrat’ tavrı sergileyen AKP, aynı zulmün günümüzdeki baş mimarıdır. Filistin’de, Mısır’da, Suriye’de, Libya’da yaşanan gelişmeler ekseninde bölge halklarına özgürlük-mücadele çağrısı yapan Erdoğan ve temsil ettiği faşist iktidar, söz konusu Kürt halkının en demokratik hakları için mücadelesine gelince ortaya koydukları tavır iyi analiz edilmelidir. Dün binlerce insanın fare zehirleriyle öldürülüp, istiklal mahkemlerinde ‘yargılanarak’ idam edilmeleri ile bugün gerillaya yönelik kimyasal silahlarla yapılan katliamlar, binlerce Kürt siyasetçisinin pervasızca tutuklanıp hapishanelere konması arasındaki fark nedir? İkincisi; tartışmayı ‘Mustafa Kemal’in haberi varmıydı yokmuydu’ ekseninde yürütmek oldukça anlamsızdır. Dersimde yaşanan katliam planlı-programlı bir devlet katliamıdır. Bütün belgeleriyle de ispatlanmıştır ki Mustafa Kemal bu katliamın baş mimarıdır. Dönemin faşist devlet erki Dersim’i iktidarlarına yönelik bir tehdit unsuru olarak gördükleri için ilk fırsatta tam bir zorbalığa imza atarak on binlerce kişinin katledilmesine imza atmışlardır. CHP’nin meseleye yıllık hesaplar üzerinden yaklaşarak işin içinden çıkmaya çalışması tam bir aymazlıktır. ‘Devlette süreklilik esastır’ söylemine uygun bir tarzda hümetler değişmiş olsa da bu katliamın mimarının bütün klikleriyle TC devleti olduğunu hafızalara kazımak lazım. O dönemde CHP’nin hem hükümet hem iktidar olduğu gerçekliğini akıllarda tutarak Dersim katliamının hesabının sorulmasında hedefe CHP’yi koymak gerekiyor. Fakat bu durumu analiz ederken devlet gerçekliğini atlayan, bugün hükümet eden AKP ile bağını kurmayan her anlayış öz itibariyle burjuva-feodal gericiliğin kanalına su taşır. Bir kez daha altını çizmemiz gerekirse Dersim ve diğer bütün katliamların yegane sorumlusu TC devletidir. Geçmişle hesaplaşma adı altında bazı tetikçilerini göstermelik şekilde yargılayan ya da kurt misali kuzu postuna bürünerek sahte gözyaşı dökenlere karşı devrimci bilinçle donanıp, tarihi materyalist bir şekilde okuyarak bugüne ışık tutmasını sağlamalı ve devrimci mücadeleye hizmet ekseninde ele almalıyız. Dünün kaba-zorba katliamcı şefleri ve siyasi sınıflarıyla bugünün ‘modern’ katliamcı-faşist temsilcileri aynı gerici özden beslenip, burjuva-feodal sınıfların hizmetkarlarıdırlar. Kısaca vurgusunu yaptığımız tüm bu gerçeklikler atlanarak yapılan hiçbir tartışma gerçeğe hizmet edemez. İnsanlık tarihi boyunca yaşanan bütün katliamların mimarı ezen-sömüren zorba güçlerdir ve bu durum bugün de Irak’ta, Afganistan’da, Libya’da, Türkiye-Kuzey Kürdistan’da bütün yakıcılığıyla devam ediyor. Bu gerçekliği görerek başta Dersim halkı olmak üzere ülkemiz ezilen-emekçileri Maoist parti saflarında kenetlenerek devrimci iktidar yürüyüşüne omuz vermelidirler.
|