Beraber Yürüdük Biz Bu Yollarda -ıı-

Hüseyin Gülerce’nin kaleme aldığı yazı sonrası “liberal-muhafazakar demokratlarımız” yeni bir tartışmaya başladılar. “Aydınların iktidar karşısındaki tutumu nasıl olmalıdır?” Söz konusu şahsiyetler etrafında dönen tartışmada tarafların neler söylediklerine kısaca bakmak ve sonrasında birkaç söz söylemek kaçınılmaz bir hal almış durumdadır.

Hüseyin Gülerce: “Görülüyor ki, KCK davası, Kürt meselesinde, bugüne kadar birbirine destek veren muhafazakâr demokrat ve liberal demokrat aydınları bir yol ayrımına getirdi. İlk ayrılık, bazı liberal arkadaşların, sadece KCK tutuklamalarını eleştirmeleri, PKK terörünün artan şiddetini görmezden gelmeleriyle başladı. (…) Hiç bu tarafa bakmayıp sadece hükümeti, yargıyı hedefe koymanın artık sorgulanması gerekiyor. İkincisi, liberal demokrat bazı aydınlar, KCK'nın bir siyasi yapı olduğunu savunuyorlar. Sadece siyaset yapan KCK'lıların tutuklanmasına, fikir ve ifade hürriyeti açısından karşı çıkıyorlar. Fakat inandırıcı değiller. Çünkü karşımızda şiddeti ve ırkçılığı savunan bir yapı var.”

Hasan Cemal :“...ama KCK konusunda görüşlerini gözden geçirmesi gereken ben değil sizsiniz; Kürt sorunu, PKK ve KCK ile ilgili sizin yanlışlarınızı eleştirmek, şiddet ve terörden yana olmak değildir Sayın Başbakan...

Eyüp Can: “Prof. Büşra Ersanlı ve yayıncı Ragıp Zarakolu’un ‘terör örgütü üyeliği/destekçiliği’ kapsamında tutuklanması çok farklı kesimlerde tepkiye yol açtı. (…) Hasan Cemal de eleştirmiş köşesinde son kararı Mustafa Karaalioğlu da. Neden mi? (…)  Bir insanı sadece verdiği derslerden dolayı terör örgütü üyeliğiyle suçlarsanız teröre bulaşmış insanları bile yargılayamaz hale gelirsiniz.”

Ali Bayramoğlu: “Dün, yıllardır verdikleri radikal ama meşru özgürlük ve demokrasi kavgasıyla tanınan iki arkadaşımız, Prof. Dr. Büşra Ersanlı ve yayıncı Ragıp Zarakolu KCK operasyonları sonucu tutuklandı. Kılı kırk yarmak, şiddet ve siyaseti ayırmak, demokrasiden, özgürlüklerden taviz vermemek bu mu? Örgütle, silahla, şiddetle ilgisi olmayan Ersanlı ve Zarakolu gibi isimler de bu yolla tutuklanmadılar mı? (...) Yanılıyor muyum, Sayın Başbakan?”

Etyen Mahçupyan: “KCK'lıların tutuklanmasıyla KCK'nın bitmeyeceği apaçık. Öte yandan devletin bu yapılanmayı görmezden gelmesi de beklenemez. Ama bu işi nasıl yaptığınız, kafanızdaki 'çözümün' ne olduğuna dair bir işarettir ve şu ana kadarki uygulama, hükümetin bütün iyi niyet yansıtan söylemine karşın bu meseleyi eşitlik temelinde şeffaf bir duruşla karşılamaya hazır olmadığını söylüyor. PKK Silvan'da bir hamlede intihar etmişti... Devlet de KCK operasyonlarının gizliliği sayesinde kendisini her gün zehirliyor...”

Ahmet Kekeç: “Ersanlı ve Zarakolu’nun hiyerarşik PKK yapılanması içinde herhangi bir rol üstlendiklerini düşünmüyorum. Bu tutuklamalar, ‘Devlet, demokratik çözümden yana tavır koyanlara bile tahammül edemiyor’ algısını güçlendirmekten ve bölgedeki ‘vesayet sistemine’ meşruiyet sağlamaktan öte bir işe yaramayacaktır.”

Yalçın Doğan: “Bu ülkede demokrasi adına yola çıkmak zor. Bu ülkede Ersanlı ve Zarakolu olmak çok zor. 12 Eylül anayasa referandumunda yetmez ama evet diyenler, yetti mi şimdi? Siz anlı şanlı, yönetmenler, yazarlar, romancılar, öğretim üyeleri, sanatçılar yetti mi şimdi?”

Yukarıda isimlerini yazdığımız yazarlar dışında daha onlarca “yazar-aydın” da “KCK operasyonları” nedeniyle AKP’ye karşı nasıl bir tavır alınması gerektiğini tartışmaya başladılar. Her ne kadar tartışma lokal bir sorun üzerinden ele alınsa da yıllardır AKP’nin her yaptığını ‘demokrasi-özgürlük’ vesilesiyle alkışlayan liberal cenahın bu ayrışması önemle ele alınması gereken bir durumdur. Faşizmin saldırıları azgınlaştıkça Hüseyin Gülerce’nin dediği gibi saflarda netleşmek durumunda olacaktır. ‘Değişim’ adına faşizmin tasfiye sürecine çanak tutanların içinde bulundukları durum an itibarıyla ibretliktir. Liberal cenah arasında yaşanan bu ayrışmanın her geçen gün daha da derinleşeceği ayandır. İktidar mücadelesinde oldukça önemli bir misyona sahip olan devrimci-demokrat-ilerici aydınları örgütleyip devrimci mücadeleye kanalize etmek ve sözde ‘aydın-yazar’ sıfatlarını kullanarak faşizmi güçlendiren şahsiyetleri her alanda teşhir edip, bütün kokuşmuş fikirlerini bir kez daha çürütmek ertelenemez görevlerimizdendir.

Özgür Düşün Kolektifi tarafından Aralık 2006 yılında organize edilen Aydınlık Sorgular Sempozyumu oldukça önemli bir adım ve sorgulama-tartışma süreciydi. O gün “Aydın kimdir?” sorusuna verdiğimiz cevabı bugün bir kez daha tekrarlamakta fayda var;

“(…) aydın somut olan gerçek karşısında sanık olma cüretini de gösterebilendir”

 
Share