Beraber Yürüdük Biz Bu Yollarda

Burjuvazinin en önemli araçlarından biri olan medya, teknik ve teknolojinin yaşamımızda oldukça faz yer kapladığı günümüz koşullarında daha fazla önem arz etmektedir. Gazeteler, televizyonlar, radyolar, internet, cep telefonları vb. araçların bir bütün olarak burjuvazi tarafından en etkin şekilde kullanıldığını not düşüp, devrimci alternatiflerin varlık-yokluğunun da önemini vurgulamak lazım. Hakim sınıflar en ufak bir politikayı dahi hayata geçirirken ya zor ve baskı araçlarını devreye sokarak pratik adım atarlar ya da halkı çeşitli araçlarla ‘ikna’ ederek böylesi bir adım atarlar. İşte ikinci seçenek olarak önümüze koyulan durum da medyanın yadsınamaz muazzam bir rolü vardır. Sistem kendi ideolojisini, siyasetini, kültürünü her an bu araçlar üzerinden beyinlere şırınga eder ve kendi gerici iktidarının sürekliliği için azami derecede yararlanmaya çalışır. Çok geniş bir perspektiften tartışılması gereken bu konuya dair son günlerde KCK operasyonları vesilesiyle burjuva-feodal medyada baş gösteren ‘muhafazakar-liberal demokrat’ tartışmasına yönelik birkaç söz söylemek gerekiyor. Meseleye ilişkin kendi cephemizden bazı vurgular yapmadan önce kısaca yaşanan tartışmanın nasıl ve hangi zemin üzerinden yükseldiğine değinmekte fayda var.
ABD emperyalizminin 21.yüzyıla girerken planladığı politikaları hayata geçirmek için önemli misyonlar yüklediği devletlerden birisi de TC‘ydi. Çok öncesine dayanmakla beraber özellikle 90’lı yıllarda hazırlanmaya başlanan bir ekip 2000’li yıllarla beraber TC’nin adına re-organizasyon diyebileceğimiz sürecinde AKP olarak siyasi arenada baş gösterdi. Mağduriyet üzerinden şekillenen temel siyaset anlayışı ve ülkemiz halkının özlemini çektiği demokrasi ve özgürlük argümanlarını kendisine payende yapan AKP, özellikle AB yasalarına uyum sürecinde hem kendisine liberal demokrat diyen kesimden hem de Kürt ulusal hareketinden destek görmüştü. Kürt ulusal sorunundan ‘tabu’ kabul edilen birçok konuya temas eden ve bizzat Başbakanın ağzından ‘Kürt sorunu benim sorunumdur’ cümlesiyle vücut bulan ve açılımlar dizisiyle devam eden yeni saldırı dalgası zihinlerde büyük bir yanılsamaya yol açmış ve Erdoğan-Gül ikilisi tarihi şahsiyetler olarak övgülere mazhar olmuştu. Kürt ulusal hareketi açısından devletin faşist karakterinin ve ‘açılım’ denilen ucubenin esasında sistemin kendi Kürtünü yaratarak Kürt ulusunun bütün devrimci-ilerici kazanımlarını ortadan kaldırmak olduğu acı tecrübelerle görülmüş durumda. İdeolojik körlüğün yol açtığı bu tablo özellikle son iki yılda Kürt ulusuna yutturulmaya çalışılan barış sosuyla kerelerce çürütülmüş ve her defasında devletin daha azgın saldırılarıyla muhatap olunmuştur. Sınıf hareketinin açılım adı altında dayatılan teslimiyet ve tasfiyedir belirlemelerine ‘provokasyon, süreci sabote etmek’ vb. yaklaşımlar sergileyenlerin bugün ve dün söylediklerine bakmalarını da ayrıca tavsiye ederiz.
Kürt ulusal hareketi dışında AKP’ye geçen 9 yıllık süreçte en büyük desteği sağlayan kesim ise liberaller oldu. Geçmişin ‘komünist, sosyalist, devrimci aydınları’ mücadele tarihleri içerisinde kazandıkları engin tecrübeleri ve müthiş zekalarını günümüz ‘antika devrimcilerine’ ders vermek için seferber ederek tam bir AKP yalakalığına soyundular. Halil Berktay, Murat Belge, Ahmet Altan, Oral Çalışlar, Cengiz Çandar, Roni Margulies’in önderlik ettiği bu ‘aydınlarımız’ sadece koyu AKP taraftarcılığıyla yetinmeyerek dünya ve ülkemizde emperyalist-kapitalist sisteme karşı koyan, devrimci mücadele yürüten her kişi ve kuruma da saldırmaktan geri durmadılar-durmuyorlar. Özellikle Kürt ulusal sorunu ve Kemalizm konularında AKP’yi alkışlamaktan elleri kızaran liberallerimiz işlerin pratikte ilerleyememesinin yegane suçlularını da bulmuşlardı; PKK ve Stalinist sol. Her söylem ve yazıları ‘eşitlik, özgürlük, demokrasi’ üzerine şekillenen bu liberal bay ve bayanlarımız baltayı taşa çarptıklarının ayırdına ise yeni yeni varmış durumdalar. AKP’ye toz kondurmayan bu cenah gelinen süreçte faşizmin saldırılarını bütün toplum nezdinde ayan bir şekilde hayata geçirmesi ve en ufak hak talebinin zorbaca bastırması sonucu oldukça şaşkın bir halde durum analizi yapmaya çalışmaktalar. Bir de AKP’yi destekleme konusunda son yıllarda kol kola yürüdükleri ve kendilerini ‘muhafazakar demokrat’ olarak ifade eden cemaat kalemşorlarının kendilerine sırt çevirip yalnız bırakmaları sonucu işler iyice karışmış durumda.
Son iki yılda ‘KCK operasyonları’ adı altında Kürt ulusuna yönelik başlatılan tutuklama furyasının kamuoyu tarafından tanınmış bazı aydın-yazarlara dek uzaması neticesinde cılız bir şekilde seslerini yükseltmeye başlayan liberal demokratlarımıza aynı anda hem Başbakan Erdoğan hem de ‘muhafazakar demokrat’larca eleştiri ve tehditler gelmeye başladı.
Bu tartışmaların startını ise Fetullah Gülen’in ülkemizdeki en önemli sözcülerinden olan Zaman Gazetesi yazarlarından Hüseyin Gülerce başlattı. ‘KCK, liberaller ve yol ayrımı’ başlıklı yazısıyla Gülerce liberal demokratlara çağrı yapıyordu, saflarınızı belirleyin, taraf olmayan bertaraf olacaktı.

 
Share