|
Bask ulusunun bağımsızlığı için mücadele yürüten ETA, 43 yıldır sürdürdüğü silahlı faaliyetlerini kesin olarak sonlandırdığını açıkladı. Birçok defa ateşkes ilan eden ETA, son olarak 5 Eylül 2009 tarihinde ilan ettiği süresiz atekesin ardından silahları tamamen bırakarak “Bask bölgesinde yeni bir dönem başladı. Sorunların demokratik ve adil çözümü için tarihi bir fırsat var” dedi. ETA’nın silah bırakması birçok çevre tarafından “silahsız çözüm benimsendi”, “terör bitti”, “terörizmin kazanma şansı yoktur”, “silahlı mücadele tarih oldu” gibi tanımlama ve açıklamalarla karşılandı. Buradan yola çıkarak IRA örneğini hatırlatanlardan, bu durumu PKK’ye kadar getirenler... Silahlı mücadelenin ruhuna rahmet okudular. ETA’nın, İRA’nın silahla hiçbir şey kazanamadığı ve kazanamayacağı şeklinde açıklama yaparak, PKK’ye de bunu salık verenlerin hepsi, aynı orjinde kesişti. Bu kadar hummalı bir şekilde tartışıldı ve silahlı mücadele reddedilirken geçmişten günümüze kadar verilen silahlı mücadelenin kazanımları ise bir kalem darbesiyle bilinçli olarak alaşağı edildi. AB’sinden İspanya’sına, Fransa’sından TC’sine; devlet yöneticilerinden, burjuva-feodal kalemşorlerine kadar herkesin dilinde pelesenk ettiği nutuklarla silahlı mücadeleye lanet okundu. Dahası bunlara eşlik eden ve hatta bunlardan daha keskin bir duruşla silahlara rahmet okutan reformistlerimizi, sosyal şovenlerimizi, revizyonistlerimizi ve ulusal devrimcilerimizi unutmayalım. Yeter ki yerde duran parlak bir cisim görmesinler, altın diye koşanların haddi hesabı yok. Her coğrafyanın kendine özgün koşulları ve bu koşullar içerisinde yaşayan toplumun kendi iç çelişkileri ve bu çelişkilere dayanarak mücadele ettiği araçları vardır. Bu araçların belirlenmesi ülkenin sosyo-ekonomik yapısı ve ülkedeki yönetim ve siyasi araçlarla ilgili olarak ele alınır. Bu koşullara göre verilecek ya da verilen mücadele yöntem ve araçları, keyfi bir tercihin sonucunda değil koşulların dayatması sonucu ortaya çıkar. Ayrıca bir imtiyaza sahip olan sınıflar kendi ayrıcalıklarını öyle gönlünden geçtiği için vermez ve vermemiştir de. Dolayısıyla kazanılan bütün haklardan tutalım da dünya devrim tarihi bunun en canlı örneği ve yakın tarihte de yaşananlar buna tanıklık etmiştir. Bunlara şöyle göz ucuyla bakıldığında dahi reddedilen mücadele biçimleri kolayca anlaşılacaktır. Çokca bahsi edilen ve “hümanist” yaklaşımla tartışılan ETA’nın varlık nedeni, ortaya çıkışı ve İspanya’ya karşı verdiği bağımsızlık mücadelesidir. Dünyanın neresinde olursa olsun bir halk kendi lehine bir kazanım elde etmişse, bu o uğurda verdiği en radikal mücadelenin sonucunda olmuştur. Başkaldırının sonucunda tanınan hakların bir lütuf olarak tekrarlanmasındaki gerçek niyet burjuva devlet aygıtının kutsanmasından başka neye hizmet eder. Bugün devletin ve onun kalemşorlerinin, ayrıca reformist kesimin aynı teraneyi dillendirmesi anlaşılır olmakla birlikte, devrimci cenahın böyle tartışmaların içerisine girmesi tirajı komik bir vakadır. ETA’nın başarılı ya da başarısız olması kuşkusuz onun sınıfsal karekteri ve ele aldığı talepleriyle bağımsızlık mücadelesini sahiplenmedeki tutarlılığıyla alakalıdır. Ayrıca gerçek bir kurtuluşa da götürmeyecektir. Sonuç itibarıyla istemleri bağımsızlık noktasında imtiyazlara sahip olmaktır. Bütün ulusal kurtuluş savaşlarında da aynı talepler aynı eksende ele alınır. Ancak bu taleplerin karşılığı o çokça reddedilen silahların konuşmasıyla karşı tarafa kabul ettirilmiştir. En ufak kırıntı dahi bu mücadelenin zorlaması sonucu imtiyazlarını kaybetmek istemeyen ezen ulus burjuvazisinin, zorla kabul etmek durumunda kalmasıdır. Günümüz açısından yaşanan devrim pratikleri ve kazanılan hakların alınış biçimi de buna somut bir örnektir. Bugün “hümanizm” postuna bürünerek silahlı mücadeleye ve devrimci savaşlara rahmet okuyan ve “barış”cıl mücadeleyi salık verenlerin kendi varlıklarını kabul ettirmek bile o reddettikleri devrimci zorla gerçekleşmiştir. Aynı durumu PKK örneğinde işleyenler de yolun karşı kıyısına geçerek salık verdikleri üstün düşüncelerle ETA’yı işaret ederken, önce PKK’yi bu kadar tartışılır kılan şeyin ne olduğuna göz ucuyla da olsa bakmaları yeterlidir. Görecekleri manzara Kürt’ün kanıyla yazılmış bir tarih olacaktır. Sınıf mücadelesi de işte bu zorun kanlı tarihiyle kendisini ortaya koymadıkça, egemen sınıfların kendi koltuklarını terk etmesi mümkün olmayacaktır. * Ernest Hemingway
|