Yazarın Diğer Yazıları

next
prev
Yeni tarih anlayışı: “Demokrasi manifestosu”

Ortadoğu’nun son “sürprizi” olan Mübarek’in “devrilişini” bütün dünya basını sürmanşetten verdi. ‘Bir diktatör daha’ yorumlarıyla başlayan, 1789 devrimlerinin ikinci halkası olarak gören, hatta daha da ileri götürüp, ‘yeni tipte demokratik devrimler çağı’ mesajını veren aklı selimler kaleme sarıldılar. Tabi ki bir makale içerisinde tüm bu konuları yer verme niyetinde değiliz. Ama giriş babında birkaç vurgu yapmak istiyoruz. Ülke sınırları ve ortadoğu başta olmak üzere, yaşanılan tüm tartışmaların uluslar arası bir çizgiden beslendiğini söylemek gerekir. 1989 yılı ile başlayan ‘tarihin sonu’ safsataları, olanca yamaya rağmen kabak gibi sırıtınca, “yeni tarih” arayışları, kendisini “demokrasi manifestosu”nda ifadelendirdi. Hiçbir ideolojinin önderlik “etmediği”, halk kitlelerinin talepleri sonucunda gerçekleşen “demokrasi manifestosu”…
Yaşanılan gelişmeleri bir manifesto olarak nitelendirmek, burjuvazinin sınıf gerçeğine hiç yabancı değil! İster manifesto derler, isterlerse demokrasi cenneti. Biçim tartışmasına girmeksizin, ülkemiz hâkim sınıflarının, bu manifestoda aldıkları rol gereği, Gül’ün Ahmedinejad’ı ziyaretinden birkaç alıntı yapmakta fayda var.
Büyük bir masada güzelim mor çiçekler eşliğinde yapılan basın açıklamasında, kısa ama önemli mesajların verildiği iyi gözlenmelidir. Sadece iki soru almakla yetinen, gerici sınıfların temsilcileri, gerçekleşen ziyaretin ciddiyet muhtevası hakkında güçlü ipuçları vermekte. Normal koşullarda, iki ülke arası ilişkilerin sağlamlaştırılması ve geliştirilmesi üzerine beyan edilen görüşme notlarında, prosedür gereği birkaç teşekkür gözlemlenirken, Gül’ün “imalı” açıklamaları dikkat çekiciydi.
Genel bir konuşma ile başlayan ama hiç isim vermeden, Tunus ve Mısır’daki gelişmelere “demokrasi manifestosu” nitelendirmesinde bulunan Gül’ün diplomatik duruşunun iyi incelenmesi gerekir. ‘herkes evinin içini temizlemelidir’, ‘reformlar gerçekleştirmezseniz, halk işi ele alır’ ibareleri ve bu ibarelerin 14 Şubat’taki İran muhaliflerinin gösterilerine denk gelmesi, genel geçer bir durum olarak nitelendirilmemelidir. Gül, yapılan diplomatik atağın, TC’nin ihtiyaçlarının dışında, BOP merkezli bir hamle olduğunu göstermektedir.
Bu diplomatik süreç iki yanıyla okunmalıdır. Birinci yanı “demokrasi manifestosu” olarak adlandırılan, Ortadoğu’nun ılımlı İslam projesiyle yeniden yapılandırması, uzun yıllara yayılacak olan bir siyaset olduğu göstergesidir. İkinci yanı ise, projenin temel gücü rolünü üstlenen TC’nin, vizyonunun geliştirilmesidir. Düşünün ki, İran İslam Devleti gericiliğinin yanında, tüm dünya kamuoyuna ‘halkın taleplerine kulak verin’ diyorsunuz. ‘Yoksa halk işi ele alır’ diyorsunuz. Ve bu durumu “manifesto” olarak ifade ediyorsunuz. Sınıf bilincine varmamış milyonlarca ezilen cephesinde, nasıl bir ‘Demokratik Türkiye’ imajının yaratılacağını anlamamak çocukluk olur.
Genel seçimler öncesi, “demokrasi” havariliğine soyunarak, sadece ülke sınırları içerisinde bulunanlara değil, tüm dünyaya seslenen hâkim sınıflar, emperyalist efendilerinin verdiği icazetle, prim yapma yarışına girmiş bulunmaktadır. Devrimci-komünist cephedeki durgunluğu bir avantaj olarak kullanan egemen sınıflar, geniş kitlelere nüfuz edebilmektedir. Bizim cephemizde yaşanılan teorik keşmekeşliğin vaziyeti ise, bu durumu besler durumdadır. Emperyalist dünya gericiliğinin, Türkiye-Kuzey Kürdistan’da aldığı reel durumun en ufak ayrıntısına kadar tartışarak, genişlemesine ve derinlemesine alternatif çizgi izlenilmelidir. Sadece karşı koyan, baş kaldıran, faşizme boyun eğmeyen değil, bunlarla birlikte, bugünden itibaren nasıl bir toplum arzuladığını, tasavvur ettiğini söyleyen alternatif devrimci çizgi yaratılmalıdır. “Hürriyet” üfürmeleriyle, Haziran ayına hazırlık yapan, halkı “haklı” bularak, bu hakkın burjuva-feodal çizgide vücut bulmasını sağlayan ideolojik saldırıların boşa çıkarılması, bilgi sorununun halledildiği (teorik netliğin kazanıldığı), yöntem sorununun halledildiği (programatik netliğin kazanıldığı) profesyonel devrimciler örgütüyle mümkün olabilir. ‘Alayınıza isyan’ diyen iktidar perspektifi olmayan siyaset, hareket yaratabilir ama netice yaratamaz. Egemenler nasıl şimdiden, gelecek projeleri için rant yarışına başlamışlarsa, efendilerinin çizdiği doğrultuda koşuşturuyorlarsa, bizlerin de aynı kararlılıkla meseleleri ele alması gerekir. Halkın devrimci atılımları hedefe kilitlenmiş net adımlarla, Komünizm perspektifli Yeni Demokratik Cumhuriyet’in inşası için HALK SAVAŞINA dönüşmelidir. Ancak bu şekliyle, egemen sınıfların ideolojik bombardımanı olan “Demokrasi Manifestosu”, “yeni tarih” anlayışı boşa çıkarılabilir.

 
Share