Yazarın Diğer Yazıları

next
prev
Güzel türküleri silahlar söyler (*)

Genç Yorum
Devrimci Demokrasi - Sayı 182

Sinan Çakıroğlu

Büyük insanlık yürüyüşünün tarihsel ilerleyişi tesadüfî-rastlantısal hareketler sonucu değil bilakis bir merkeze kilitlenmiş, yine tarihin o aşamasında emredilen toplumsal dönüşüm için bir araya gelen ezilenlerin azimli ve bir o kadar fedakâr mücadeleleri sonucunda meydana gelmiştir. Eski toplumlar, üretim ilişkilerinin belirli bir aşamasında, yeni üretim ilişkilerine kapı aralarken, bu kapının zora başvurmadan yani GÜÇ harcanmaksızın açılmasını beklemek BOŞ -hem de oldukça boş- bir beklentiden ibarettir.

Devrim olgusunun çokça tartışılıp, dillendirildiği ama lafzından öteye geçilmediği bir ülke gerçekliğinde yaşamaktayız. Sağ reformistinden, “sol” cenahtakine kadar herkes devrim denilen büyük alt-üst oluşun en “son” tahlilde şiddetle gerçekleşeceğini söylemektedir. Lakin içerisinde bulundukları yönelim, halk kitlelerini çağırdıkları mecra, onları (halkı) devrimci hazırlığa tabi tutup, kurtuluş yoluna kanalize etmelerinden ziyade halk kitlelerinde kendiliğinden de olsa bulunan devrimci enerjinin sönümlenmesine ve süreç içerisinde sistem içişleşmesine hizmet etmektedir.

Yasalcı-legalci düzlemde gerçekleştirilen “devrim” dalgaları, sendikal bürokrasiyi, belediyecilik-muhtarcılık eşrafını, parlamento duvarlarını okşamanın ötesine varamamaktadır. Mevcut verili sisteme karşı var olan itirazların sert bir dille beyanını “devrimci” çalışma olarak ele alırlar. Bu itirazların olası gerçekleşme durumunda ise, onları “devrim” bayrağı olarak dalgalandırmayı olmazsa olmaz görev sayarlar. Fakat bu fikir silsilesinin ne varlığı ne de bu anlayışa karşı mücadelenin kendisi yenidir. Zira bilimsel sosyalizmin ilk temelleri bu ütopik çevrelere karşı kazanımlarla yükselmiştir. Yoldaş Engels, yıllar önce yürüttüğü bu münakaşada şunları söylemektedir; ‘Bazıları devrimin panayır havasında geçeceğini düşler. Devrim mi görmek istiyorsunuz? O halde Paris Komün’üne bakın!’. Evet! Paris Komün’ü devrimi, gerek devrim öncesinde gerekse bastırılmasıyla birlikte tam bir devrim örneğidir. Proleterlerden ve karşı devrimcilerden yüz binlercesinin kanının döküldüğü bir devrim!

Modern sınıf önderliğinde Paris’te yanmaya başlayan devrimin meşalesi, başta 1917 ve 1949 olmak üzere birçok tecrübe edinimiyle günümüze kadar ulaştı. Proleter devrimci zor istisnasız evrensel bir uygulanabilirliğe sahip olmakla birlikte, her bir coğrafyada ayrı biçimler alır. Türkiye-Kuzey Kürdistan gerçekliğinde ise tespitte bulunduğumuz ve bugün de geçerliliğini korumakta olan proleter enternasyonalist devrimci zorun özgün görevi olarak Halk Savaşı’dır.

Halk Savaşı’nın ele alınış metodolojisinde, yoldaş Kaypakkaya’dan bu yana oldukça sıkıntılar yaşandı. En büyük tahribatlardan bir tanesi ise Halk Savaşı’nın parçalı olarak ele alınması, basit bir gerilla gücü olarak görülmesi, 1. Kongre’de aşıldı. Halk Savaşı’nın komünizm yolunda Yeni Demokratik Devrimi gerçekleştirmek için, parça parça kızıl siyasi iktidarlar kurma perspektifli bütünlüklü devrimci savaş olarak ele alınması!

Bahsini ettiğimiz Halk Savaşı stratejisinin birkaç “küçük” ayrıntısı olan ama hala şu ya da bu şekilde içselleştirmekte zafiyet gösterdiği noktalara ilişkin birkaç vurgu yapmak istiyoruz. Halk Savaşı komünizm mücadelesi yolunda, tarihsel geçiş olarak Yeni Demokratik Halk İktidarı kurma yükümlülüğündedir. Bu savaş, başından itibaren halk yığınlarının omuzladığı, halkın birebir katılımıyla gerçekleşme durumundadır. Ne bir grup öncü ne de bir avangardist meydan okumadır. Devrimci, kitlelerin çelişkilerini, devrimci savaşın dinamosunda eriterek, kızıl siyasi iktidarlar yaratabilmek esas görevimizdir. Bu anlattıklarımız işin bir boyutudur. Diğer bir boyutu ise, halk kitlelerinin devrimci savaşa hazırlık meselesiyle ilintilidir. Halk Savaşı’nın bu yanı dolaysız olarak gerilla mevzileri başta olmak üzere, tüm halkalarda mücadele yürüten yoldaşlara ilişkindir.

Halk Savaşı gibi dünyanın en olanaksız ve en yoksul savaşının verilmesinde belirleyici etken olarak insanın dinamik-bilinçli rolü, sadece barutun kokusunu duyumsayanın değil, bütünün sorumluluğu olmak zorundadır. Şöyle ki, bulunduğumuz alanda, ilişkilendiğimiz kitleye, ilişkilendiğimiz andan itibaren, devrimci komünizm için Yeni Demokratik İktidar kurma bilincini taşıyorsak, ilişkilendiğimiz kitlenin sadece kalbi yerine, beyninin tüm hücrelerinde cereyan eden fikirlerde Halk Savaşı için atmasını sağlıyorsak, kendimizde başta olmak üzere, ilişkilendiğimiz kitle yarının merkezi halkasının ya da farklı bir görev alanının parçası olabiliyorsa gerçek manada bütünlüklü bir Halk Savaşı yürütmüş olacağız. Tersi durumda ise “bizim” dediğimiz kitle, Halk Savaşı’nın parçası olmak yerine, ona parçalı-eklektik yaklaşır ve “biz” kendimizi sınıf mücadelesinin her alanına göre değil de, tutunduğumuz dala göre sınırlayıp statükocu bir örgütçü pozisyonunda duruyor isek, ne “bizim” kitle artık bizimdir, ne de “biz” artık bizizdir.

Bir halk ezgisinde alıntı olan ‘En Güzel Türküleri Silahlar Söyler’ olgusu, silahı ideolojileştirmek için kullanılmamaktadır. Bilakis o, mutlak varılması gereken yere giderken bir enstrüman rolü oynamaktadır. Yakın tarihte halkın ordusu tarafından yapılan seferberlik çağrısı, milyonların coşkulu sesinden koro yaratarak, şanlı kavga türkülerini hep bir ağızdan söyleme kararlılığıdır. Demokratik Halk Gençliği, dün olduğu gibi bugün de bu koronun gür sesli sanatçılarıdır. Bu sanatın icrası için tüm gücümüzle haykıralım. Komünizm yolunda, Yeni Demokratik Devrimi gerçekleştirmek için, Halk Savaşı’nın yılmaz-kararlı erleri olalım!

[*] Kürdistan’da Kızıl Siyasi iktidar İhtimalleri / Kazanılacak Dünya - Özel sayı

 
Share