Yazarın Diğer Yazıları

next
prev
Demokratik haktan ‘’terör örgütü” suçlamasına uzanan devletin ikiyüzlülüğü

Birkaç aydır cereyan etmekte olan öğrenci eylemlerine damgasını vuran, gerici devletin ikiyüzlü manevrası oldu. Bilindik yumurta şenliği sonrasında hakkında dava açılan öğrenciler için mahkemeden mutlu son olarak yumurta atmak demokratik bir haktır  cevabı geldi. Medya olanca gücüyle bu demokratik kararı alkışladı. Böylece memlekette yumurta atmanın önü açılmış oldu. Diğer taraftan ise aynı hukuk sistemi, Ankara’da, eylemlerini devam ettirmek için, polisin sindirme saldırılarını boşa çıkarmak üzere haklı ve meşru isyan barikatlarını örgütleyen halk gençliğinin devrimci güçlerine karşı pervazsızca bir planı hayata geçirdi. Tek tek takip edilen öğrenci gençlerin, ibret olsun diye, bir kısmı yapılan yurt ve ev baskınları sonucunda tutuklanarak Sincan F Tipi Hapishanesi’ne konuldu.
Avrupa-i olarak demokratik yumurtaların atımı, bir protesto biçimi ve hak olarak değerlendirilirken, sistemin çizdiği sınırları zorlayan, ezilen halk gençliğine ulaşma merkezli hareket ederek, devrimci alternatif için toplumun en dinamik katmanlarını hedef alan demokratik halk gençliği çalışanları tutuklanmıştır. Ortalama olarak tüm sol muhalif öğrencilerin okuduğu dergi ve kitapları örgütsel doküman olarak lanse eden gerici saldırı, medya aracılığı ile halk saflarında meşru zemine oturtulmaya çalışılmıştır. Hâkim sınıfların tehdit ve yönelimi gayet açık ve nettir; sınırlarını ben çizerim.
Hâkim sınıflar cephesinde vuku bulan gelişmelerin  okunması iki türlü olmalıdır. Birincisi; bir sınıfın diktatörlüğü olan demokrasi, yumurta örneğinde olduğu gibi, demokratik hak olarak bahşedilebilir. Fakat burada altını çizdiğimiz demokrasi, ezilen sınıfları zincirlerinden boşandıran, sıçramalı olarak sınıfsız-sınırsız dünya projesine yakınlaştıran değil, her türlü sınıfsal ayrımcılığın gerici işleyişini sağlama almak için kitlelere reva görülen hak, hukuk sefilliğidir. İkincisi; altını çizdiğimiz demokratik işleyişin sürekliliğin sağlanması için devreye, sınıflı toplumların binlerce yıldır kullandığı hukuk anlayışı girer. Bu hukuk anlayışı, ezilen sınıfların çıkarlarını hesap ederek şekillenen bir üst yapı kurumu değil, bizzat özel mülkiyet ilişkilerinin bugünkü formasyonu olan burjuva-feodal yapıya uygun olarak inşa edilmiştir. O yüzden, hukuksal olarak istediği zaman demokratik hak, istediği zaman ise terör örgütü yaftasını, sınıf çıkarları gereğince, yapıştırabilir.
Hâkim sınıflar cephesinde olduğu gibi, devrimcilerin cephesinde de gelişmeler kendisini iki türlü göstermektedir. Birincisi; egemenler ile girişmiş olduğu mücadelede ayrım çizgilerini sloganların rengi ile sınırlı tutanlardır. Bu algılayış, uluslararası devrimci camiaya, adeta bir veba gibi bulaşmış durumdadır. Eğer rengin kızıl ise, burjuvaziye karşı asıl seninki demokratik değil benimki daha demokratik sloganları atılmaktadır. Burjuvazi ile demokrasi yarışına girilmek istenmektedir. Demokrasi olgusu sınıflar üstü algılanmaktadır. Buda rengi kadar kırmızı olursa olsun, gerici sistemden tümden kopuşu sağlamamaktadır. Bu arı demokrasi anlayışı mahkum edilmelidir. İkincisi; sistemin demokratik yöneliminin hangi sınıfa tekabül olduğunu söyleyen, ezilen halk kitlelerinin kurtuluşunu demokratik söylemler ve eylemler ile sınırlı tutmayan, toplumun en ileri yönetim biçimlerinin temsili olmayacağını ancak ve ancak halkın kendisinin de inşasında ve icrasında olarak sağlanacağını anlatan, Demokratik Halk Devrimi güçleridir.
Egemenlerin saldırılarını boşa çıkarmak basit bir meydan okuma değildir. Ant içilerek toplum ilerletilmez. Gericiler ve devrimciler cephesinin iyi analiz edilmesi gerekir. Analizler, güçleri bölmeden, basitten karmaşığa doğru örgütlemekle mükelleftir. Şüphesiz ki, devrimci mücadele sadece bizim tekelimizde olan bir şey değildir. Birleşebileceklerimizle kesin olarak birleşmeyi gerektirir. Tüm bunlar teorik berraklığın öncelliğini şart koşar. Saldırılara maruz kalan Demokratik Halk Gençliği açısından tüm bu tecrübeler ne yeni ne de eskimek üzere olacak bir realitedir. Günün açığa çıkardığı ve sınıf mücadelesinin 3 saç ayağından olan politik mücadelenin kaçınılmaz sonucu olarak yaşanmaktadır. Kendimizi saldırılara karşı irade göstermekle sınırlı tutamayız. Bu politik mücadelenin bir boyutudur. Diğer boyutu ise, sınıf mücadelesinin diğer iki bileşenine sarılarak, düşman gerçekliğini gözetmek, dost güçleri iyi ayırt etmek, onlardan öğrenmek, onların geri yanlarını göstermek ve tüm bunları, ezilen halk yığınlarını Yeni Demokratik Cumhuriyet Programı etrafında örgütlemek için gerçekleştirmemiz gerekir. Ancak bu şekliyle hem gericilerin yönelimini boşa çıkarabiliriz hem de Demokratik Halk Devrimi yürüyüşümüzü sağlamlaştırabiliriz.  BAŞKALDIRIYORUZ bayrağını doruklara asabilmek için buna gebeyiz.

 
Share