Yazarın Diğer Yazıları

next
prev
Boykot ama nasıl?

Genç Yorum
Devrimci Demokrasi - Sayı 183

 

Sinan Çakıroğlu

30 yılı geride bırakan 12 Eylül, “traji-komik” bir hal alarak yine, Türkiye-Kuzey Kürdistan gündeminin merkezine oturdu. Sosyo-ekonomik yapı gerçekliğinin sonucu olarak faşist rejimin parlamenter peçeye ihtiyaç duymaksızın, komünist, devrimci, ulusal devrimci ve demokratlara pervazsızca saldırdığı ve bu saldırılara gerici devletin üst yapısında daha da sağlama aldığı bir dizi değişiklik gerçekleşmesine ihtiyaç duyarak burjuva-feodal üretim ilişkilerinin temellükünü devam ettirdiği 12 Eylül “yine” merkez-gündem’i işgal etmekte.

Hâkim sınıflar cephesinde kılıçların çekildiği ve hınçla genel seçim havasında, memleketin karış karış gezildiği bir atmosferde, aklıselim olan herkesin mevcut anayasa değişikliğine ‘evet’ ya da ‘hayır’ denmesinin kimlere ne fayda getireceğini alenen görecektir. “Tekrar” ele alınan anayasanın, sınıf niteliği, ezilen sınıflar ve Kürt ulusu, azınlık milliyetler ve ezilen inançlar için bir şey getirmeyeceğini, neden bizler açısından bir kazanım olmadığını, ‘hayır’ demenin ise ayrı bedbaht bir durum olduğunu daha önceki yazılarımızda etraflıca anlattık. Ki, TKP, ÖDP, EMEP ve Halkevlerinin yürütmüş olduğu 'AKP'ye Hayır' çalışması bu bedbaht halin ibretlik bir ifadesi olarak karşımızda durmaktadır. Devrimci, sosyalist söylemlemleri pervasızca kullanan bu reformist, revizyonist 'dörtlünün' ufku, düzenin belirlediği muhalefet sınırları dahilindedir. Ezilen milyonların bilincini bulandıran bu kesimlerle ideolojik mücadele her alanda yükseltilmeli, sınıf nitelikleri kitlelere anlatılmalıdır.

Bu yazıda amacımız daha ziyade, Komünist-devrimci-demokrat-yurtsever ve ilerici çevre tarafında başlatılan boykot çalışmasının, referanduma bir ay kala nasıl bir yöntembilim (metodoloji) dahilinde ilerleneceği meselesini tüm köşeleriyle tartışmak-tartıştırmaktır.

Anayasa, bir toplumun işleyiş ilkelerinin toplandığı hukuki idare merkezidir. Marx, “Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı” adlı eserinde, ‘Varlıklarının toplumsal üretiminde, insanlar, aralarında, zorunlu kendi iradelerine bağlı olmayan ilişkiler kurarlar... Bu üretim ilişkilerinin tümü, toplumun iktisadi yapısını, belirli toplumsal bilinç şekillerine tekabül eden bir hukuki ve siyasal üst yapının üzerinden yükseldiği somut temeli oluştururlar’[1] diyordu. O’na göre ‘Hukuki’ ifadenin ‘somut temeli’ algılanmaksızın, yürütülen tüm tartışmalar, ufku burjuva ekonomizmini aşamayan yorumlar olarak tarihin sayfasına not düşülüyordu.

Bir sınıfın hizmetinde olarak devlet, bazen bir tane baskı aracına ihtiyaç duyar ama birden fazla ideolojik aygıtı vardır. Her ideolojik aygıt baskı aracı değildir ama her ideolojik aygıt baskı aracını çehreler, güçlendirir ve kitleler içerisinde kök salmaya çalışır.  Anayasa, ister burjuva anlamda demokratik olsun, isterse günümüz gerçekliğinde faşizmin resmi organı olsun, ezen sınıfların elinde, ezilen sınıfların, ulus ve azınlık milliyetlerin, azınlık inançların üzerindeki ideolojik aygıtı olmaya devam edecektir. Bu gerçeklikten yola çıkarak, neden mevcut anayasaya karşı çıktığımızı ve bu karşı çıkışta halk kitlelerine neyi önerdiğimizi cüretkâr bir şekilde açıklamak görevdir. Bu görev, Yeni Demokratik Devrimin hukuki ifadesi olan Yeni Demokratik Halk Anayasasıdır! Fakat adından da anlaşılacağı gibi Yeni Demokratik Halk Anayasası bu anlamda boykot cephesi içerisinde ayrışan bir boykot muhtevasıyla ön planda durmaktadır. Şöyle izah edecek olursak, bizim önerdiğimiz anayasa, muhalefeten ya da fi tarihinde yapılmak üzere ertelenen bir perspektife sahip değil, bugünden itibaren mevcut üretim ilişkilerini yıka yıka Demokratik Halk İktidarına uzanan niteliktedir.

Bizim önerdiğimiz anayasa, halk kitlelerini boykota çağıran değil, yarının icra merci olma yolunda bugünün öznelerine dönüştüren niteliktedir. Ve en az diğer önermelerimiz kadar önemli olan, devrimci hareketin kafasının haylice -hem de oldukça haylice- karışık olduğu, çalışmalarımıza bilimsel komünist rengini veren öğe, salt demokratik anayasa değil, yeni demokratik halk anayasasıdır. Tekrardan izah edecek olursak, sınıflı toplumun realitesi olarak, ufku burjuva dünyasını aşmayan “sınıfsız” demokratik çalışma güdümlü değil, tarihsel anlamda ara geçiş olarak yeni demokrasi gerçekliğini gören ama yılmadan sınıfsız topluma ilerleyen, özcesi, kendini de yıkan bir anayasadır önerdiğimiz

Kuşbakışı bakıldığında, taleplerin aynı olduğu görülen boykot anlayışının irdelendiğinde nasıl farklılıklar gösterdiği ortadadır. Şüphesiz aynılıklarımız-ortaklıklarımız var. Ama çizgidir tayin edici olan. Şayet örnek verecek olursak, komünist devrimciler, hâkim sınıfların kullandığı tabirde referandumu “tarihi fırsat”[2] olarak değerlendirmezler. Hâkim sınıflar kullansın ya da kullanmasın değerlendirmezler. Çünkü sınıf savaşımında, en son tahlilde belirleyici olan sınıf mücadelesidir. Hâkim sınıfların çelişkilerinden kaynaklı tartışmaya sunduğu bu süreç, boykotun altında ezilse dahi “tarihi fırsat” yaratmaz! Zira tarihi, fırsatlar yaratmaz! Tarihi yaratacak olan kitlelerin devrimci eylemidir! Boykot, sistemin bütünlüklü teşhirini yaparak, komünist-devrimci-demokrat ve ulusal devrimcilerin kitlelere nüfuz etmesini sağlayabilir (kesin sağlamaz! Sağlayabilir) ama bunun ötesinde toplumsal 'bingbang' patlamasını beklemek idealizmden beslenen konformist bir yönelimin kendisidir. O yüzden “tarihi fırsat” beyanı “talihsiz” bir küçük burjuva hüsranıdır.

Sonuca varmadan önce “yetmez ama hayırcılar” güruhu, Cemal Süreya’dan bir alıntı yaparak, ‘Arı su içeceğim diye susuzluktan ölünmez’ komedisine oynamışlar. Fakat espri konusu olan, içilecek olanın şişede olup olmaması yani biçimi değildir. Acısıyla tatlısıyla, içilen suyun köklerinin nereden geldiğidir. Üretim koşullarının yeniden üretimidir, hâkim sınıfların iç dünyalarında dolaşan. Bu dalaşta hangi kliğin üstün olacağı sorunundan ziyade, yeniden üretim sürecinin deşifre edilerek, toprağı kirli olan özel mülkiyet dünyasını, sınıfsız topluma götürebilmek için, tarihsel zorunlulukları göz ardı etmeden neler yapılabileceğidir. ‘Kitleleri sadece savaşı yürütmek için seferber etme’[3] durumunda olamayız. Mücadelenin açığa çıkardığı olanaklardan yararlanarak, Referandum ham hayalini, aktif boykot ile yaşamın tüm alanlarında örgütleyerek ve kitleleri Demokratik Halk Devrimi’ne kanalize ederek ilerlemek temel görevimizdir.

[1]Karl Marx, Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı/ sayfa 25

[2] Boykot Cephesinin açıklamasından

[3] Mao Zedung, Seçme Eserler / Cilt 1 sayfa 211

 
Share