Yazarın Diğer Yazıları

next
prev
İsyan Etmek Meşru ve Zorunludur!

Üniversitelerde cereyan eden olaylar, ülke gündeminin merkezinden düşmüyor. Füze kalkanı, iki dil tartışması v.d önemli başlıklara rağmen, memleketin nabzı öğrenci eylemliklerinde atıyor. Beklide toplumsal bir “sübjektivizm” olarak adlandırılabilinir! Fakat tarihte yarı-aydın kitlelerin hareketlenmesi her zaman yeni süreçlere vesile olmuştur. Hele ki, bu yarı-aydın kitleler topluluğu, proleter sınıf bilincini “dert” edinmişse!
Geçen ay kaba hatlarıyla değindiğimiz üniversite eylemleri, hakim sınıfların hazmedemeyecekleri bir pozisyona geldiğinden dolayı, “öğrenci-devlet” buluşması olarak, “lokal anestezi” alarmına geçildi. Baş operatör Abdullah Gül, bir grup “seçilmiş” öğrenciyi konağında ağırladı. Uzun süren sohbetlerin hangi öğrenci meramı etrafında döndüğünü bilmemekle birlikte, basına yansıyan “nasihat” yanı beklenilenin dışında bir durum değildi. Pek “sayın” Gül, ‘Memleket sorunlarına kafa yorun, düşüncelerinizi ortaya koyun, ancak şiddetten ve yasa dışı örgütlerden uzak durun’ mesajını verdi. Haliyle, hakim sınıfların öğrenci “meramı” anlaşılmış oldu. Yoruma gereksiz bir “istem”!
Köşkün “sırlar odasında” tartışmalar devam ederken, muhalif öğrenci gruplarına bilindik tavırlar sergilendi. Dışarıda ablukaya alınan öğrencilerden bir grup temsilci, Cumhurbaşkanlık Sekreteri ile konuşma “fırsatı” yakaladılar. Bu görüşmeden çıkan sonuç, “seçilmişler” ile yapılandan çokta farklı değildi; ‘polissiz demokrasi olmaz!’.
Bu “demokratik” gönderme, 5 Ocak’ta, ODTÜ’den, AKP binasına yürümek isteyen öğrencilere yönelik saldırının çerçevesini çizmekteydi. 500 kadar devrimci-demokrat yurtsever öğrenciye karşı 2500 polis 6 zırhlı araç ile saldırıda bulunuldu. Ve bu saldırıdaki tek gerekçe “demokrasi”nin yerine getirilmesiydi. Keza Çanakkale’de sadece son 20 gündür halk gençliğine yönelen faşist saldırılar da aynı “demokrasi” oyununun bir parçasıdır.
Aslında burada bir parantez açarak ‘yiğidi öldür ama hakkını yeme’ demek gerekir. Nedenini şöyle izah edelim; sınıf farkı olmakla birlikte, proletaryanın devlet iktidarı da aynı misyona sahiptir. Lenin’in Engels’ten yaptığı ‘Proletarya, devlete gereksinim duyduğu sürece, ona özgürlük için değil, düşmanlarını bastırmak için gereksinim duyacaktır’ alıntısı, tamda burada iktidar denilen meselenin yeniden üretiminin birden farklı faktörle ele alındığını gösterir. Hakim sınıflar bir yandan Çankaya’da konak ağırlamaları yapılarak, diğer yandan devrimci-demokrat-yurtsever öğrencilere saldırarak aynı “demokratik” iktidarın sürekliliğini sağlamak istemektedirler.
ÖDTÜ’de büyük puntolarla BAŞKALDIRIYORUZ, sloganıyla hareket eden öğrenci gençlik, bir başkaldırının habercisi olabilir. Başkaldırının niteliği, koşulları itibariyle, devrim tarihimizdeki diğer örneklerle özdeşleşecek nitelikte olmasa dahi, “Avrupa-i” protestoların, konfeti ve yumurta “muhalefetinin” aşılacağı, sadece hükümet edene yönelik değil, demokratik taleplerin iktidar perspektifiyle ele alınacağı bir başkaldırıya dönüşebilir. Öğrenci kitlelerinin kendiliğinden biriken öfkeleri, doğru önderlik edildiği taktirde iktidar bilinçli eyleme dönüşebilir. Demokratik Halk Gençliği, güçlerini zayıf halkalara devrimci taleplerin en yükselebileceği yerlere kanalize ederek, yürüteceği güçlü kampanyalarla sürecin önemli bir öznesi olabilir. Yeter ki, görevleri tahin etmenin yanı sıra, yöntem sorununu bilimsel analizden geçirerek somut adımlar atmasını bilelim. İsyan etmek, sadece meşru değil artık zorunludur!

 
Share