Yazarın Diğer Yazıları

next
prev
Üniversitelerdeki Gelişmeler ve “Yeni” Burjuva Jargon

Gündemi taşarcasına dolduran onca “hengâmenin” arasında, “medyanın bilinçli olarak ekranlara taşıması sonucunda”, öğrenciler cephesinde bir dizi gelişmelere tanık olduk. ‘Eşit, Parasız, Bilimsel, Anadilde Eğitim’ emeli için mücadele yürüten üniversite gençliği, GOP’nin (Genişletilmiş Ortadoğu Projesi) eş başkanı Erdoğan’ı protesto etmek için Dolmabahçe’ye doğru yürüyüşleri esnasında “ileri demokrasinin” gazabına uğradılar. Büyük ileri “atılımın”, “muasır medeniyetler” seviyesine çıkmanın bedeli bir şekilde ödenmeliydi. Halk gençliğinin bu bedelde payına düşen faturanın kesilmemesi hoş karşılanamazdı. Mademki “durmak yok, yola devam”, toprağı işlercesine biçer-döverden geçirilen tüm toplumsal tabakalar “rolünü oynamalıydı”.

İki büyük sınıfın bir birinin boğazına acımasızca –bu oyunun temel kuralıdır- geçirdiği ellerin, hangisinin diğerini dize getireceği uğraşının olduğu bir toplum –sınıflı toplum- gerçekliğini gün gibi çıplak ve net görenler, giriş bölümünde çizilen resme –hatırlarsanız, “sevgili” Batum, bizlerin faşizmin resmini çizemeyeceğimizi söylüyordu. Çokta haksız sayılmaz. Faşizmin resmini ezilenler değil ezilenlere bu zulmü uygulayanlar çizebilir!- anlam verecektir. Tablo yarım kalamazdı. Türkiye-Kuzey Kürdistan’ın Guernica’sı an be an çizilerek “sanat” ifşa eden “yeni düzen” inşa edilmeliydi. Hacettepe üniversitesinde “konferans” diye nitelendirilen fakat bizzat gerici dünyanın yeniden üretimi için “kadro” temeli olan düzenleme, devrimci-demokrat öğrencilerin katılmak istemesi sonucunda “şaşkınlıkla” karşılandı. Hakim sınıflar o kadar “şaşırmıştı” ki, modern besleme ÖGB’ler eşliğinde halk gençliğine saldırmaktan kendilerini alamadılar. Yine bir başka “şaşkınlık” tezahürü olarak, gençler ulu orta tacize uğradılar.

Hani şu geçtiğimiz aylarda seçim havasında geçen Anayasa Referandumu, öyle geliyor ki egemenlere “yeterlilik” sağlamamış. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde, “Türkiye’de Anayasa” başlığı altında düzenledikleri konferansa katılan hakim sınıfların iki klik sözcüsü, tabiri caiz ise gafil avlandı. Öğrenci halk gençliğine yönelik onca yapılan saldırıdan sonra, öğrencilerin “meramını” dinlemek ve onlarla “tartışmak” hesabı, çarşıdan geri döndü. Haklı olarak tepkilerini dile getiren öğrenciler, her iki klik sözcüsünün de onların hangi sınıfları temsil ettiklerini bilerek, meşru bir tavır sergilediler. İlk önce Batum ile tartışmaya tutuşan gençler, hazırlıklarını okun sivri ucu olan AKP gericiliğine saklayarak, hak edene hakkını verdiler. Netice olarak ziyan olan yumurtalar, iki gerici kliğinde teşhirine vesile olduğu için meşru tavrın başoyuncuları oldular.

Yaşanan gelişmelerden sonra, tüm ekranlar öğrenci gençliğine kilitlendi. Orantısız güç teorilerinden, 68 ruhuna, yumurta şenliğinden “gaz” açılımına kadar birçok konu iğdiş edildi. Olayların gelişim seyri bir kenara bırakılarak, “Avrupa-i protesto” gibi burjuva bulamacından geçirilmiş bilindik jargonun “yeni” yüzü resmeylendi. Hâkim sınıflar terim yarışında yalnız kalmadılar. Yanı başlarında duran neo-liberal solcularımız, “bu yarışta bizde varız” dediler. Bizim açımızdan net olan bir şey var ki, post modern jargon olguları sınıflar üstü alma uğraşında olduğu kesindir. Kıymeti kendinden menkul orantısız güç teorisi anlattıklarımıza canlı bir örnektir. Sanki laboratuar ortamında fizik denemesi yapılıyor da hammaddenin oranını hesaplayacağız. Kantar kimin elinde? Hangi sınıfa ait? Şiddetin belirleyicisi kim? Tüm bu sorulara ‘devlet’ cevabını verenler, yine aynı sonuca işaret etmektedirler; sınıflar üstücülük! Yine diğer bir belirleme olan Avrupa-i protesto, sınıflar arasında açılan makasın öğrenciler cephesinde saklanmasının başka bir adıdır. Hakim sınıflar, kendilerine karşı öğrencilerin girişmiş olduğu en pasif tavrın dahi radikalize olmaması, devrimci mecraya akmaması için burjuva kanallar açıyor. Eylemleri gerçekleştiren ve gönülden destekleyen öğrenci gençlik ve gençlik tabanının sınıf bilinciyle buluşabilme ihtimalinden, Frankeştayn’dan korkar gibi ürperen egemenler, yaşananları tasvip etmediklerini, “demokratik” bulmadıklarını söylüyor ama aynı zamanda “özgürlük” bayrağını sallayarak Avrupa-i protestolar maskesi altında, ezilenleri manipüle etmek istiyorlar. Çağrı oldukça yalın; kısmen bağırabilirsin, konfeti hatta ve hatta yumurta dahi atabilirsin ama çerçeven Avrupa-i kalmalıdır! Bilimsel komünist literatürdeki karşılığı ise şudur; burjuvazinin minderinde onu beğenmesen de, tepkilerini dile getirebilir ama bunun ötesine çıkamazsın. Taleplerin sadece sistemin tekrar üremesi ölçütünde kendisini gösterebilir. Burjuva-feodal gericilik alt edilmez, reforme edilebilir.

Terimler üzerine yürütülen bu tartışmalarda hâkim sınıf klikleri bir bütün hem fikir olsa da esas itibariyle tartışmaları burjuva liberaller yürütmüştür. Her ne kadar CHP gericiliği, AKP gericiliğinin kitle tabanına oynamak için “değişim” çizgileri gösterse de, oyunları tuttuğu söylenemez. “Demokratik tartışma”, en demokratik üslubuyla peçesini çıkarmış ve bilindik faşist rolünü oynamıştır. Yine Cemil Çiçek’in ‘68 hareketini taklit etmeye meyilleşmeyin zira sonunu çok iyi biliyorsunuz’ tehdidi bunu göstermektedir. Gelişme bölümünde de dile getirdiğimiz gibi, neo-liberal solcular Avrupa hayranlığının “görkemine” kapılarak burjuvaziye sol kuyruk olmuşlardır. Birgün gazetesinde ‘Haksızlık etmeyeyim; bir haber daha var: Polisin orantısız güç kullanıp kullanmadığını belirlemek için müfettiş görevlendirilmiş… Yetmez ama, iyidir’ diyen L. Doğan Tılıç’ta da çok iyi görülebilir ki, olguların sınıf zeminine inmek yerine, ezilen sınıflara, sınıf uzlaşmacılığı reva görülmektedir. Görünüşe göre sayın Tılıç, bu “iyi” niyet gösterisinden, ezilenlerin yararına sonuç çıkarmak istemektedir. Ama bizler açısından Tılıç ve hempalarının içerisinde bulundukları misyon, tamda zıttın da bir yerde, egemenlerin hanesinde zikretmektedir. Burjuva-feodal sınıfların kulvarında sallanan bayrağın üzerinde, büyük puntolarla KOMÜNİST dahi yazsa zerre kadar ama zerre kadar kar getirmemektedir. Demokratik Halk Gençliği, ezilenlerin sınıf mücadelesi “niyet” sınırları içerisine hapsedenlere karşı teorik bir acımasızlık gütmelidir. Dünya gericiliğine sol kuyruk çizenler bahsini ettiğimiz münakaşa altında ezilmeden mutlak bir zafer mümkün değildir. Bilimsel komünizmin özüne yabancı retorik saldırılar def edilemeden, Demokratik Halk İktidarı yürüyüşü gerçekleştirilemez.

 
Share