Yazarın Diğer Yazıları

next
prev
Emperyalizmin ve uşaklarının değil, Halk Savaşı’nın öznesi olun !

 

Referandum sonrasında iktidarda bulunan hakim sınıfların dönem temsilcisinin nispi moral kazandığı herkes tarafından aşikardır. Kimi çevreler, bu nispi moral durumunu sübjektivizm eleğinden geçirerek, referandumla birlikte AKP gericiliğinin “haylice güçlendiği” yorumları arasında, şu “gerçeklikten” beslenmekteydi; hakim sınıfların emperyalizmden “bağımsız” hareket ediyor(?)!.. Hal böyle olunca, AKP’yi niyet dışı “bağımsız” ulusal siyaset izleyen, referandumda “bağımsız” bir ülkede yaşayan halkın desteğiyle, “durmak yok, yola devam” diyen bir anlayışa çıktıklarını alenen beyan ettiler. Yani AKP’nin varlık nedenini emperyalizmden ayrışık ele alan, onunla birlikte değerlendirmeyen “başarı” ve misyon biçimciliğine düşülüyordu. AKP’nin, CHP gericiliğine karşı elde ettiği moral unsuru doğru olmakla birlikte, emperyalizm ve onun uluslararası yöneliminden ayrı düşünenler, doğal olarak ortaya çıkacak olan klikler arasındaki çatışmaya da ayrı önem biçmektedirler. Klikler arasında kaçınılmaz olarak vuku bulan mücadeleyi, kıymeti kendiden menkul “sürekli kriz teorisi” ile, “sol” cenahı, bir gericiliğe karşı, diğer gericiliğe yedekleme hatta ve hatta desteklemeye kadar götüreceği bir çizgiye sürüklenmektedirler.

“Sol”cularımız “sürekli kriz teorisini” tartışa dursunlar, biz, hakim sınıfların, emperyalist efendilerinin emrettiği gibi, stratejik sorunlarda nasıl ortaklaştıklarını, ortaklaşmanın da ötesinde, sınıf çıkarları gereği, birbirlerine nasıl kenetlendiğini de görmekteyiz. fiimdi bizim “sol”cularımızın bir yönüyle baktığı madalyonu ters yüz etmeye çalışalım.

Referandum sonrası türban-ergenekon-yargıtay üçgeninde çatışma içerisinde olan hakim sınıflar, ayrı bir tartışmada ortak gündem belirleyebilmiştir. Sürmanşetlerde ‘tek tip askerlik’ olarak verilen ve kliklerin karşılıklı diyaloglarından sonra ‘eşit süreli askerlik’ altında beyan edilen sürecin ikili yanı bulunmaktadır. Bu ikili yanın iyi gözlenilmesi, hem ülkemiz üretim ilişkilerinin emperyalizme entegre-iç içe geçme durumunu sergileyecektir hem de burjuva ideolojisinin ezilen sınıflar içerisindeki yeniden üretimi iyi algılanabilecektir.

Büyük Ortadoğu Projesi’nin sonucu olarak, bölgede emperyalist istikrarın sağlanabilmesi için, coğrafyanın Müslüman dokusundan kaynaklı, İsrail Siyonizm’i dışında –tabi ki onu da dışlamayarak- yedek güç ortaya çıkarmak son derecede önemlidir. Sadece kukla rejim görevini gören değil, aynı zamanda askeri görevleri de “dünya barışı” için fedekarca mücadele yürüten mücahitlere de ihtiyaç vardı. TSK’nın NATO içerisindeki konumu ve usun zaman boyunca komünist, devrimci ve ulusal harekete karşı savaş içerisinde edindiği birikim, ABD çürümüşlüğünün atfettiği önemi ortaya seriyordu. Amerikan ordusunun Irak’tan gönül rahatlığı ile çekilmesi, ‹ran’a uygulanabilecek kontrol markaj için yeni bir ordunun tesisi kendisini dayatıyordu. ‹şte bu minvalde, hareket ve vuruş kapasitesi hızlı ve güçlü olan, profesyonelleşmiş bir ordu yakıcılığı cereyan etmeye başladı.

Hakim sınıflara emredildiği gibi, yeni tipte özelleştirilmiş savaş aygıtının inşasına başlanıldı. Ama bu başlangıç iddia edildiği gibi “sürekli kriz teorisi” babından değil, bilakis emperyalizmin canice iştahı, hakim sınıfların ise pastadan pay kapma yarışı dahilinde yaşandı-yaşanmakta. Böylece hem uluslararası sermayenin ihtiyaçları yerine getirilecek, hem de bölgenin zengin yer altı kaynakları “korunarak” kırıntılar elde edilecektir. Bu tam da ülkemiz hakim sınıflarının iç dinamiğinden, özcesi sınıf niteliklerinden öte gelmektedir. Öyle ki, hakim sınıflar, adeta BOP’ne işaret ederek ‘kritik ve hassas bölgelerde’ görev yapacak olan ‘sınır birlikleri’ oluşturma ve de ‘hudut birlikleri karakollarını yeniden inşası’ mesajını vererek – ki şu anda 15 karakol “ihtiyaca” hazır durumdadır- stratejik savaş aygıtı olma yolunda önemli adımlar atmaktadır. Yine profesyonel ordu tartışmalarında mevcut ordunun hantallığı ve hareket kapasitesinin darlığına işaret edilmektedir. Ekonomik açıdan ise haylice yük olan ama ‘istenilen verimin’ alınmadığı, hakim sınıflar tarafından hem fikir olmuş bir biçimiyle savunulmaktadır. Geçtiğimiz hafta Koşaner tarafından bizzat verilen brifingte sürecin detayları verilmiş ve de ‘son söz hükümetindir’ açıklamasıyla birlikte, gerici klikler arasındaki uzlaşı durumda gözler önüne serilmiştir.

Mevcut gelişmelerin diğer bir yanında ise ideolojik bir hal bulunmaktadır. Asker ve yoklama kaçağının 1,5 milyon sınırına dayandığı ve düşük yoğunluklu savaş gerçekliğinden dolayı, ezilen sınıflar cephesinde ordunun “itibarını” kaybetmesi, hakim sınıflar nezdinde düşündürücü bir pozisyona vardırmıştır. Faşizmin parlamenter maskelisi bir rejimin hakim sürdüğü coğrafyamızda, gerici sınıflar için ordunun yeri başat bir sorundur. Ordu ile halk kitlelerini ezse dahi, militarizmin doğası gereği, ırkçı-milliyetçi yönelimi yoluyla, kendi sosyal tabanını daima yaratması gerekmektedir. Bahsi geçen sosyal tabanın yaratılması ise, burjuva faşist ideolojinin yeniden üretimiyle mümkündür. Bir yandan profesyonel bir savaş aygıtına dönüşürken, diğer yandan askerlik süresini azaltarak, halk kitleleri içerisinde daha “şirin” daha “halkı düşünen” daha “vatan sever” bir ordu portresi çizilerek, sinsice ideolojik saldırı konsepti hayata geçirilmiştir.

Tüm bu gelişmelerden çıkarmamız gereken sonuç şu olmalıdır. Hakim sınıflar, emperyalist projede yer alabilmek için, ülkenin reorganize sürecinde dönem olur çatışır ama dönem olur uzlaşırlar. Ordunun profesyonelleşme yönelimi, bu uzlaşı durumundan sadece bir tanesidir. Diğer yandan ise, genelde ezilen sınıflar ama özelde halk gençliği, bu yeniden yapılandırma sürecinin ideolojik saldırısının merkezinden olurlar. Ordunun “itibarının” yükseltilmesi için “albenili”, “dolgun maaşlı”, “vatan aşkı” ile, ekonomik krizin yıprattığı yüzlerce ve binlerce genç, bu ideolojik dönüşümün parçası olma olasılığındadır. Demokratik Halk ‹ktidarı için sebatla ilerleyenlerin, halk gençliğinin gündemini oluşturan ve yoğunlaşacak bir seyir izleyen gerici militarist, emperyalist merkezli siyaseti teşhir etmesi, birinci derecede önemlidir. Saldırıları göğüslemek bir görev iken, diğer bir görevimiz olan ve stratejik anlamda sarılmamız gerektiğine bilimsel olarak kanıtladığımız Halk Savaşı’nı ve dolayısıyla bunun temel örgütlenme biçimi olan Köylü Gerilla Savaşı’nı geliştirmek ve güçlendirmek elzemdir. Ancak alternatif devrimci iktidarın inşası için mücadeleye kenetlendikçe, ara görevler başarıya ulaşabilir. Bugün için, halk gençliği içerisinde dillendirmemiz gereken ‘Emperyalizmin ve Uşaklarının Değil, Halk Savaşının Öznesi Olun’ temel şiarı, bilimimizin özgün ve somutlaşmış sentezidir.

 
Share