|
Kimimiz bire bir tecrübelerinden, kimimiz ise izlediğimiz filmlerden biliriz; tren karanlık bir tünele girer ve önünüze ne çıkacağını bilmezsiniz. Envai çeşit “yaratığın” farklı anlarda üzerinize saldırması sonucunda korkulara kapılırsınız. Oturduğunuz yere yapışıp kalırsınız. Artı 16’lık korku filmlerinin bilindik pasajlarını yediden yetmişe herkesin yaşadığı bir toplumsal süreçten geçiyoruz. Daha önce defalarca dile getirdiğimiz senaryonun gerçeklik duvarına toslayan ilerici cenah, demokrasi beklerken faşizm tarafından ebelenmenin telaşı içerisindeler. “Biz söylemiştik” böbürlenmesi için değil ama doğruya temas edebilmek için biraz makarayı sarmak istiyoruz; yeniden yapılandırma! Ağustos 2001’de kurulan ve Kasım 2002’de tek parti iktidarını ilan eden AKP ile birlikte, TC’nin tekrardan yapılandırması bir planın devamı olarak gündemdeydi. Birden fazla gerici parti kadrolarının füzyonu ile sistemin geleneksel bürokrat burjuvaları ve şeyh-toprak ağalarını bir arada toparlayan AKP, iddia edilenin aksine, TC resmiyetinin dışında bir oluşum değildi. Diğer gerici partilerin kadrolarını ve azımsanmayacak derecede kitle tabanını kendi oluşumu içerisinde toplayarak, yıllar yılı Kemalist iktidara yedeklenerek ülkenin emperyalizme peşkeşinde hizmette bulunan Anadolu sermayesi ( Kemalistlerin “yeşil sermayesi” yerine Kaypakkaya’nın terminolojisi olan Anadolu sermayesini kullanacağız), yine emperyalizmden almış olduğu icazetle, iktidara getirildi. Mikro özet olarak geçtiğimiz bu tarihsel kesiti hepimiz biliyoruz. Ama esas yaşanılan yanılsama, iktidar değişikliğinin pekişmesi, daha doğrusu GOP’a uyumlu bir “örnek ülke” yaratabilmek için, yapılandırmada seferber olan siyasetin “değişim” dinamiğine atfedilen önem üzerinde önemli kafa karışıklıkları söz konusuydu, söz konusudur. Yeniden yapılandırma içerisinde “örnek model” misyonerliğini anlayamayan ve neo-liberal kaygılara sarılan ilerici çevre, AKP ile birlikte köklü değişikliklerin olabileceğini düşünüyordu. Yeniden yapılandırmanın, geçmiş sömürü ve baskı ilişkileri sonucu ortaya çıkan çelişkileri ele almasını “bir ilk” olarak değerlendirip, çelişkilerin çözümü için yeterli olmasa da sürdürülebilecek bir dinamik olduğuna işaret ediyordu. Kürt Ulusal Hareketi’nin öznelerinin de bu yönlü açıklamaları daha 13 Hazirana kadar mevcuttur (ki reformist eğilimi buradan beslenmektedir). “Umut dolu süreç” olarak dillendirilen ve Oslo görüşmelerindeki paslaşmalarda görülen methiyelerde, belirleyici yanın yeniden yapılandırmanın esas olarak köklü değişikliklerin olacağı yönlü beklentilerden beslenmektedir. Yeniden yapılandırma sürecinin tek yanlı olacağı “heyecanı”, ilerici cenahtan devrimci saflara kadar herkese sirayet etmişti. En “radikal” devrimcisi dahi ‘burjuva demokrasisine doğru giden memleket halini’ işaret ederek, “iyi şeyler olacak” yorumuna “sol” kuyruk çizmenin pratikçileriydiler. Ama şapkadan, sırtını burjuva demokrasisine dayamış faşizm çıktı –şu meşhur ikiz kardeş-. Nasıl mı? Gelin hep birlikte yanıtlayalım. Birincisi, yeniden yapılandırmanın yegane amacı, “örnek model” yaratabilmek için, Ortadoğu coğrafyasında güçlü bir hegomanik uşak yaratmanın ötesinde başka bir şey değildi. Bu uşağın “örnek” teşkil edebilmesi için, tek partili iktidara dayanarak, siyasal istikrarın sağlanıldığı bir hükümet ön koşul olarak ortada durmaktaydı. Bundan hareketle, Milli Görüş cemaati başta olmak üzere, Anavatan, Doğru Yol ve hatta CHP’nin bir kısmı da dâhil olmak üzere, kitlelere “güven” veren bir üst model yaratıldı. İkincisi, yaratılan bu “model” ile birlikte, bu modele ayak uyduramayan geleneksel TC siyaseti hizaya getirilmeye çalışıldı-çalışılıyor. Üst yapı kurumlarının önemli bir kısmında vücut bulan Anadolu sermayesinin, Kemalist sermayeyi atıl planda bıraktığı artık tartışma götürmez bir gerçekliktir. Üçüncüsü, siyasal iktidarın sağlanabilmesi için sadece “gelenekselci” çizgilerle hesaplaşma değil aynı zamanda bu sürecin önünde sorun teşkil edebilecek tüm ilerici-devrimci cephe ve dinamik bertaraf edilmeliydi. İşte, ilerici cephenin çuvalladığı, hatta ve hatta tav olduğu politik hata burada yatmaktadır. Yeniden yapılandırmanın, hâkim sınıfların sadece kendi içlerindeki klik çatışması olarak gören ama 99 yılında Öcalan’ın yakalanmasıyla başlayan ve 19 Aralık 2000 hapishane saldırısıyla devam ettirilen yeniden yapılandırmanın antrenmanlarını görmeyenler, son bir senedir tüm toplumu terörize eden tutuklama furyasını hesap edemediler. Hâlbuki egemen sınıflar siyasal iktidarlarını tesis edebilmek için iki stratejik yönelimi asla elinden bırakmazlar. Bu stratejik yönelimlerinin birinci yanını, kitleler üzerinden güven oluşturabilmek, kendi sınıf çıkarlarına uygun toplum yaratabilmek üzere reformlar oluştururken (yani burjuva demokratik uygulama), yönelimin diğer yanını ise, halk kitlelerinin sistemle yaşadığı çelişkileri şu ya da bu oranda teşhir eden ilerici-devrimci cephe ve dinamiğin baskı altına alınması oluşturmaktadır (yani burjuva faşizmi)! Yazımızın gelişme bölümü boyunca vermiş olduğumuz şıkları çoğaltmak mümkün. Ama esas belirleyici yanı oluşturan yeniden yapılandırmanın niteliğini belirleyen dinamik yukarıda izah etmeye çalıştığımız gibidir. Yeniden yapılandırma, salt bir klik çatışması değil aynı zamanda ezilen halk kitleleri ve onları şu ya da bu oranda temsil eden ilerici-devrimci kurum ve dinamikler için geçerlidir. Hatta söz konusu ilerici-devrimci kitlelerin bastırılması olunca, egemen sınıfların nasıl ortaklaştığı çıplak gözle görülebilir düzeydedir. DTP’nin kapatılması örneğinde olduğu gibi, birinci Ergenekon süreci olmasına rağmen, Kemalist sermaye ile Anadolu sermayesinin arasında oldukça iyi bir uyum ahengi gözlemlenilmiştir. Bu örnekten dahi yola çıkarak, egemen sınıfların yeniden yapılandırma sürecinde, sınıf çıkarları gereği ortaklaşabileceklerini anlamak gerekir. Bunun da ötesinden, asıl anlaşılması gereken, yeniden yapılandırma denilen ucube siyasetin, ezilen halk kitleleri ve onların öznelerine yönelik kâh reformlarla kâh saldırılarla sürdürüleceği temel stratejik yönelimi oluşturmaktadır. BDP merkezlerine yönelik 16 ilde eş güdümlü operasyonlar sonucu yapılan tutuklamalar, tezlerimizi kanıtlar durumdadır. Mevcut gidişatı bunun dışında yorumlamak, devletin niteliğini anlamamaktır. Devletin faşist niteliğini reform pozlarına sarılarak “demokrasi” hayallerine savunmak, devrimci komünizmi değil burjuva ütopizmini salık verir. Komünizm mücadelesi yolunda, Yeni Demokratik Devrimi için mücadele edenler, yeniden yapılandırma ile yaratılmak istenilen “örnek model” gerici sınıf diktatörlüğüne karşı iyi hazırlanmalıdır. Sınıf mücadelesi merkezli güçlü ve yaygın militan devrimci kitle mücadelesi ve bunun içerisinde kök salan Komünist Parti önderliğinde Halk Kurtuluş Ordusu için, burjuva-feodal sınıfları devirmek üzere, devrimci komünist çalışma elzemdir. Kitleler için “hak-hukuk” çalışması için değil, hak-hukuk çalışması içerisindeki kitleleri bununda ötesinde bir mücadele yoluna seferber etmek için devrimci komünist çalışma elzemdir.
|