|
Sınıf mücadelesinin tüm hızıyla seyrettiği dünyamızda, Türkiye-Kuzey Kürdistan coğrafyasının ezilen halkları, yeni yıla katliam eşliğinde girdi. Tüm bir halkı acıya boğan Roboski Katliamı Kürt ulusu başta olmak üzere, halkımızın belleklerine kanla yazıldı. Caniyane TSK’nın hunharca uyguladığı zulüm bir kere daha sahnedeydi. Aralarında çocukların ‘cep harçlığını’ kazanması için bin bir badire atlattığı o tehlikeli yol bu kez geçilemedi. Ayazın acımasız gecesinde, kar yerine bombalar yağdı köylülerin üzerine… Roboski Katliamı’nın 10 gündür yaşanılmasına rağmen üzerine tonlarca şey yazıldı. Devrimci ve yurtsever basın, katliam sonrasını an be an takip etti. Burjuva-feodal medyanın “soğukkanlı”, “provokasyonlara gelmeme” siyasetine rağmen, gerçeklikle temas edebilmek ve gerçekliği duyurabilmek için önemli bir sınavdan geçti. Halkın Günlüğü Gazetesi’nin, gerek köşe yazılarıyla gerekse haber yorumlarıyla, üzerine düşen sorumluluğu bilimin merceğinden geçirerek yaptığını söyleyebiliriz. Bundan kaynaklı, makalemiz ile aralamak istediğimiz tartışmanın nesnesi, Roboski Katliamı ve Devletin Roboski Katliamı ile amaçladıklarını bir kere daha anlatmak değil. Daha ziyade, katliamla birlikte “serinkanlılığını” koruyan gerici sınıfların borusunu ötttüren medyanın izlediği manipülasyon “çalımının” nasıl ele alındığı üzerinde durmaktır. ‘Devlet Halkını Bombaladı’ başlığını “acımasız” gören hakim sınıfların dönem sözcüsü Erdoğan, liberal cenahta dahil olmak üzere tüm basının, “operasyon kazalarında” göstermesi gerektiği performansın çıtasını belirledi. “Operasyon kazası”, yazılı ve görsel basın tarafından dillendirilip ‘terörist olabilirlerdi’ mesnetsiz argümanına sarılarak, devletin gerici katliamcı yüzü gizlenilmeye çalışıldı. Reklam ürünü gibi sunulan “yepyeni” demokratik açılımın “özgürlükçü” doğasının ürünü müdür bilinmez ama medya sınırdan geçenlerin “terörist ihtimali” üzerine koro halinde bir tartışma yürüttü. “Kasıt” olunmadığı “kesindi”! Peki, ne olabilirdi? Bazı çevreler tarafından Ergenekon’un uzantısı olarak değerlendirmeler yapıldı. ‘Vesayet sisteminin’ devamlılığını isteyenler olabilirdi. Yani ortada bir “kasıt” bulunması gerekiyorsa, normlara uygun bir şekilde hakim sınıflar lehine yaratılabilinirdi. Ama ne var ki “kasıt” son durak olarak işaret ediliyordu. Kaos jimnastiği yapan egemen sınıfların yazılı-görsel medyası, geniş halk kitlelerinin gerçekle yüzleşmeleri sonucunda acizleşmişlerdi. Gerici devlet aygıtı tüm kokuşmuşluğu ile Roboski semalarında seyrediyordu. İkinci plana geçmek şart olmuştu. Eğer var olan tartışmayı yönlendiremiyorsan, yeni tartışma açarsın. Burjuva pragmatizminin en sağlam saldırılarından biriydi. Bunun için, kaymakamın linçi ilk sırayı almıştı. Onlarca evden çıkan cenazelerle büyük acılara bürünen ve devletin gerici niteliğine daha fazla yakınlaşan Roboski köylüleri, böylesi bir atmosferde, değil kaymakamı ağırlamak selamını dahi kabul etmesi beklenemezdi. Zira gericiler de bunu çok iyi biliyordu. Ama yeni bir tartışma için iyi bir fırsattı. 35 kişinin hunharca katledilmesi bir yana bırakılarak, kaymakamın “linç” olma durumuna rağmen; ki bu durum iyi irdelenmelidir. Devletin resmiyetine yönelen her şiddet eylemi devrimci bir dinamik barındırmaktadır- ne kadar “halkçı” olduğu gündemleri doldurmaya başladı. Sanki esas sorun, Roboski şahsında devletin “operasyon kazasına” öfkelenen kitlelerin “geri” yanlarına rağmen, devletin “olgunca” acıyı paylaşmak için göze aldığı kahramanlık olmuştu. Birden manşetlere “provokatör” tiplerin “sinsice” saldırılarını göğüsleyen “kahraman kaymakam” taşındı. Roboski’de teşhir olan devlet, kaymakam üzerinden kendini aklamak istiyordu. Kaymakam numarası iyi tuttu. Ama halkın yaşadığı acı öyle büyüktü ki, devrimci-demokratik cephenin karşı atağı sonucunda AKP gericiliği şahsından TC devleti sıkışma noktasına geldi. Yeni bir argüman yaratılması gerekliydi. Tam da bu noktada, İstanbul’da blok milletvekillerinin görüntüleri üzerinden yeni bir kampanya başlatıldı. İlericileri “istismarlıkla” suçlayan Erdoğan, milletvekillerinin gülüşmelerini göstererek ‘bunlar Roboski acısını paylaşmıyorlar’ diyerek hamlede bulundu. Piyasaya servis edilen görüntüler üzerinden BDP yıpratılmaya çalışıldı. Egemen sınıflar kendi hanesine bir puan eklemenin yolunu tuttular. Taktik olarak başarılı oldukları da söylenebilir. Zira halkın içerisinden gelen ilerici-devrimci-komünistler, timsah gözyaşını döken gericiler gibi değildir. Acılarını ve sevinçlerini yalın yaşamasını her daim görev bilirler. Tüm bu tartışmaların ortasında yükselen en acayip sesler liberallere aittir. Bir taraftan ‘vesayetin bittiğini’ savunurlarken, diğer taraftan böylesi bir katliam karşısında şaşa kaldılar. “Şaşkınlıktan” ötürü olsa gerek, sorgulamalarını operasyonun boyutları üzerinden geliştirdiler. ‘Güvenlik güçlerinin bu vesileyle operasyon stratejisinin acilen gözden geçirilmesinde fayda olduğu açıktır’ diyen Oral Çalışlar, katliamın özünü operasyonun boyutları üzerinde cereyan eden bir olgudan ibaret olarak ileri sürdü. Ve nitekim “kaza” anlayışının yanına “operasyon stratejisini” ekleyerek pişti oldu. Ve böylece devletin stratejik niteliğini kavramayan, bura üzerinden sorgulamaya tabi tutmayanların varacağı hazin son yine devletin resmiyeti ile ortaklaşmanın dışında olamayacağını, Oral Çalışlar bir kere daha kanıtlamış oldu. Sonuca gelmek istiyoruz! Roboski katliamı “kaza” ya da “kasıt” bir gerçeklik üzerinden kendisini ifşa etmektedir; ezen hâkim ulus burjuvazisinin ezilen Kürt ulusuna karşı stratejik olarak düşmanlık gütmesi! Bu düşmanlık öyle bir hal almıştır ki, kıpırdayan ne varsa bombalanır hale gelmiş, ilerici tüm talepler şiddetle bastırılmış ve en basit hak isteminin karşısından binlerce, KCK davaları altında toplumun en diri tabakasından binlerce insan hapishanelere atılmıştır. Ulusal sorunda, devletin niteliği tartışılmadan cereyan eden sorunlara karşı yapılan tüm yaklaşımlar niyetten bağımsız olarak, gerici sınıfların rotasına girmekten kurtulamayacaktır. Bunun gayet iyi bilincinde olan hakim sınıflar, Roboski şahsında başlattıkları taarruzu “hukuk” devleti şahsında, demokratik olarak yazılı-görsel medya üzerinden sürdürmektedir. Demokratik taarruz, gerçekliğe yaklaşan halk kitlelerinin bilinçlerine tecavüz etmek üzere, an be an uygulanmaktadır. Geleceği örmek için yola çıkan yeni demokrasi güçleri, her tarihsel kesitte açığa çıkan sorunların üstesinden gelebilmek için, sorunlar karşısından atik refleksler geliştirebilmeli, etki alanı başta olmak üzere, geniş halk kitlelerine doğru dalgalar halinde yayılabilmek için, devrimci hazırlığı ajitasyon şoklarıyla ilerletebilmelidir.
|