Yazarın Diğer Yazıları

next
prev
Devletin 'Parka Siyaseti' ve Eyüp Can Güzellemeleri

Bir savaş gerçekliği olarak, egemen sınıfların ezilenlere yönelik sistematik saldırısı (kesintili değil, sürekli-sistemli saldırısı) çeşitli araçlarla süre gider. Çeşitli araçlar vurgusunda, fiziki imha için başvurulan aygıtlar olarak ele alınmamasına dikkat edilmelidir. Zira sınıf mücadelesinin en önemli mevzilerinden bir tanesi psikolojik savaş sahasıdır. Egemen sınıfların haylice ustaca kullandıkları bu saldırı furyası, geniş halk yığınlarının düşün dünyalarında var olanı varlığının dışında olarak tahayyül etmek üzere şekillendirilir.
Sonbahara girilmesiyle birlikte, TSK’nın gerçekleştirdiği yok etme operasyonlarının hız kazanır. Doğa avantajını kullanan gerilla, sonbaharın başlaması ve kış mevsiminin belirli bir evresine kadar harekât alanı zayıflar. İz bırakma ve görüntü verme riski çoğalır. Bundan dolayıdır ki, puslu havayı seven faşist TSK, bu dönemlerde saldırılarını tırmandırır. En azgın silahlarını kullanarak, halkın meşru mücadelesini sürdüren gerilla güçlerini kanla boğmayı arzular.
Daha geçtiğimiz aylarda onlarca gerillaya karşı kimyasal silahlarla saldırı düzenleyip, Kürt halkının yiğit kadın ve erkeklerini hunharca katleden devlet, bütünlüklü ezme siyasetinden “şefkat” misyonerliğine geçişin tablosunu çizmektedir. Bingöl’de 7 gerillanın tutsak edilmesini görüntüleyen medya, “şefkat” atılımını büyük fotoğraflarla sürmanşetten verdi. Genç bir gerillanın eline tutuşturulan sigara ile sırtına geçirilen parkayı ‘büyük bir sükse’ olarak değerlendiren burjuva kalemşorlar, görev başına geçtiler. Ve o bilindik, yalanın aynı nakaratını aymazca tekrar ettiler; “Kardeşlik”…
Radikal Gazetesi’nde bu konuyu işleyen Eyüp Can, ’30 yıldır bize sunulan tek gerçek ya öl ya öldür’ metaforunu çizerek, perspektif olarak ise ‘ölme ve öldürme’ “utancından”, ‘O parka ve sigarayı paylaşmayı öğrenmeden bu sorunu asla çözemeyeceğimizi’i salık vermekten geri kalmadı. Eyüp Can yazısının geri kalan kısmında, Kürt ulusal sorununu var eden temel koşulları, i-n-s-a-n dünyasının idesinde, sadece öznel belirlemeler sonucunda ortaya çıkan sorunların yine i-n-s-a-n tarafından “hoşgörü” ile çözülebileceği zırvalıklarını savunadurdu.
Sınıf karakteri gereği, Eyüp Can’ın böylesi bir siyaseti savunmasında sıkıntı yok. Devrimci komünistlere düşen görev, bu siyasetin hedeflerinin ne olduğunun deşifre edilmesidir. Soruyu doğru sorarsak, doğru sonuca ulaşmamız daha ihtimaldir. Birkaç hafta öncesine kadar toplu imhalarda bulunan, KCK davaları altında halkın demokratik meşru mücadelesini engelleyen, en sıradan hak taleplerini azgınca bastıran gerici sınıflar, nasıl olurda “kardeşleşme” yolunda, parka ve sigara fotoğrafını basına servis yapar? Esas sorun, Eyüp Can’ın neden böyle bir yazıyı kaleme aldığı değildir! Eyüp Can’a bu makaleyi yazmasına vesile olan siyaset neyi hedeflemektedir?
AKP temsiliyetindeki dışa bağımlı burjuva-feodal sınıflar, halk kitlelerinin öznelerine karşı pervazsızca saldırıları ve özel olarak KCK davalarında aydın ve hukukçulara yönelik tutuklamalar, liberal kesimler tarafından AKP’nin “Kürt Açılımı” sınavında ‘başarısız olduğu’ düşüncesini dillendirmektedir. ‘90’lı yıllara dönülüyor’ atıflarıyla, sözde rahatsızlıklarını dile getiren liberal hempalar, devletin sınıf niteliğini kavrayamadıkları için ‘demokratizasyon’ oyununun devam kılınması için, “son” yaklaşımlardan vazgeçilmesini salık veriyor. Diğer bir boyutuyla ise halk kitleleri içerisinde dolaşan ‘devlet savaşın bitmesini istemiyor’ serzenişlerini boşa çıkartabilmesi için, taktik manevraların hayata geçirilmesi, egemenler açısından zorunluydu. Milli patentli emperyalizmin acentası mecliste, ‘barışın önünde tek engel AKP’nin tutumudur’ haykırışını yükselten BDP’nin de savuşturulabilmesi için, ara siyasetlerin her dönem uygulanması kaçınılmaz olarak gündemde durur. Hakim sınıflar, bir taraftan kendi iktidar aygıtlarını sağlama almak için ZOR aygıtını ertelemeksizin kullanırlarken, diğer taraftan ise toplumun çeşitli sınıf ve tabakalarında cereyan eden eleştirileri boşa çıkarmak için, tarihsel “kardeşliğin’ fikir hüsranı sofrasını serer. Burjuva-feodal ideolojinin merkezinde, psikolojik tahakkümü savaşı yürütür. Bundan sonucu olarak, Kürt sorununu, ekonomik temelleri ve dolayısıyla sınıfsal yaklaşımı olmaksızın, bir sigara ve parkayla çözülebilecek kadar kolay olduğunu yaygınlaştırmaya çalışır. Ezilen Kürt ulusunun “çıkmazını” ‘ölmek ve öldürmek’ üzere yola çıkmış akılsızlar sürüsü olarak nitelendirir.
AKP’ye övgü olsun diye değil ama düşmanımızın dönem siyaseti daha iyi anlamak açısından şunu söylemek zorundayız; toplumun her bir sınıf ve tabakasını kapsayan bütünlüklü bir tasfiyeci süreç yaşanmaktadır. AKP, üzerine düşen misyonu iyi oynamaktadır. Oynanan oyunun mahiyetini kavramadan, oyunu bozmak ancak tesadüfi bir şey olur. Oyun bozulsa dahi yenisini inşa etme sürecinde alternatifimiz yanlış olur. Bu anlamda, gelecek toplum projemizi sağlamlığı ve realitesi, tarihin akışına yüzükoyun değil kuş bakışı bakmakla mümkündür. “Kardeşleşme” siyasetine dahil olacak her devrimci komünist, nasyonal sosyalizmin tesirinden kurtulamaz. Düşman sınıfların, “kardeşleşme” çağrılarına cevap, sosyalist “kardeşleşme” olamaz. Yeni Demokratik devrim ve devamında sosyalist devrim, ulusları bir birinden ayıran, üretim ilişkilerine ayrı ayrı ulusların paylaşım zorunluluğu çizen bir gelecek değildir. Ulusal farklılıkları gözeten ve tarihsel haksızlıkları gideren ama bunun da ötesinde tüm bu farklılıkları ve haksızlıkları yaratan üretim ilişkilerini, ulus-devlet sevdalılığını ortadan kaldıran ve devrimci proletarya önderliğinde sınıfsız topluma ilerleyişin dinamosudur savunduklarımız. “Kardeşçe” ulus-devlet devamlılığını sürdürme değil, ulusal zorunlulukları ortadan kaldırarak, devleti adım adım sönümlendirme elzemliliğidir bizimkisi. Taktik olarak savunduğumuz ‘halkların kardeşliği’, bir ulusun diğer bir ulus üzerindeki siyasal tahakkümünü ortadan kaldırmak üzere inşa edilmiştir. Bu anlamıyla, stratejik olmayan slogan, düşmanla hesaplaşma içerisine girilirken, kullanılmalı ama bunun da ötesinde gitmekte mükellef olduğumuz toplum ortaya koyulmalıdır. Ön özet haliyle, ulus-devlet olarak “kardeşleşme” projesi, ulusal farklılıkları nihai olarak sonlandıramaz. Ama ulus-devlete karşı zor kullanılmadan hiç sonlandırılamaz. Tüm ulusal-sınıfsal-cins ayrımcı farklılıkları ortadan kaldırmak için devrimci yıkıma cüretle devam edelim…

 
Share