|
İdeolojik tasfiye sürecinin orta yerinde, ‘sivil’ itiraz manzumesi, iktidarın (ya da gelecek toplum projesinin) tamamen subjektif niyetlerden ötürü olduğunu bağıra çağıra dile getire durur. Mademki ‘tarihin yaratıcısı insandır’, o halde insanlara uzanan sihirli ellerle gelecek güzelleştirilebilir. Tüm toplumsal ilişkileri, üretim ilişkilerinin doğal sonucu olarak ele alan Marks, ‘insan tarihi, sınıf mücadelesi içerisinde yaratır’ aksiyomuyla, sömürünün ve baskının olmayacağı bir topluma gidişin zorunlu geçilmesi gereken evresini gösterir; SINIF MÜCADELESİ! Hâkim sınıflar, sınıf mücadelesinin bilinçlerde en keskinleşmiş unsurlarını bağrında taşır. Bu sınıf mücadelesi altında yürütmüş oldukları tüm ‘eşitlikçi’, ‘halkçı’, ‘özgürlükçü’ ve ‘demokratik’ uygulamalar, tarihin insandan yana değil sınıftan yana hükmü için iktidar mücadelesinin argümanları olarak kullanılır. Ezilen kitlelerinin, sömürü ve baskı ilişkilerinden kurtulmak üzere dile getirdikleri özgürlük ve eşitlik arzuları, egemenler tarafından kendi sınıf ilişkilerine gayet uygun normlar içerisinde kontrol altında alınır. ‘İleri demokrasi’ “ihtilali”, AKP gerici kliğinin anın içinde keşfettiği bir buluş değildir. Hayır, yerçekiminin tekrardan teyit edilmesine gerek yok! Kapitalist üretim ilişkilerinin şafağında, ezilen kitleleri kendi arkasına takarak sınıf diktatörlüklerinin tesisi ve devamlılığı için burjuvazi tarafından üç yüz yıldır oynanan bir trajedidir, bu ilericilik oyunu. Kaç asır daha devam edeceği bilinmez ama ister ileri olanı (burjuva demokrasisi) ister geri olanı (burjuva faşizmi) ezilen kitleleri zincirlerinden kopartarak, sınıf farklılıklarının olmadığı toplumsal formasyona geçişimizin ne garantörüdür, ne de tecellisidir. Lenin yoldaş, artık bir kadavradan başka bir şey olmayan 2. Enternasyonal önderlerinden Kautsky ile demokrasi üzerine tartışırken şunu söylüyordu; “bir ülkede demokrasi ne kadar ilerlemişse, kapitalist bankerler ve sanayiciler sınıf o kadar hâkim hale gelmiştir.” Lenin haklı çıktı. Kautsky, aşamalı bilgilendirme teorisiyle burjuvazinin egemenliği altındaki demokrasiye tamah ettikçe, komünizm fikirselliğinden o kadar uzaklaşıldı. Bugün Almanya’da 5 milyonluk komünist partisinin esamesi bile okunmuyor. Ama ‘ileri demokrasi’ yüz binlerce proleteri arkasına alarak sömürgeci savaş taburlarıyla insanlığın başına bela oldu ve olmaya devam ediyor. Tüm bunlarla şunu anlatmaya çalışıyoruz, AKP gericiliğinin ‘ileri demokratik’ yöneliminin doğal sonucu olarak, yani burjuva-feodal üretim ilişkilerinin restorasyonu ve sürekliliği için birkaç ay içerisinde, ezilen halk yığınlarına ve temsilcilerine fütursuzca saldırılar düzenlenmektedir. Kuzey Kürdistan’da gerillaya yönelik kimyasallarla girişilen imha saldırıları bu konseptin ürünüdür! KCK davaları altında, 4 bine yakın BDP’linin, “anti-terör” yasaları uyarlamasıyla politik linçe tabi tutulması bu konseptin ürünüdür! Yine, yeni demokratik devrim perspektifli politik kitle mücadelesi yürüten, yasallığı değil halkın meşru davasını tüm gerici kuşatmalara rağmen sürdüren yeni demokrasi güçlerine yönelik saldırılar bu konseptin ürünüdür. Düşman sınıfların ezilen halk yığınlarına ve onların temsilcilerine saldırısını, ‘anti-demokratik’ olarak nitelendirmek, demokrasinin sınıf niteliğini tanımamaktan ötürüdür. Hakim sınıfların ‘alçak’ olmalarından ötürü baskı uyguladıklarını düşünmek, o bilindik ütopik sosyalist türkünün nakaratını söylemekten başka bir şey değildir. Mevcut gerici üretim ilişkileri var olduğu sürece, iktidar mekanizmasının korunması ve güçlenmesi için zor-şiddet vazgeçilmez bir araçtır. Saldırı furyasının dönem özgülüne göre artması ya da azalması, sınıf mücadelesinin egemenler açısından ihtiyaç çerçevesinde örgütlenir. Yeni demokrasi güçlerinin, ‘örnek model’ olma yolunda yeniden tesis edilen TC gerçekliğini ince eleyip sık dokuyan bir siyasete tabi tutması gerekir. Emperyalist gericiliğin atfettiği bu önem, AKP kliğinin elinin güçlenmesi için, en ufak hak mücadelesine karşı dahi hunharca bastırılması ile karşı karşıya kalabilir. Bu anlamda yürüttüğümüz iktidar mücadelesi için her türlü sindirme, bastırma ve kontrol altına alma saldırılarına karşı hazırlıkların yapılması elzemdir. Hazırlığımız ‘direnme’ çağrısının ötesinde, örgütlü gücün korunarak kitlelere kök salacak şekilde ilmik ilmik örülmesi gereklidir. Halk iktidarı uğruna, halkın iktidarlaşması için profesyonelleşmiş devrimciler örgütü, her türden saldırıları bertaraf ederek mücadelemizin meşruluğunu ezilenlere aksettirerek daha da ilerleyecektir. Bunun için gerekli dinamikler mevcuttur. Evet, mübalağasız olarak mevcuttur!
|