|
1 Ekim’le birlikte, şenlik havasında meclisin açılması “demo” ve “cratie” bekçilerinin “ayrı” telden çaldıklarını ama aynı ezgiyi ifşa ettiklerine tanıklık ettik. Bi cümle burjuva medya mazbatalı-mazbatasız “vekil” curcunasına sürmanşetten başlık verdiler. Bu tablo içerisinde neo-liberal kalemşorların “umut” dolu makalelerine en fazla yansıyan BDP’lilerin, “doğru” kararları oldu. “Barış” sürecinden uzaklaşan, “kardeşleşme” projesinin “çözüm” anına ramak kala, bu seviyede olmasından rahatsızlık duyan ehveni-şer tayfası, BDP’nin meclise dönüşünü ayakta alkışladılar. Aslında konu edinmek istediğimiz BDP’nin kimler tarafından alkışlandığı değil, ‘dönüldü’ diye atfedilen mecranın aslen hiç terk edilmediğidir. Ve bunun ister ezilen ulus bayrağı isterse “sosyalizm” maskesi altında, hangi formda ilerlediği ise daha geniş bir konudur. Ama buna rağmen, özetin özeti olarak, “gidip”-“dönülme” pratik-politik hükmünün ezilen ulus burjuvazisinin ezen ulus burjuvazisiyle korespandans (kesişme) içerisinde olan “sosyalist” vekillerin dinamiğinin, mülkiyet ilişkilerinin yeniden üremesi olduğu ikirciksiz söylemeliyiz. Şöyle ki, 12 Haziran seçimleri öncesinde (daha da evvellinde) blok altında başlayan çalışmalara, parlamentonun bir hüküm verme temsili gericiliğini güçlendirerek, sınıf realitesini hasıraltı eden “demokratik özerklik” fikir silsilesinin, ezilen kitlelerde subap rolü gören aygıtlara stratejik olarak ele almasıydı, parlamentodan gidilmediğinin kanıtıdır. ‘İtirazlarımız var’ denilen hususlar, ezen Türk hâkim sınıflarının şovenist saldırılarına karşı olmakla birlikte (ki bu duruşta haklı bir yan vardır) ezilen ulus burjuvazisinin pazar kaygısından öte değildir. Bunun doğal sonucudur ki Erdoğan ‘tıpış tıpış gelecekler’ diyerek haklı çıkmıştır. Çünkü Kürt ulusal hareketinin özneleri, binlerce yıllık gerici üretim ilişkilerini radikal dönüşüme kavuşturmak üzere değil, bunun devamlılığı için mücadele yürütmektedir. “İtiraz” üretim ilişkilerine değil, ‘bana neden vermiyorsun’ sonucunadır. Tüm bunlar, doğal olarak geri dönülen yoldan bir an dahi kopulmadığının göstergesidir. Mazbatalı ya da mazbatasız tabirini yazımızın başında kullanmıştık. Kimi “sosyalistlerimiz” seçimlere girmeden, aday olmadan, pasif destekçi konumunda sınıfsal tahlile vurmaksızın parlamentonun “ilerici” yanını sarılarak aslında vekil olabilmeyi hak etmişlerdir. Zira verili burjuva-feodal hegomanyanın arenasından, onunla çarpışırken onun gibi çarpışmak, aslında ondan kopamamaktır. Örnek verelim! Sayın Süreyya, sınır ötesi operasyonların mecliste onaylanmasına ilişkin tepkisini ‘Askerliğin mecburi olduğu yerde şehitlik kavramı yapılmaz’ çıkışıyla gösterdi. Bu çıkışta vicdani ret olgusuna dikkat çekilse dahi–ki bu sınıflar ötesi idealist vicdan terimi ayrı bir tartışmadır-, esas ana halka şudur; ‘yıllarca feodal ve burjuva sınıflar tarafından kullanılan dini ben de kullanabilirim. İslam dinine en az Fethullah camiası kadar hâkimim. Sosyalizm için burjuvaziyle onun anladığı dilden konuşabilirim.’ Biz buna kısaca, ‘düşmanı yenmek için, düşmanın bayrağını sallamak’ diyoruz. Tarihte bunun örnekleri var hem de tonlarca var. Ama hiçbiri burjuva demokrasisinin ufkunu aşamamıştır. 3. Enternasyonal’in büyük komünist partileri dahi, faşizme karşı burjuva demokrasisiyle giriştikleri stratejik ortaklıkta, gelinen aşamada tamamen emperyalist “sol” niteliğini almıştır –Fransa Komünist Partisi’nin durumuna bir bakalım-. Bu çizgi onlarca kez sınandı ve yenildi. Buna rağmen sınamak isteyenler, “sosyalizm” altında burjuva demokrasisine çıkmak isteyenlerdir. Spartaküs, o şanlı isyanı, arenada kalarak başlatmak isteseydi, esamesi bile okunmayacaktı. O, arenada giriştiği kavgayı, egemen sınıfa karşı girişmediği takdirde, bir sonuç alamayacağını biliyordu. İki sınıf olan proletaryayla burjuvazi arasındaki savaşda aynıdır. Burjuvazinin hegomanyası altında kalarak, onun amacına uygun araçlarını kullanarak onu yenemeyiz. Meta üretiminin ve dolayısıyla burjuva fikir üretiminin her gün yeniden ve yeniden yaşandığı bu toplumda, sınıflı toplumdan radikal kopuşu sağlayacak özcesi bizi komünizme götürecek araç ve yöntemleri geliştirip, keşfedip ilerletmeden muzaffer kılamayız. ‘islamı ben senden daha iyi biliyorum, gerçek islamı uygula’ diyerek tüm bunları gerçekleştiremeyiz. Spartaküs gibi, bizi bu Arena’da tutan koşullardan kendimizi kurtarmadan, tribünlerde burjuvaziyle giriştiğimiz kavgayı izleyen milyonlarca ezileni saflarımıza katamayız. Modern Spartaküsler olabilmek için, bilimsel komünizm silahını kuşanalım. Ama kuşanalım...
|