Yazarın Diğer Yazıları
"Tarihi" Dava
Kahrolsun tekelci AB diktatörlüğü
Eğitimde Dindarlık "Kavgası"
"Sivil" Müfredat
Yeniden Yapılandırma
Demokratik Taarruz
Devletin 'Parka Siyaseti' ve Eyüp Can Güzellemeleri
Düşman Neden Saldırır
İsyan Kültürü
Kapitalizmin Yıkımı
Yıkıntılar Üzerinden Yükselen Faşizmin Resmidir
Karşıtlık Hareketi
Arena
‘Yeni Eğitim’ Döneminde Devrimci Eğitim
Burjuva Pragmatizmi ve Devrimci Şiddet Üzerine
Komünizm Heyulası
Birinci Gençlik Sempozyumu'nun Stratejik 'Sol' Mistifikasyonu
Silvan Çatışması ve 'Barışçıl' Süreç
Üç Kızıl Karanfilin Çağrısı...
Sınav başlıyor
Al Takke Ver Külah
Stratejik Savaşın Seçim Hengamesi
Öfke Sınır Tanımaz
JANDARMA!
Bir Garip ““Meşruluk” Yalanı
Şimdi Hep Birlikte...
Adaylık Hikayesinde Tutmayan Yama, Kaypakkaya!
Emperyalist İşgal Altında ‘Rejim Değişikliği’ Halleri
Koruculuğa Karşı Halklaşma!
Eylemsizlik Süreci ve “Umut” Dolu Konsensüs İçin “Demokratik” “Seçim” Ortamı
Yeni tarih anlayışı: “Demokrasi manifestosu”
Domino taşları, ılımlı islam ve ‘’halk isyanı”
Demokratik haktan ‘’terör örgütü” suçlamasına uzanan devletin ikiyüzlülüğü
İsyan Etmek Meşru ve Zorunludur!
Üniversitelerdeki Gelişmeler ve “Yeni” Burjuva Jargon
‘Adalet istiyoruz’ ya da ‘yetmez ama evet’!
‘500 Bin Radikal'in’ fikir babalarına yanıt silahlara daha fazla sarılmaktır!
Emperyalizmin ve uşaklarının değil, Halk Savaşı’nın öznesi olun !
Demokratik halk üniversiteleri için demokratik halk devrimi bilincini kuşan
Boykot ama nasıl?
Güzel türküleri silahlar söyler (*)
| Burjuva Pragmatizmi ve Devrimci Şiddet Üzerine |
|
Şiddet olgusunun diğer bir karşılığı ise güç olarak tanımlanır. Bir tarafın ya da bir kişinin diğer taraf ya da kişileri şiddete tabi tutması, onun diğerleri üzerinde güç sahibi olması anlamına gelir. İlkel toplumda, insanlığı doğa ve diğer canlılar üzerindeki şiddeti genel olarak yaşamı idame etmesi üzerine kuruluydu. Yine ilkel olmasından dolayı, insanın insan üzerindeki şiddeti söz konusuydu. Ama şiddetin insan üzerindeki nüfuzu – ya da oluşturmak istediği güç- sistematize olabilmesi için, özel mülkiyetin doğuşunu ve bunun doğal sonucu olan sınıflı toplumların ortaya çıkışını beklemek zorunda kaldı. Sınıflı toplumlarda, ezen sınıfın ezilen sınıf ve tabakalar üzerindeki sömürü sürekliliğinin sağlanabilmesi için zor temel bir araç olarak –tek araç değil ama temel araç- şiddet aygıtları “olağanlaştırıldı”. Bu “olağanlığın” dışında tüm şiddetler, içinde bulunduğu toplumsal formasyona göre, ‘tanrıya meydan okuma’, ‘şeytanın elçisi olma’, ‘Kralın emirlerine karşı gelme’, ‘Ağanın-Şeyhin sözüne uymama’ ve ‘Cumhuriyete, demokrasiye gölge düşürme’ ‘Yüce milleti bölme suçu işleme’ “yasadışlıkları” addedildi. “Olağan” olarak gösterilen sömürücü sınıfların egemenliği, onun egemenliğine fiili ve fikri karşı gelen her sınıf ve tabakayı bu ve buna benzer argümanlar üzerinden saltanatını devam ettirdi. Emperyalizm ve proleter devrimler çağında, emperyalist-kapitalist üretim ilişkilerinin hâkimiyetinin bir mistifikasyonu olarak şiddet, her an toplumsal bir sorun olarak vuku bulurken, ezilen sınıfların şiddet uygulaması “terör”, “bölücülük”, “anarşi” olarak dile getirilir. Kapitalist özel mülkiyete dayalı sistemin sonucunda direk ve dolaylı şiddet ile birlikte, her yıl on milyonlarca insan yaşamını kaybeder ama ezilen sınıfların en ufak isyanı, “topluma verilen zarar” olarak “tehlikeli” bulunur. Giriş bölümünde de söylediğimiz şiddet karşılığının diğer bir anlamı olan güç, ezilen sınıflar tarafından kendi sömürücülerine, daha fazla baskı-sömürü ilişkilerine tabi olmamak üzere uygulanır. Bilimsel komünizmin emrettiği devrimci zor, zor olgusunu amaçlaştıran yegâne araç olarak ele alan değil, gerici sınıfların örgütlenme aygıtı olan gerici Devletin ve ona bağlı üretim ilişkilerinin radikal değişimi için, tarihsel olarak başvurulması gereken mutlak bir araçtır. Onun devrimci özü, şiddeti sömürmek ve dünyayı bir bilinmeze sürüklemek üzere değil, doğaya ve onun bir parçası olan insanlığa gadre uğratan talan eden üretim ilişkilerinin toprağının köklü temizlenmesinden gelir. Okuyucu ‘iyi de biz zaten bunları biliyoruz, bize ne anlatıyorsun?’ diyebilir. Aslında tartışmak istediğimiz zorun ve özel olarak devrimci zorun neden bir ihtiyaç olduğu değil, nasıl, kim için ve kime karşı kullanılması gereken bir araç olduğu noktasında, hassasiyetlerimizi dile getirmektir. Yöntem bilim ve hedef kitle için, genel bir anlayış zeminini kendimize mecbur gördük. Sınıf mücadelesi keskin gerçekliği, bir avuç gerici egemenin diktatörlüğünü yıkmak üzere güç biriktirme, devrimci zoru başından itibaren kullanarak güç biriktirmeyi şart koşar. Ama buradaki devrimci zor, gerici sınıflara, onun despotik bürokratik yapılanmasına ve ordu ve polis güçlerine karşı uygulanmak durumundadır. Devrimci zorun hedefi budur. Bunun dışında hiçbir şiddet başvurumu köhnemiş dünyadan özgür yarınlara, sınıfsız-sömürüsüz topluma varmamıza hizmet etmez. Halka karşı şiddet, devrimci-komünistlerin katiyen ama katiyen karşı çıktıkları, temelimizi oluşturan ilkesel bir kuraldır. Ezilenlerin, sömürü ve baskı zincirlerinden kurtarmak için onlara şiddeti reva göre küçük burjuva maksimalizmi, nasibini gerici dünyadan alır. Nihai hedefimize yabancıdır. Görevlerimize yabancıdır. Halka karşı uygulanan şiddet hangi “formda” adlandırılsa dahi, kabulümüzü göremez. Burjuvazi, özü gereği pragmatisttir. Kendi sınıf diktatörlüğünün inşası ve devamlılığı için, “halkçı” söylemlere rağmen, esas olarak sermayenin bekasını göre hareket eder. Ezilen ulus burjuvazisi dahi olsa, “halk hareketi” kaftanıyla dahi mücadele yürütse, şiddeti ezilen sınıflara karşı kullanma özü kısmen geriler ama asla bitmez. “Müzakereler” sürecinin sözde kapandığı ama özde farklı bir biçim aldığı şu günlerde, tarafların bir birleri üzerinde güç denemelerinde bulunduğu, “barış” masasında egemen tarafı oynamaya çalıştığını, başka yazılarımızda dile getirmiştik. Öcalan’ın 60 küsur gündür avukatlarıyla görüştürülmediği, hava ve kara operasyonlarının devam ettiği “umut dolu dönem” –hatırlarsınız ki, bu Öcalan’ın süreci özetlediği nitelendirmesiydi- Kürt ulusal hareketinin özneleri tarafından da bir fiil yaşanmaktadır. Öcalan’a tecridi protesto etmek, Kürdistan’daki halka karşı saldırıların önüne geçmek için halka yönelik düzenlenen bombalama eylemleri, Türk hakim sınıflarının saldırı konseptine güç katmakla birlikte, bununda ötesinde, bundan daha önemli olan, halka karşı saldırının, ezilenlere karşı şiddetin, biçimi ne olursa olsun –“devrimci” “halk savaşı”- taframızca kabul edilmeyeceğidir. Ankara’nın orta yerinde, bir anaokuluna 300 metre uzaklıkta patlatılan bomba, büyük bir faciadır, daha büyük bir faciadan da tesadüfen kurtulmuştur. LPG yüklü arabaların ardı sıra patlaması, daha büyük bir ölüm sonucuna yani halkımıza daha büyük acılar yaşatabilirdi. Devrimci komünistler, devrimci şiddeti, burjuva kaygılar için değil, burjuva kaygıları da yaratan özel mülkiyet dünyasını sönümlendirmek üzere, gericilere karşı kullanırlar. Bu savaşta halka karşı yönelen kim olursa olsun, ne ad altında sürdürülse sürdürülsün, gerici toplumsal formasyonun argümanlarını sarılır durumdadır. Dünyanın tüm ezilenlerini, sınıfsız gelecek projesine vardırmak üzere kullandığımız devrimci zoru, burjuva pragmatizminin hizmetine sunan yaklaşımların karşısındayız. Devrimci şiddeti, burjuva hükmüne kurban edenlerin -anlayış temelinde- karşısındayız. Halka karşı her şiddet girişimi, adalet anlayışımızda suçtur, böyle bilinmelidir. |

