Yazarın Diğer Yazıları

next
prev
Birinci Gençlik Sempozyumu'nun Stratejik 'Sol' Mistifikasyonu

Gerici devlet aygıtının tekrardan formu için – formun niteliği ne olursa olsun-, ezilen kitlelerin haklı tepkilerini kendi sularında, rahmet okutmak üzere şahlanmış elit azınlık, envai çeşit yol deniyor. Emperyalist diktatörlüğün tescilli adresi ABD ve AB emperyalizminin ‘vicdan sahibi ol! Muhafazakâr islam dahi esnedi. Sen ne bekliyorsun?’ “ikazlarından” sonra, 6 okunu sivriltmeye başlayan CHP, hedefine varmak için hazırlıklarını sürdürüyor.
“Korku imparatorluğunu” yıkarak işe başlayan, ‘Gandi Kemal’ nitelendirmeleriyle, ezilen sınıfların önüne “sizden” diyerek sunulan Kılıçdaroğlu’nun, “yeni” dönem kadrolarını yetiştirmek üzere atağa geçtiği söylenebilir.
Seçim mitinglerinde, en fazla gençlik sorunlarını dile getiren ve sözde bu sorunların çözümünün tek adresinin CHP olduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu, hem “sol” parti olma yolunda hem de devrimci hareketin gençlik kitleleri üzerindeki irili-ufaklı etkilerini semirmek üzere, geçtiğimiz haftalarda 1. Gençlik Sempozyumu’nu gerçekleştirdi.
Sempozyumda öne çıkan argümanlara göz atıldığında, “halkçı” partinin, halk sorunlarına eğilmesi üzerine nasihatler ile dolu olduğu görülebilir. Bunun yanında ise, “devrimci Kemal” sloganları ve saygı duruşu esnasında kimi gençlerin sol yumruklarını havaya kaldırmaları, CHP’deki “devrimci” romantizmin boyutlarını ortaya sermektedir. Bu romantizm öyle bir hal almıştır ki, Kılıçdaroğlu, konuşması esnasında ’12 Eylül Faşizmi’ hitapları ve Lenin’den aktarmalarıyla tam da “özlenilen” “sol” imajını çizmenin rehavetine girmiştir.
Sanırız, Erdoğan “sen çırak bile olamazsın” derken, Kılıçdaroğlu’na haksızlık etmiş. Öyle görülüyor ki, “sol” ve “halkçı” parti olma yolunda Kılıçdaroğlu, ustalık dönemine geçmiş durumda. Eski ile “yeni”yi birleştirme çabaları içerisinde, ‘CHP gençliği hem devrimcidir hem de milliyetçidir’ açıklamalarıyla, misak-i milliyeci gericiliğe “devrimci” kaftan giydirmek herkesin harcı değildir.
Her ne kadar “Dersimli” “Türkmen” Kılıçdaroğlu, beklenilen performansı gösteremese de, bil cümle gerici sınıflar, önlerine koyulan görevlerin üstesinden gelebilecek tarihsel yetilere sahiptirler.
1. Gençlik Sempozyumu’nda ortaya çıkan bazı sonuçları özetlersek;
Bir; CHP, “halk” partisi olmak için, “sol” versiyonlu gericiliğe ısınma hareketleri yapmaya başlamıştır. Bunun için kadrolaşan ve gençlikle başlayan bir strateji izlemektedir.
İki; bir coğrafya gerçekliği olan devrimci geleneğin halk kitleleri üzerindeki etkisini, devrimci-komünist öncüyle buluşmasını engellemek üzere, “nostaljik” ithamlarla, halk gençliğinin sempatisini kendi saflarında örgütlemek istemektedirler. Yine, ‘Kürt sorununun tek çözmek isteyen parti CHP’dir’ açıklamaları, ileriki süreçlerde, Kürt “açılımın” da üstleneceği görevin önemini göstermektedir.
Üç; Kılıçdaroğlu vasıtasıyla, ‘12 Eylül faşizmi, solun, devrimcilerin, halkçıların, demokratların, hukukun üstülüğüne inananların üzerinden de bir silindir gibi geçti. Gencecik fidanlarımızı darağaçlarında yitirdik. Bizi siyasetten yani ülke yönetiminden alıkoymak isteyenler hiçbir zaman amaçlarına ulaşmamalıdırlar’ beyanlarında bulunan hâkim sınıflar, halk saflarında ideolojik bir keşmekeşliğe yol açmak istemektedirler. Devrim meselesini sınıf realitesinden uzak, “hak-hukuk” münakaşasına indirgeyerek, reform alanını tek adres gösterip, bahsedilen reformların gerçekleşmesinin garantörü olarak ise CHP’ye işaret etmektedirler.
‘Siyasetin önü kapatıldığı için çatışmalar oluyor’ diyen burjuva-feodal sınıfların temsilci kliği, Türkiye-Kuzey Kürdistan’daki sınıf mücadelesinin gelişim ihtimallerini üstü “kapalı” ifşa etmektedir. Bir taraftan Türk şovenist kuşatmalar ve askeri operasyonlarla halk güçlerini ve onun devrimci öncülerine saldırmaktan geri durmayan gerici sınıflar, diğer yandan ise, “açılım” ve “yenilik” yalanlarıyla topluma nüfuz edeceği açıktır.
Buradan çıkarılması gereken sonuç, baskı aracı olarak faşist devletin “demokratik” eğilim sergilediği değildir. Aksine burjuva demokrasisinin de özü olan, baskı araçlarının (ordu, polis, hapishane vb.) yine burjuva-feodal “reform” siyasetiyle eş orantılı devam edeceğidir. Bazı dönemler “siyasetin” ön plana çıkması, burjuva-feodal devletin sömürücü ve baskıcı özünden vazgeçtiği neticesine varılmamalıdır. Bir avuç azınlığın elinde olan iktidar, en “şirin” döneminde dahi, gerici üretim ilişkilerinin sürekliliğinin bir ihtiyacı olarak ele almaktadır. Bu anlamda, “önü açık siyasete” cevap veren devrimci militan bir kitle çizgisi ama yeni demokratik devrimi gerçekleştirmek ve komünizme yürümek üzere hareket eden Maoist partiye hizmet eden bir kitle çizgisi elzemdir!

 
Share