Yazarın Diğer Yazıları

next
prev
Silvan Çatışması ve 'Barışçıl' Süreç

Seçimler sonrasında “rahat” yüzü göremeyen hâkim sınıflar, yemin “krizi”, “temiz ayak” vb. gündemlerin arkasından, Silvan’da yaşanan çatışmayla “sarsıldı”. Gerici devlet aygıtının tüm mekanizmalarının koro şeklinde “sarsıntı” haberleri yaptığı ve “terörü” kınadığı bir saldırı gerçekleştirdi. Silvan çatışmasında, gerek hakim sınıflar nezdinde, gerekse ulusal hareketin politik özneleri cephesinde yapılan açıklamalara, detaylı olmasa da kısa bir değini yapma ihtiyacını görüyoruz.
Öcalan’ın son görüşmesi sonrasında, ‘memnuniyet’ mesajlarının yollandığına, hepimiz tanık olmuştuk. Mutabakat sürecinin berdevam etmesi reform âleminde eteklerin zil çalmasına “moral” sağlamıştı. Tamda bu “umut dolu” açıklamanın, CHP’den AKP’ye “Kürt sorununda demokratik açılım” yarışının ve gaza gelmiş gazeteciler ordusunun “kardeşlik” methiyelerinin dizildiği bir süreçte, Silvan çatışması patlak verdi. Peki, sansasyonel niteliğe sahip olan çatışmanın, sansasyonel niteliği nerden ileri gelmektedir? Herkesin ‘Asker başlattı, gerilla başlattı’ tartışmalarını yürütmesine vesile olan çatışmanın sansasyonelliği nerden beslenmektedir?
14 Temmuz ile birlikte, tek ses yek vücut olmuş hakim sınıflar, sanki bu topraklarda hiç savaş yokmuş gibi, sanki bu topraklarda hiç asker ölmemiş gibi, kafalarını duvara “çarptılar”. Ya da bu izlenimi verme ihtiyacını duymaktalar. Aslında esas olan ikinci şıktır! Şöyle ki, “kardeşlik” ve “mutabakat” havarilerinin hüküm sürebilmesi ve tüm toplumu derinden etkileyebilmesi için, “sükunet” ortamının “talihsizce” bozulduğunu halk kitlelerinin kulaklarına fısıldamak, diğer bir deyişle, “barışçıl süreç” için zorunlu geçiş dönemidir. Gerici sınıflar, “halk acısı” metaforu üzerinden, bu “acılı” dönemin kapanması için sözde kardeşlik projesini geçer akçe olarak kitlelerinin önüne süreceklerdir.
Hakim sınıflar, Silvan taktiği ile birlikte, aynı zamanda başka bir siyasete de kapı aralamaktadır. Yemin “krizi” ile birlikte zorluk çeken AKP, hem BDP’yi meclise çekerek, mecliste meşruluk kazanabilmek için, hem de kontrol markajı uygulayarak BDP karşısındaki mağlubiyetini, galibiyet olarak kendi hanesine yazabilmek için, Silvan çatışmasının baş aktörü olarak tanıtmaktadır. Gerek Erdoğan’ın gerekse, İçişleri Bakanlığı’nın yaptığı açıklamalarda, BDP’nin adres gösterilmesi boşuna değildir. Zira bu açıklamalarla birlikte, Türkiye-Kuzey Kürdistan’ın birçok yerinde, BDP’ye yönelik saldırıların gerçekleşmesi, bu taktik saldırının kısmen başarılı olduğunu göstermektedir. Havanın “durulması” ve “mutabakat” ortamının yakalanması için, BDP’nin kısa vadede, meclisin “meşruluğuna” katkı sunacağı ihtimal dahilindedir.
Egemenler cephesinde bunlar hesaplanırken, ulusal hareket nezdinde ise, ‘barışçıl süreç’ beyanları dolaşmaktadır. Gerici sınıfların tüm saldırılarına rağmen, uzlaşmacı çizgilerinden ötürü, saldırıların en parladığı dönemde, “barış” mesajları verilmektedir. KCK, Silvan çatışmasını üzerinden atabilmek için, ‘çift taraflı ateşkeslerin olmamasına’ işaret etmektedir. Ve ‘meşru savunma’ altında, yaşanılan “hoşnutsuzlukların” ancak, iki taraf ateşkes ile giderilebileceğini söylemektedir.
Daha önceki yazılarımızda da aktardığımız gibi, Kürt ulusal hareketinin devrimci dinamiğini tasfiye üzerine kurulu bu sürecin, esas itibariyle başarı olduğu söylenebilir. Gerillaya yönelik hava ve kara saldırılarının yoğunlaştırıldığı, sınır ötesi operasyonların gerçekleştirildiği bir dönemde, tüm bu realiteye rağmen, ‘ölümlerin olmaması’ temennisi için;  ‘Bunun tek yolu vardır: Askerleri saldırı pozisyonundan çıkarmak ve imha operasyonlarına son vermek… Bu tutum, karşılıklı ölümlere son verebileceği gibi, çatışmasız, barışçıl bir sürecin gelişmesinin ön adımı da olabilecektir’ açıklaması, tehlikeli bir yerde durmaktadır. Böylesi bir “mutabakat”, ezen ulusun ezilen ulusa yeni tarzda hüküm sürdüğü “barışçıl süreç” anlamına gelmektedir!
Bölgesel özerklik beyanlarında, uçsuz “barış” deklarasyonlarına kadar, ezilen Kürt halkının devrimci isyanını sınırlandırarak, “meşru savunma” ve “çift taraflı ateşkes” için bir savaş değil, meşru iktidar mücadelesi ve tüm uluslara tam hak eşitliği için, proletaryanın bağımsız çizgisi uğruna bir savaş, bugün her zamankinden daha yakıcı bir ihtiyaçtır. Demokratik halk devrimi ile birlikte, komünizme yürüyebilmek için, özgün ama somut örgütlenmele, önümüzde görev olarak durmaktadır. Türkiye-Kuzey Kürdistan’da, en devrimci dinamiği barındıran, ezilen Kürt gençleri içerisine nüfuz edebilmek için koşullar uygun. Sorun, devrimci bilinci, devrimci savaş gerçekliğine dönüştürerek, somut örgütlenmeler yaratabilmektedir. Ne olursa olsun bir başına Kürt Ulusuna destek için değil, bağımsız devrimci çizgimiz için, bu sorumluluktur.

 
Share