Yazarın Diğer Yazıları

next
prev
Al Takke Ver Külah

Ülke ve abartısız olarak dünya siyasetini yakından ilgilendiren ‘seçimler’ süreci nedeniyle, köşemizin özgün yanı olan gençliğin gündemlerini ele alma konusunda ‘eksik’ kaldığımızı söyleyebiliriz. Fakat ‘yeniden yapılandırmalar’, ‘dönüşümler’, ‘açılımlar’, ‘tasfiyeci saldırılar’ altında geneli yakalamanın, yorumlamanın ve özgün alanımızı buralardan çıkardığımız sonuçlar üzerinden ele almanın, daha sağlıklı ve faydalı olacağını düşünüyoruz.
Bu kısa notun ardından devam edecek olursak…
Hâkim sınıfların genel seçim aldatmacası Türkiye-Kuzey Kürdistan’ın dört bir yanında ‘yalandan kim ölmüş’ dedirtircesine devam ediyor! Sayısız tecrübe yaşayan egemen sınıflar, miting alanlarında verdikleri vaatleri güçlendirmek üzere envai çeşit yalan ve çarpıtma siyasetine başvurmaktan yorulmuyorlar. Dokuz yıllık hükümet süreci boyunca ‘Kürt açılımı’, ‘demokratikleşme’ teraneleriyle halkı kandıran ve ezilen sınıfların gözüne baka baka “ustalık” dönemini beyan eden AKP’den sonra, CHP’de ‘demokratikleşme’ sürecinin saç ayağını oluşturduğunu dile getirmektedir.
Demokrasi, kapitalizmin şafağında, feodalizmin gerici denizinde boğulmamak üzere icat edilen bu burjuva can simidi, ezilen sınıflara iktidar bahşettiğini söyleyerek, sınıf karşıtlığını gizlemenin yegâne aracı olarak günümüze kadar kullanılmıştır. Şimdilerde bu can simidi, ‘sosyal’ demokrasinin imdadına yetişerek, genelde halk kitleleri özelde ise gençlik kitleleri üzerinden derin izler bırakabilmenin hesabını yapmaktadır. CHP içerisinde ‘sosyalizmin’ sözcüsü olmaya ‘aday’ olanların aymazlığını ‘sol’ da bırakacak iddialar, Kılıçdaroğlu tarafından, İstanbul mitinginde de dile getirildi. ‘Onlar gençleri asıyor biz ise bedava okutacağız’ diyen Kılıçdaroğlu, hem ‘darbe karşıtı’ olduğunu ve insanların öldürülmemesi gerektiği rolüne soyunuyor hem de kendince gençlik kitlelerinin gelecek alternatifi olduğunu söylemeye çalışıyor.
Miting alanlarında, yalandan kimsenin ölmediğini kanıtlama çabasında olan hâkim sınıflar, yine 12 Haziran’a bir hafta kala, Kenan Evren’i, 12 Eylül ile ilgili ifadesini vermek üzere savcılığa çağırarak, dolaylı bir mesaj vermek istiyor. Hâkim sınıfların iki temsilcisi olan AKP ve CHP, ‘sınıfsız’ vesayet döneminin kapandığının garantörlüğüne soyunurken, diğer yandan ise, ‘sınıfsız’ demokrasinin güçlendiğini dile getiriyor.
İki aydır start verilen yalan günlüğü süresince, ezilen halk yığınlarına ‘demokratik’ ‘dik’ duruş sergileyen egemenler, bu dik duruşun doğal sonucu olarak, binlerce Kürt’ü gözaltına aldı ve yüzlercesini tutukladı. Hopa’da emekçilere azgınca saldırdı ve bir halk evladını “önemsiz” diyerek katletti. Kuzey Kürdistan’da, gerilla avına çıktı ve gerillaların ölmüş bedenlerine işkence yaptı. Yine devrimci ve sosyalist kurumlara saldırılarda bulundu, keyfi tutuklamalarla iddianameye gerek duymadan, onlarca yoldaşımızı ve dostumuzu tutsak etti. Bu durumu yaklaşık 100 yıl önce Lenin yoldaş, Kaustky ile tartışmasında şöyle dile getirmişti; “Burjuva demokrasisi ne kadar gelişmişse, sermaye grupları ve onların devlet mekanizması o denli gelişmiştir”.
Sınıf savaşımını gizlemek üzere kurulan bir demokrasi değil, halkın iktidarlaşarak, kökü özel mülkiyete dayalı her türden sınıfsal, ulusal, cinsel farklılığı tarihin çöplüğüne atmak üzere, Demokratik Halk İktidarı halkın yegâne alternatifidir. Gerisi al takke, ver külah…

 
Share