Yazarın Diğer Yazıları

next
prev
Stratejik Savaşın Seçim Hengamesi

12 Haziran “seçimlerine” az kaldı. Kasetler, skandallar, üslup tartışmaları, düzen partilerinin “vaatlerini” gölgede bırakır durumda. Meydanlarda, burjuva siyasetin en ucube tezahürleri yaşanıyor. Birbirine küfür eden gerici cenah, objektiflere ‘gayet normal bir durum’ mesajında bulunuyor. Bilumum burjuva medya, pohpohlama alanında birbirleriyle yarışıyorlar. Tüm bu rezilliğin ortasında, AKP’nin yerel yönetim seçimlerinde “Dersim’i istiyorum” savaş komutundan sonra, CHP’nin de, Dersim’e ilişkin oldukça özgün bir siyaset izlediğini görüyoruz. Ama biz bu arzunun, sınıflar üstü bir siyasal partiye ait olmadığını biliyoruz. CHP, bizzat burjuva-feodal sınıfların temsilcisi olarak, tarihsel kökleri üzerinden, topyekûn bir gerici politika belirlemektedir. Gerici sistemin, Dersim’e ilişkin izlediği özel siyaset, birden fazla taktiği barındırmaktadır. Şimdi kısaca bunların ne olduğunu anlatmaya çalışalım.
İlk başta bir yanılsamadan kurtulmak gerekir. Genel olarak ilerici-devrimci cephe Dersim’in kendilerine ait olduğunu ve bu alanın asla CHP gibi TC’nin kurucu gerici unsuruna kaptırılmamasını söylemektedir. Bizce bu önerme tamamen yanlıştır. Ordusuyla, polisiyle, devasa bürokratik aygıtı ile Dersim, egemen sınıfların sınırları içerisindedir. Dersim’de kurtarılmış bir alan söz konusu değildir. Halkın önemli bir kısmı devrimci-komünist-yurtsever cepheyi desteklemekte, yıllardır sosyal ve ulusal kurtuluş mücadelesinin özneleri olmaktadır. Ama bu gerçekliğe ve objektif olan bu devrimci duruma rağmen Dersim egemen sınıfların sınırları içerisindedir. Elbetteki bizlerin de etki alanı mevcuttur. Ama topyekûn dünya gericiliğini söküp atmadan ‘bizim bölgemiz’ ilanında bulunmak, dünya gericiliğini söküp atmadan da demokratik halk iktidarının yaratabileceğini söylemektir. Bu üçüncü alancı teoridir, kabul edilemez!
Dersim’in Osmanlı’dan bu zamana uzanan isyancı konumu, sosyal ve ulusal kurtuluş mücadelesinde birleşmesiyle birlikte, hâkim sınıflar cephesinde her zaman bir korku uyandırmıştır. Buranın “tehlike” arz etmemesi için geçmişten günümüze askeri operasyonlar düzenleyen devlet, izlediği savaş stratejisini geliştirerek iki yeni yönelime girmektedir.
Birincisi, Dersim halkının devrimci-sosyalist harekete yakın durmasından dolayı, halk kitlelerin kafasını karıştırmak, onları kendi bünyesinde toplamak için, yine geçmişte sosyalistlerin yanında olmuş isimleri aday yapmaktadır. Üstelik bu adayımız (Hüseyin Aygün), CHP içerisinde “sosyalizmin” yüzü olacağını beyan etmiştir. Büyük bir aymazlıkla, gerici faşist partilerin, “sosyalist” adaylara açık olduğunu ve halkın haklı taleplerinin sistem partileri aracılığıyla çözülebileceğini söylemektedir. Düşük yoğunluklu savaşın bir uzvu olan sınıfsız siyaset ya da ideolojisiz yönelim ön plana çıkartılarak, halk kitlelerinde kafa karışıklığına neden olmaktadır.
İkincisi, geleneksel katliamcı özünden vazgeçemeyen –ki bu sermayenin doğasına gayet uygundur- egemen sınıflar, sadece ideolojik tahakküm siperleri yaratmakla yetinmeyerek, Dersim’de karşı devrimci savaşı derinleştirmek için hazırlıklarını sürdürmektedir. Her birinin değeri 8,5 trilyona mal olan İsrail teknolojisi ile donatılmış 17 tane karakolun hazırlıklarına başlanılmış durumdadır. Dersim’i bir çember halinde saracak olan karakollar, ısı ve harekete duyarlı ultra teknolojik kamera ve termal gözetleme cihazlarıyla donatılıyor. Bu açıkça şuna işaret etmektedir: Tüm değişim palavraları, tüm yenilik yalanları, ezilen halk kitlelerinin tekrardan sistem içerisinde tutulmasının bir aracıdır. Egemen sınıflar, CHP ağzıyla ‘askeri operasyonları durduracağız’ gibi “seçim” vaatlerinde bulunurken, diğer taraftan ise hem var olan hem de gelişebilecek olan toplumsal devrimci dinamiğin fiziki imhası için hazırlık yapmaktadırlar. İşte Hüseyin Aygün ve Aygün’le aynı pozisyona düşen onlarca eski “devrimcinin”, “sosyalistin” içerisine düştüğü durum bu kadar vahimdir.
Evet, gericiler savaşa hazırlanıyorlar. Peki ya biz neye hazırlanıyoruz? Halkın gözüne baka baka, devrimci-komünist argümanları kullanarak, “ilericilik” maskesini takan hâkim sınıflar, tüm bu stratejik savaşın “seçim” hengâmelerinde, kendi nüfuz alanlarını derinleştirebilmek için, büyük bir kavgaya hazırlanıyorlar. İki dönemdir, hâkim sınıfların Dersim’e ilişkin izledikleri özel siyasete karşı, yeni demokrasi güçlerinin özel belirlemelerde bulunup pratik ayağını örmekle mükellef oldukları çok açıktır. Nasıl ki gericiler, “seçimler” yolu ile kitleleri kendilerine yedekleme çabalarını yani gerici emellerini, savaş hazırlığı uğruna yapıyorlarsa, bizler de devrimci boykot taktiğini Halk Savaşı’nı güçlendirmek ama mutlak suretle güçlendirmek üzere daha da yaygınlaştırmak durumundayız. Komünizm merkezli Demokratik Halk Devrimi’ne yürüyenlerin, içerisinde bulundukları savaşın, özgün yanlarını göz ardı etmeksizin, dostlarımızın baskılanmasına gelmeden, tasfiyecilik planına karşı devrimci bentler ile karşılık vermek zorundalar. Aksi davranış, bırakınız yapsınlar olur…

 
Share