Yazarın Diğer Yazıları

next
prev
Öfke Sınır Tanımaz

Seçimlere bir aydan az bir zaman kaldı. Hâkim sınıflar, sistemin tekrardan teyidi ve sürekliliği için “yarış” “siperlerinde”, ezilenlere en uygun sömürücü olduklarını icraatlarıyla -hayali ya da gerçekleşmiş- anlatıyorlar. ‘Üslup’ tartışmalarından çılgınlık dolu projelere kadar, halkın gündeminde “seçimler” var. Tamda bu “seçim” hengâmesi içerisinde, Kuzey Kürdistan’da askeri operasyonlar hız kazandı. Bazı aklıselimler, yapılmakta olan operasyonların “seçimler” sürecini gölgelediğini, bazı post modern “solcular” ise, bunun AKP’nin oy potansiyelinin yükseltmek için girişimde bulunduğu bir “taktik” olarak nitelendirdi. Her iki yorum oku hedefine yollamaktan çok uzaktır. Kuzey Kürdistan’daki gelişmelerin arkasında yatan sınıfsal nedenler, çiğ yorumlara heba olamayacak kadar, büyük bir muhteva taşımaktadır. Bunun ne olduğunu birkaç başlık altında özetlemeye çalışacağız.
Birincisi; bu gazete sayfalarından da defalarca aktardığımız gibi, Türkiye-Kuzey Kürdistan’ın yeniden yapılandırılması babında, toplumsal muhalefetin tüm devrimci dinamikleri, çeşitli araçlarla tasfiye edilmek istenilmektedir. Muhalefetin en başında Kürt ulusunun gelmekte olduğu hepimizin malumudur. Gerici sınıflar, emperyalist üretim ilişkilerine entegre olmuşluğun sonucu olarak, “seçim” startıyla birlikte, tasfiyecilik sürecini derinleştirmek istemektedir. Halkların karşısına legalizm yekpare araç olarak sunularak, “değişimin”, yalnızca bu yolla mümkün olduğunu söylemektedir. Canlı bir örnek verecek olursak, YSK kararı ile birlikte, Kürt ulusunun tepkileri artmış, YSK aldığı kararı “bozduğunu” ilan etmiştir. Buda kitlelere, yasal olanaklar üzerinden tepkilerinin dile getirilmesi sonucunda, “değişimin” gayet doğal bir şekilde olduğu yalanını tekrarlamaktadır. Elbette kitlelerin haklı talepleri doğrultusunda ayaklanması sonucunda bazı haklarını aldığı ve alacağı bilinmektedir. Ama YSK saldırısı sonrası, bilumum burjuva medya aracılığı ile kitlelerin önüne geçer akçe olarak koyulan reformlar için mücadele değil, reformizmdir!
Tasfiyeciliğin aktüel formu olan “seçimlere” tekrar dönecek olursak, ezilen halk yığınlarının haklı tepkilerinin, sistemin şu ya da bu gerici partisi tarafından kimi zaman dil ucuyla, kimi zaman ise “radikal” değinilerle söylendiğini görmekteyiz. Burada kendisini ifade eden gerçeklik, halk yığınlarının sefalet dolu yaşantılara bir nebzede olsa eğilmek değil, sömürü ve baskı dolu bu sistemin asla ortadan kaldırılamayacağı ama gerici sistemi sistemin şu ya da bu partisini “seçerek” kısmen de olsa “gevşeyebileceğini”, ama bunun yalnızca “seçim” yoluyla olduğu safsataları söylenmektedir.
İkincisi; dünya gericiliğinin tasfiyeci yöneliminin asla ama asla vazgeçemeyeceği bir araç vardır ki, o da halk kitlelerini cebir yoluyla “hizaya” getirmektir. Burjuva anlamda en “demokratik” iktidar altında dahi, baskı araçları, halk yığınlarının güvenliği için değil, bilakis onları kontrol altında tutmak için kullanılır. Bu anlamda, Kuzey Kürdistan’da yapılmakta olan askeri saldırılar, “haklılık” sonucuna böyle varmaktadır. Kürt Halkının devrimci dinamiğini, sistem içi talepler sınırına çekmek, önderliğinin girdiği reformist hatta rağmen, Kürt Halkının devrimci dinamiğini sönümlendirmek için yapılan saldırılar taktiksel değil, Türk hâkim sınıflarının vazgeçilmez yönelimidir. Özgür Politika gazetesi, bu durumu, ‘AKP-Ordu el ele’ başlıklarıyla aktararak, süreci anlatmaktan ziyade daha fazla kafa karışıklığı yaratmaktadır. Zira hâkim sınıflar, kendi aralarındaki tüm bölünmüşlüklerine rağmen, Kürt Halkının devrimci dinamiğini ezme, tasfiye etme boyutuyla her zaman ortaklaşırlar. AKP’nin bu durumda soyutlanarak, kitleler önüne “reformcu” bir parti olarak sunulması, tasfiyeciliğin halk saflarına kadar ne kadar nüfuz ettiğini göstermektedir.
Bu alt başlığı özetleyecek olursak, tasfiyecilik saldırılarının diğer bir ayağı ise, fiili imhadır. İnkârın başka jargonla yapıldığı ama imhanın hala aynı araçları kullandığı değişik bir tasfiyecilik sürecidir “seçimler”! İmha, ne “seçimleri” gölgelemek için ne de oy potansiyeli uğruna yapılmaktadır. Bu durum kısmen de olsa, AKP’ye oy katabilir. Ama eylemin anatomisinde oy kazanmak değil, hâkim sınıfların iktidarlarını daha fazla pekiştirmeleri yatmaktadır.
Kuzey Kürdistan’daki operasyonların arka planını açıklamaya çalıştıktan sonra, operasyon sonucunda bazı önemli gelişmelerin olduğunu söylemek gerekir. Halk kitleleri, 10 gerillanın öldürülmesini, kitlesel eylemliklerle kınamış ve önderlik beklemeksizin, gerici güçleri karşısına almıştır. Kendi çocuklarının cenazeleri almak için yüzlerce ezilen Kürt emekçisi, operasyon ve sınır tanımamış, tüm engellemelere rağmen cenazelerini sırtlayarak, ailelere teslim etmişlerdir. Bundaki en önemli faktör, 30 yıllık savaşın, ezilen Kürt köylüsü ve işçisini politize etmesiyle doğrudan bir bağı vardır. Önderliğinin “barış” için “mutabakat” zorlamalarına rağmen, halk yığınları ‘intikam’ yeminleri atmaktadır. Her ne kadar, Kürt halkının önderliği reformist bir eğilim içerisinde olsalar dahi, bu önderliğin üzerinden yükseldiği halk kitleleri, devrimci bir dinamik barındırmaktadır. Kürt halkının devrimci dinamiği, reformlar için heba edilmemelidir. Düşman ile tereddütsüz yüz yüze gelen halk kitleleri, intikam haklılıklarının da ötesinde, her türlü ulusal, sınıfsal, cins ayrımcılığı yaratan üretim ilişkilerinin olmadığı bir dünya için savaşacak güce sahiptir. Ezilen halk yığınlarının bu gücünü tasfiye etmek isteyen dünya gericiliğinin “seçim” aldatmacısını boşa çıkarmak için boykot tavrımız yerinde bir karardır! Boykot taktiği ile yapılması gereken, ilerici ve sosyalist adayların demokratik taleplerini, Kürt ulusunun haklı demokratik taleplerini boykot etmek değildir! Bizzat boykot taktiği ile demokratik taleplerin reel anlamda hayat bulabilmesi için, devrimci bir iktidarın Demokratik Halk İktidarının inşası için boykot anlamlı bir karardır! Türkiye-Kuzey Kürdistan’ın tek gündeminin “seçim” olduğu bu günlerde, boykot seçiminin doğruluğunu harekete geçirmek, tasfiyecilik ile mücadelenin temel kıstasıdır. Devrimci siperleri tutarak, devrime sarılarak iktidarlaşmak, boykot taktiğinin yaratacağı etkiyle anlam kazanacağını anlamak gerekir. Öfkesi sınır tanımayan halk kitlelerinin dinamizmini, reformlarla heba yoluna değil, devrimci boykot taktiği ile Halk Savaşı’na hizmet etmek başlıca görevdir!

 
Share