Yazarın Diğer Yazıları

next
prev
Bir Garip ““Meşruluk” Yalanı

Siyasal atmosfer her karıştığında (aslında cümleyi doğru kurgulamak için şöyle izah edelim. Devrimci durumun yüksek olduğu bizim gibi ülkelerde, siyasal atmosfer karışık bir çizgidedir. Ama bu çizgi, sınıf mücadelesinin seyrine göre zikzaklı bir seyir alır. Geniş halk kitleleri siyasal atmosferdeki karışıklığı, çıtanın en üst seviyesine vurduğunda görürler) tarafların hep aynı argümanlarla, siyaset arenasına çıktığını görürüz; meşruiyet…
Devletin ideolojik aygıtlarından olan YSK, TSK niteliğindeki terör saldırısı ile birlikte, Kürt ulusunun, bağımsız adaylarını engellemeye çalıştı. Hedefin ana hattını bu oluşturdu. Yine ESP’den ÖDP’ye kadar birçok legal parti, devletin naçizane “şefkatinden” nasibini aldı. “Devlet baba”, Marks’ın bundan 150 yıl önce deşifre ettiği, “Seçimler ezilenlerin, dört yılda bir kendilerini ezecek olanları seçmenlerini sağlayan bir araçtan başka bir şey değildir” bilimsel önermesini, seçimlerin arifesinde göstermeye başladı.
Geçtiğimiz günlere damgasını vuran bu süreç, Kürt ulusunun onurlu direnişi ile sonuçlandı. Haklı talepleri arkasında duran Kürtler, Bismil’den Amed’e, Mersin’den Cizre’ye kadar, gerici sınıfların saldırılarına serhildanlarla cevap verdi.
Yukarıda özetlediğimiz duruma ilişkin tüm siyasi yapılar açıklamalarda bulundu. Her ne kadar YSK tartışmaları AKP hükümeti nezdinde dönse de, AKP’nin arkasında yatan hâkim sınıfları işaret etmemek çocukluk olurdu. Sanki AKP’nin arkasında duran hâkim sınıflar değil de tamamen “sınıflar üstü” bir partinin almış olduğu bir karar imajı yaratılmaya çalışıldı. Ve ne hikmet ise, yine hâkim sınıfların başka “sol” temsilcisi CHP dahi bu durumdan rahatsız bir haldeydi.
Mizansen böyle oynanırken, Kürt ulusunun haklı direnişi, özelde Kuzey Kürdistan’da kafası karışık olan halk kitlelerinin büyük bir kısmını BDP’ye daha fazla yakınlaştırdı. “Kürt açılımı” yalanlarıyla, Kürt halkının önemli bir kısmının kafasını karıştıran burjuva-feodal sistem, yine Kürt ulusunun önemli bir öznesi olan BDP’ye saldırı ile kafası karışık olan kitlelerin BDP’den yana taraf olmasına neden olmuştur. Çünkü Kürtler de çok iyi bilmektedir ki, BDP’ye yapılan bu saldırı, aslında Kürt ulusunun demokratik taleplerine yapılmıştır. Peki, egemen sınıfların bu kavgadan ne karı olmuştur. Bizce bayağı zararlı çıkmıştır. Kürt ulusu hem kendi siyaset zeminine sahip çıkmıştır hem de birçok alanda eş zamanlı olarak serhildanlarla, gerici sistem ile karşı karşıya gelerek bilenmişlerdir. Bu durum, BDP’nin oy potansiyelini artırmış bulunmaktadır. Hedeflenen 30 milletvekili rakamına ulaşılmasına adeta yardımcı olunmuştur. Devrimci camia, tablonun bu yönünü de görmelidir.
İşte tüm bu tartışmalar eşliğinde, meşruluk sorunu da gündeme gelmiştir. ÖDP Genel Başkanı Alper Taş, partilerinin seçime girememesini protesto etmiş ve bu durumu ‘seçimlerin meşruluğunu yitirdiğini’ söyleyerek açıklamaya çalışmıştır. Seçimlerin yasal bir düzenleme olduğunu (ki bu yasallık dönem olur yine bunu yasal olarak ilan eden hâkim sınıflar tarafından ortadan kaldırılır) biliyorduk ama meşruluk münakaşasına ilk defa tanık oluyoruz. Egemenlerin, kendi sistemlerini devam ettirebilmeleri için bir dizi yasal düzenlemelere başvurmaları ve bu yasal düzenlemeleri anayasal zemine oturttukları herkes tarafından bilinir. Her sınıf iktidarı seçim yasallığını, kendi sınıf çıkarları doğrultusunda ele alır. Proletarya diktatörlüğü döneminde de bu böyledir. Sömürücü sınıfların oy hakkı tamamen ellerinden alınır. Bu duruma burjuvazi karşı çıkar. Onların karşı çıkışları onların meşru oldukları anlamına gelmez. Çünkü meşruluk, herhangi bir şeyden dolayı “mağdur” olduğu ve bu mağduriyet üzerinden kendisini var ettiği bir olgu değildir. Sınıf mücadelesi içerisinde, ezilen sınıf ve ulusların, emperyalist-kapitalist dünya gericiliğine ve onun yerel uşaklarına karşı girdikleri haklı mücadelesi sonucunda doğan, yeni toplumsal şekillenişin köhnemiş dünyaya karşı isyanında yatar. Eğer seçimlerin meşruluğunu yitirdiğini söylersek, burjuva-feodal diktatörlüğünü meşru bir şeymiş gibi ilan ederiz.
Meşruiyet zincirlerini, burjuva kaygılarıyla arayan başka bir sima ise, Sırrı Sakık’tır. Sayın Sakık öyle bir kaygıya düşmüştür ki; ‘Sorunun kökten çözümü için hepimizin sığınacağı bir anayasaya ihtiyaç vardır’ demektedir. Yani sömürücü sınıflar altında, sorunlar “kökten” çözülebilir. Cüretli olduğu kadar ütopist bir iddia! Hâkim sınıflar dahi bu kadar iddialı değilken, Sırrı Sakık’ın bu iddiayı neye dayanarak söylediğini gerçekten de merak etmekteyiz! Bizimde en büyük “temennimiz” tüm sorunların kökten çözümüdür. Ama ne yazık ki yaşam bu tür ideallere, hayallerle ruhsat vermemektedir. Kökten çözüm için radikal kopuş, “temenninin” ötesinde kaçınılmaz ve amansız bir mücadeleyi mecbur kılmaktadır. Yeni demokratik halk iktidarı için yürüyenlerin bilinçleri, egemenlerin ideolojik aygıtlarına dair sorunsuz bir çizgiye sahip olmasını dayatır. Demokratik halk gençliği, son kertesine kadar gerici olan parlamentonun meşruluğunu tartışanların karşısına şu gerçeklikle çıkmalıdır. Seçimler “meşruluğunu” yitirmemiştir. Son saldırılarla asıl meşruluğunu yitiren, meşruluk yalanıdır.

 
Share