Yazarın Diğer Yazıları

next
prev
Koruculuğa Karşı Halklaşma!

Tarih, siyasetin silahlardan ya da silahların siyasetten bağımsız olarak varlığını devam ettirdiğine henüz tanık olmadı. Geçmişten günümüze dönemin sömürücü iktidarları, silahı araç olarak kaçınılmazları yapar. İktidarın devamlılığını sağlayan, diğer sınıflar üzerindeki hâkimiyetin vazgeçilmez faktörü olarak ele alır.
Meta üretimi, dengesiz gelişim, sosyalist iktisadının problemleri olmakla birilikte, sınıf olarak proletarya sömürücü değil, ama sömürücüleri baskı altında tutmak için, kendi iktidarı dönemince silahı rafa kaldıracağı söylenmemelidir. Bilakis, belkide birçok sömürücü sınıftan daha fazla –kesin olmamakla birlikte- ihtiyaç duyabilir. Ama onun merkezinde, muzaffer komünizm yürüyüşü için, silahların komutasında olan, ordulaşmış bir toplumsal biçimlenim değil, zorun rolü hala tamamlanmadığından dolayı, tarihsel olarak silahlara sarılma mecburiyeti yatar.
Burjuva-feodal hâkim sınıfların örgütlü hali olan TC, yıllar yılı, ordunun yakıcı gericiliğini kitlelere hissettirmiş, kendi cani beyanlarında olduğu gibi ‘elini soğutmamıştır’. Komünist-devrimci mücadele başlamadan evvel, her türlü muhalefeti kanla bastırmış, toplumun ‘militaristleştirilmesini’, katliamlarla sağlamıştır. Zayıf bir iktisadi şekillenişe sahip olmalarından ötürü, halk kitlelerini her daim zor ve cebir ile sindirmeye çalışmışlardır.
Fakat muhaliflerin ve de halk güçlerinin mevcut baskıya karşı isyanları ile sistemli hale gelmiş, belirli bir toplumsal kurtuluşu gözeten, halk yığınlarının bir kesimini değil, tümünün geleceğini belirlemek için yola düşen komünist devrimci hareketin bastırılmasında, aynı yöntem izlenilemez. Çünkü komünist-devrimci başkaldırının ana rahminde yatan, baskının belirli bir aşamasında ortaya çıkan “yeter artık” nidası değil, başta bulunduğu coğrafya olmak üzere, yeryüzünde sömürünün ve sömürüye dayalı olarak ortaya çıkan tüm eşitsizliklerin ortadan kalkma edinimidir. O, tepkisel bir haykırış değil, bilimsel bir yeniden doğuştur.
Özetle izah etmeye çalıştığımız sınıf savaşının niteliği, hâkim sınıflar tarafından da iyi bilinir. Hatta bazı durumlarda bizden daha ciddiye aldıklarını söylesek abartmış olmayız. Bundan dolayıdır ki, halk güçlerini engellemek, marjinalleştirmek, sönükleştirmek ve de bastırmak için birden fazla yönteme başvururlar. Koruculuk bu yöntemlerden bir tanesidir.
Peki, koruculuk nedir ve neden hâkim sınıflar tarafından önemsenir? Bu iki soruya şöyle cevap verebiliriz. Koruculuk, faşist devlet otoritesinin, “sivil” silahlı müfrezeleridir. Osmanlıdan TC’ye uzan tarih içerisinde, koruculuk, burjuva-feodal sınıfların, halk kitlelerine nüfus edebilmeleri için kullandıkları, kendi safındakine yabancılaştırma siyasetidir. Hem askeri hem de siyasi hedefleri olan gerici bir yönelimdir. Egemenler açısından önemini daha iyi anlatmak için bir alıntı ile devam edelim.
Mao, askeri yazılarında gerilla hareketinin en önemli iki özelliğini; gerillanın eyleminin niteliği ve kitle temeli olarak özetlemektedir. Burada kitle temeli iyi irdelenmelidir. Gerilla hareketi kitlelere dayalı olan ama sadece bununla yetinmeyen aynı zamanda kitleleri eyleminin parçası haline dönüştüren bir toplumsal özneleşme savaşıdır. Gerillanın savaşı yani Halk Savaşı, onun temas ettiği alan itibariyle, niceliği ne olursa olsun, halklaşan bir savaştır. Tersi durumda, Halk Savaşı’ndan ziyade, çete savaşına dönüşen, kendini yalıtan, sönümlenen bir pozisyon alır. Niteliği kıpkızıl komünist olsa dahi, kendini bu sondan kurtaramaz.
Bu durumu en az devrimci-komünistler kadar bilen egemenler, halk ile onun öncü gücü arasına set kurabilmek, Halk Savaşının öznelerini halka yabancılaştırabilmek için, halk saflarında bölünme yaratmak ister. İşte tamda bu somutlukta, geçtiğimiz günlerde, 13065 numaralı bakanlar kurulu kararıyla, yeni korucu kadrosu belirlendi. Dersim, Hakkâri, Van ve Şırnak olmak üzere belirlenen kontejyanlar, şu realiteden beslenmektedir. Kürt ulusal hareketinin yol haritasında işaret edilen ve gerilla güçlerinin kademeli olarak Kuzey Kürdistan sınırları dışına çıkarılması “mutabakatı” resmi olarak beyan edilmemekle birlikte, bu yöne doğru gidildiği bilinmektedir.
Yeni yapılan bölge karakolları, büyük donanımlı gümrük sistemleri, ileriki aşamada, Güney Kürdistan’dan gelebilecek “tehlikelerin” şimdinden önleminin alınması olarak da bilinmelidir. Buna ek olarak, yine sınır illerinde, gerillanın kitle tabanını bölmek, halk kitlelerini sindirmek için, yerel işbirlikçi feodal unsurların haricinde, koruculuk sistemi de şahlandırılacaktır. Bu fotoğrafta eksik olan Dersim bölgesindeki koruculaştırma hamlesi ise, devrimci-komünist öznenin, alan üzerindeki köklü tarihi ve etki gücüne yöneliktir. Özcesi Halk Savaşı’na karşı, düşük yoğunluklu savaşın yeni saldırı konseptidir.
Analitik olarak sonuca doğru gidecek olursak, “Barış” altında yürütülen plan, esas olarak cereyan etmekte olan bir savaşın niteliğini gizlemektedir. Devrimci-komünistlerin bu üçüncü alancı reformist-pasifist ideolojik tükenmişliğe karşı her alanda mücadele etmeleri gerekir. Bir diğer görev ise, koruculuğu karşı durmak, mevcut saldırılara karşı durmak değildir. Devrimci-komünist harekete yönelik saldırının önünü kesmek, koruculuğa karşı mücadele yürütmekle olmaz. Koruculukla birlikte, ancak ve ancak, halk saflarındaki bölünmüşlüğe müdahale etmek, halkın kendi öncü güçleriyle buluşmasını sağlamak, Halk Savaşı’nın kararlı ilerleyişi için, milis örgütlenmesinden, ordulaşmaya doğru ilerlemekle günün sorumlulukları yerine getirilebilinir. Özcesi, hâkim sınıfların bizlere karşı yürürlüğe koyduğu marjinalleştirme, yalnızlaştırma siyasetine karşı, halkla birleşildiği taktirde Halk Savaşına hizmet ederek özgür gelecek için umut ışığı yakılabilir.

 
Share