Yazarın Diğer Yazıları

next
prev
Eylemsizlik Süreci ve “Umut” Dolu Konsensüs İçin “Demokratik” “Seçim” Ortamı

12 Haziran seçimleri öncesi, seçimlere dört elle sarılan, seçimleri umut abidesi olarak değerlendiren kesimler, kendi cephelerinde envai çeşit taktikler denemektedirler. Tartışma götürmez bir gerçek vardır ki bu tablonun yaratıcıları arasında Türkiye-Kuzey Kürdistan’ın ilerici güçleri de bulunmaktadır. Dost ilerici güçler, “mukaddes bir toplum için” “demokratik ulus” bağlamında, seçimleri bir çözüm olarak ele alıp, hazırlık telaşesine girdiler. Bu hazırlığın birden fazla yanı var. Ama biz, son hafta yaşanılan, ateşkes sürecinin “bitirilmesi” üzerine durmakla yetineceğiz.
Hepimizin malumunda olan bir açıklamayla, KCK, hükümetin son zamanlardaki yönelimini Kürtleri tasfiyeye yönelik olduğunu ve bu tasfiye planının boşa çıkarılması için, 12 Haziran’a kadar sürmesi gereken ateşkesin sonlandıracağını beyan etti. Kimi çevrelerce “intihar” kimileri açısından “yerinde bir karar” olarak dillendirilen bir tartışma gündemi işgal etmeye başladı. “Yerinde olan kararın” “intihar” boyutuyla ama her şeyden de önce, neyin ateşkes neyin “son” olduğunu iğdiş eden bir değerlendirmede bulunmak boynumuzun borcu oldu. Mademki “yeni” bir süreç yaşanıyor(!), bu sürece devrimci komünistlerin kayıtsız kalması beklenemez.
Daha önce defalarca yapılan ve son olarak seçimlere kadar uzatılan ateşkesin mahiyetine ilişkin, Kaypakkayacı gelenek olarak görüşlerimizi detaylı bir şekilde ortaya koymuştuk. Ateşkes olarak adlandırılan olgunun, BOP merkezli tasfiye planına yedeklenmenin, çokça dillendirilen tasfiyeciliğin ilerici-devrimci saflardaki uzantısı olduğunu anlatmıştık. Ve bu durumunun bir ateşkesten ziyade tabi olma durumu olduğunu söylemiştik. O yüzden kavramları yerinde kullanarak, “son”a erdirilen ateşkesin niteliğinin ne olduğunu iyi anlamamız gerekir.
Ateşkesin niteliğini anladıktan sonra cevap verilmesi gereken başka bir soru vardır; nasıl bir sonlandırma? Eğer bu sürecin gerçekten bir ateşkes olduğunu söylemiyorsak, var olan “ateşkesin” mantığı ne olabilir? Bu tavır neden “intihar” ve “yerinde bir karar” olabilir? Kısaca şöyle izah etmeye çalışalım;
Öcalan’ın ‘Demokratik Toplum Projesi’nde ifadelendirdiği ‘Demokratik Vatan’ kriterinin toplumsal ön koşulunun oluşabilmesi için, seçimlere “barış” havasında girilmesi gerektiğini söylemişti. Sonraki gelişmelerde ‘mutabakat’ sağladığını belirten Öcalan, “ateşkes” süresinin 12 Haziran’a kadar uzatabileceğini dikkat çekmişti. Neticede öyle de oldu. Ama sınıf mücadelesi bir çizgiden ibaret değildi. Kürt ulusal kurtuluş mücadelesinin devrimci dinamiğini tasfiyeye yönelik saldırılar derinleşmeye devam etti. KCK davalarında mahkûmiyetler alındı. Anadilde savunma katiyen tanınmadı. BDP belediye başkanlarına cezalar verildi. Tüm bu gelişmeler “ateşkes” denilen olgunun tabi olma durumu olduğunu iyice kanıtlamış oldu. Diğer taraftan ise AKP Kürdü projesi alabildiğince ilerledi. Bu koroya bilindik isimler de katılmaya başladı. Şivan Perver, Kemal Burkay şahsında yaşanılanlar, “çözüm” yolunda hâkim sınıfların elini güçlendirdi. Bu durumdan Kürt ulusal hareketinin öznelerinin memnun olması beklenilemezdi. Hâkim sınıfların hamlelerini boşa çıkarmak ve de “demokratik vatan” kriterinin toplumsal önkoşulunu yaratmak için, KCK, Mart ayı itibariyle “ateşkese” son vereceğini söyledi.
Yapılan açıklamanın bir yanına dikkat çekmek istiyoruz. “Ateşkes sonlandırılmış ama devrimci savaşa işaret edilmemişti. Zira KCK; bunun bir savaş ilanı olmadığını, etkili savunma yapılarak saldırının gerçekleşmeyeceğinin de altını çizmişti. Askeri bir kavram olan ateşkes, zaten bir eylemsizlik süreci olup ama savunmaya yönelik gard alma, güç toplama ve soluklanma dönemidir. Ateşkes süreçlerinde dahi savunma olmazsa olmaz bir askeri ilkedir. O yüzden, saldırmadan etkili savunma yapma ve buna rağmen eylemsizlik sürecine son verme bir dizi kafa karışıklığına yol açmaktadır. 30 yıldır başarılı bir savaş yürüten Kürt ulusal Kurtuluşunun öznelerinin bu kavramları yeterince bilmediğini iddia etmiyoruz. Aksine birçok noktada kendilerinden öğreneceğimiz bir devrimci savaş geleneğine sahipler. Söylemek istediğimiz şudur; hakim sınıfların hamlelerini boşa çıkarmak ve ezilen Kürt halkı üzerinde etki gücünü korumak için ‘aba altından sopa’ gösterme siyaseti ‘eylemsizlik kararını bozma’ olarak betimlendirilmiştir. Yani mutabıklar arası siyasal hesaplar, kendilerini bu tür zorlamalarla göstermektedir.
KCK açıklaması sonrasında, İmralı’ya yol alan avukatlar, yeni haberler ile döndüler. Yeni haberler, aslında KCK’nın kararının Öcalan’dan bağımsız olmadığını ve koordineli gerçekleştiğini göstermiştir. Öcalan, görüşmesinde AKP hükümetine yönelmiş, CHP’de “olumluluklar” görmüş ve hala “umutlu” olduğunu söylemişti. O yüzden eylemsizlik kararının bozulmasını, Mart ayına kadar askıya alınması gerektiğini, 8 Mart ve Newroz etkinliklerinde, devletin tavrına göre tekrardan değerlendirilmesi gerektiği açıklamaları arasındaydı (Öcalan’ın son görüşme tutanaklarında “yeni” yol haritasına ilişkin açıklamalarda mevcut. Ama yazımızın ekseninden çıkmamak için “yeni” yol haritasının irdelenmesini başka sefere bırakacağız). Bu tavrı iyi gören hakim sınıflar, seçim sürecine kaos ortamında girmemek, ezilen Kürt ulusunun dinamiklerine nüfus edebilmek için harekete geçti. 8 Mart Kadıköy mitinginde, çiçeklerle bekleyen polisler, burjuva feodal devlet adına, adeta şu mesajı vermekteydi; ‘Aba ve sopa görülmüştür! Durmak yok, yola devam’
Açıklamalarında ‘kavramsal, kurumsal ve ilkesel’ çerçeveyi çizen Öcalan, “Gerillaya özel olarak çağrım, bu süreçte çatışmalara girmekten mümkün olduğunca kaçınsınlar. Bu süreçte demokratik çözüme destek vermelerini bekliyorum” diyerek, hem hakim sınıfların yüreğine su serpmekte hem de ‘asıl muhatabınız benim’ demenin dolaylı yolunu kullanmaktadır. KCK’nın bu tablonun dışında hareket edebileceği asla düşünülmemelidir. Newroz kutlamalarını sorunsuz gerçekleştirmek için yapılan bu taktik, yapılacak devasa gövde gösterileriyle, Kürt halkını umutlandıracak ve Kürt milletvekili adaylarının oyunun artmasına uygun koşulları hazırlayacaktır. Öcalan’ın, ‘Demokratik blok halinde girilebilir’, ‘barajı aşabiliriz’ ‘potansiyelimiz bu değil’, ‘ azla yetinilmemelidir’ uyarıları, iyi gözlemlenmelidir. Parlamentoyu tek çözüm yolu olarak gören stratejinin taktiksel manevraları, ‘yerinde bir karar’ olarak açıklanamaz.
Emperyalizmin, sermayenin yeniden yapılandırılması birçok yanıyla devam etmektedir. Temel mesele, dost ve ilerici güçlerin izlediği siyasetin, dünya gericiliğinin yönelimine mesafeli duran, boşa çıkaran ya da yedeklenen bir güzergâhta olup olmadığıdır. Komünizm perspektifli Demokratik Halk Devrimi yürüyüşü gerçekleştirenlerin izlediği yöntembilim, ne yazık ki, dostlarımızın bu minvalde hareket etmediklerini göstermektedir. O yüzden sorumluluk ve zorunluluklarımız dostlarımızı ikna ederek, gerici güçlerle hesaplaşarak, ülke gerçekliğinin acil görevlerini merkezi görevlerimizi bir an dahi ertelemeden ilerlemektir. Bu imkansız değil ama kolay da değildir!

 
Share