Ayaklanma notları

Sadık Varer

Tunus’ta başlayan, Mısır’a sıçrayan ve Ortadoğu’nun diğer diktatöryal rejimlerini de etkileyeceği düşünülen ayaklanma halleri, doğal olarak uzunca bir süredir devrim hasreti çeken biz devrimcileri adamakıllı heyecanlandırdı.

Ve fakat ortada devrim denilen o zorlu ve zorunlu tarihsel eylemin tabiatına ters ‘tuhaf’ bir durum vardı; yeni bir düzen için eski düzeni yıkmaya karar vermiş isyancılarla çatışması ‘icap eden’ ordunun ‘tarafsız’ kalmayı tercih ettiği ayaklanmaya, çok geçmeden dışarıdan da ‘majestelerinin’ etkili destekleri gelmeye başladı. President Hüseyin ile uzun bir telefon görüşmesi yapan Başvekil Erdoğan bu görüşmeden hemen sonra isyancıların alkışlarıyla karşılanan bir destek konuşması yaptı. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ise, 4 Şubat 2011’de Münih’te gerçekleşen 47. Güvenlik Konferansı’nda Ortadoğu’da “mükemmel bir ayaklanma fırtınası” gerçekleştiğini açıkladı ve dedi ki, “Yeni genç nesil yeni internet teknolojileriyle eski düzenleri tehdit ediyor ve ABD’nin çok önem verdiği bölge güvenliğini sarsıyor. Mevcut sistemler devam ettirilemez hale geldi… Gösterilerin polis ya da güvenlik kuvvetleri ile bastırılması daha kötü sonuçlar doğurur. İstikrarsızlığın devam etmesi halinde bölge yeni diktatörlüklere sahne olabilir. Vakit kaybetmeden ve daha büyük istikrarsızlık riski almadan demokratik reformlar başlatılmalıdır… Reformlar göstermelik yapılırsa çok tehlikeli çatışmalara ortam yaratılır…”

Clinton’ın sözleri ayaklanmanın hal ve gidişi hakkında merak edilecek fazlaca bir şeyin kalmadığını gösteriyor ama buna karşın isyan günleri boyunca yaşanan gelişmelerden hareketle ayaklanmanın kaderi ve Ortadoğu’nun siyasal geleceği hakkında birkaç tahmin notu düşülebilir:

1 – Ayaklanmaların başlamasında ABD’nin rolü yoktur belki, fakat aynı ABD ayaklanmanın gidişatını ve kaderini belirleyebilecek  denli işin içindedir.

2 – Halkın ortak öfkesini ve isyanı yönetme yeteneğindeki ABD, tarihsel ömrünü tamamlamış olan Ortadoğu rejimlerini terbiye edip ‘demokrasisinin’ yıldızını parlatırken, şeriat devleti isteğiyle örgütlenen güçleri de ‘demokratik düzene’ entegre edip etkisizleştirmeyi amaçlamaktadır.

3 – Bu “ayaklanma fırtınası”nın önüne model rejim olarak Türkiye’de yapılandırılan  ‘yeşil demokrasi’yi koyan ABD ve AB sayesinde AKP’nin siyasi ömrü biraz daha uzatılacaktır.

4 – Ortadoğu’nun diktatöryal rejimleri yerine AKP iktidarı örneğinden hareketle tasarlanan ‘yeşil demokrasi’ modelleri geçerse, İsrail’in ihtiyaç duyduğu huzur da sağlanmış olacaktır…

Diğer yandan, devrimcilerin de bu ayaklanma hallerinden çıkarmaları gereken ‘küçük’ bir ders olmalı: Bir kez daha görüldü ki, ayaklanma hazırlığında yoksanız, ideolojik, siyasal ve örgütsel açıdan zayıfsanız, size rağmen başlayan ama yine de aktif olarak yer almanız gereken bu tarz ayaklanmaları değerlendirme şansınız yoktur (ya da çok azdır).

Bir de şu gerçeği teslim etmekte yarar var; hazır ve yaygın bir ideolojiyi, İslam ideolojisini kullanarak örgütlenen ve hatırı sayılır bir güç biriktiren şeriatçıların uluslararası aktörlerce hazırlanan ‘yeşil demokrasi’ projesine dahil olmayı reddedip siyasal iktidarı ele geçirmeleri durumda, ayaklanmada yer alan komünist – devrimci güçlerin ve demokratların, tıpkı İran’daki gibi, klasik faşist terörden hiç de aşağı kalmayan yeşil terörle karşılaşmaları zayıf bir ihtimal değildir…

 
Share