Birlik İsteyen Devrimcilere

Sadık Varer

Sermayenin büyükçe bir köye dönüştürdüğü günümüz dünyasında ulusal ve uluslararası düzeyde birlik sorununu çözmeden sosyalizmi kurup yaşatmanın mümkün olmadığına inanan devrimcilerin birlik girişimleri eksik olmuyor.

Ne var ki bu girişimlerin çoğu başarısızlıkla sonuçlanıyor. Ve birlik isteğiyle harekete geçen devrimciler, her başarısız girişim sonrasında, adeta bir daha asla bir araya gelmeyi düşünmeyen kırgın sevgili ayrılıklarına benzer atışmalarla yeniden ‘kendi evlerine’ dönüyorlar. Böylece, her başarısız birlik girişimi, devrimciler dünyasında birlik kültürünün biraz daha aşınmasına neden oluyor.
Gerçekte son derece vahim bir durumla karşı karşıyayız; birlik sorunu çözülemezse sosyalizm hedefine ulaşılamaz inancıyla beraber, birliği gerçekleştirmenin çok zor (ve hatta imkansız) olduğu inancı da yaygınlaşmaktadır…
Evet, durum vahimdir ve artık çok gecikmiş bir şeyi yapmak, yerleşik politik kaygılardan uzaklaşıp, sayısız girişime rağmen pratik karşılığı kurulamayan geleneksel birlik teorisini neşterlemek gerekiyor.

Kanımca, geleneksel birlik teorisinin tarihsel arka planında, sosyalist ilişkilerin demokrasi yoksunluğuna neden olan politikalar var. Ve bu teori, sosyalizm içi farklı düşünceleri yasaklayan, dahası, farklı düşünenleri kılıçla tasfiye etmeyi de ‘meşrulaştıran’ söz konusu politikaların teorize edilmesiyle kuruldu.
Ekim Devrimi’nden dört yıl sonra, 1921 Mart’ında gerçekleşen 10. Kongre, sosyalist demokrasiyi hayatımızdan çıkaran sürecin başlangıcıdır. 10. Kongre’de, “zorunlu bir tarihsel geri adım” nitelemesiyle alınan “parti birliği üzerine özel karar”, konjonktürün ihtiyaç duyduğu ‘disiplin’ için fraksiyonları, dolayısıyla sosyalizm içi farklı düşünceleri yasaklıyordu..
Bilindiği gibi, anılan politik karar, daha sonra, her şeye ama her şeye muktedir bir ‘Genel Sekreter Yoldaş’ tarafından tartışılamaz bir teori katına yükseltilip Komintern aracılığıyla bütün bir tarihsel sürecin belirleyicisi haline getirildi ve sonuçta, “demir disiplinli parti” birliği, çelişkisiz birlik şeklinde okunmaya başlandı.
Geleneksel birlik teorisiyle hareket eden devrimcilerin, birlik için, idealize edilmiş ortak bir dil ya da çelişkisiz birlik arayışı içine girmelerinin en önemli nedenlerinden biri budur.
Açıktır ki bize sosyalist demokrasiyi unutturan bu birlik teorisini savunma inadını sürdürürsek, bu teorinin merkezinde yer alan çelişkisiz birlik anlayışını etkisizleştirmeyi başaramazsak, çok ama çok fazla ihtiyaç duyulan birliği gerçekleştiremeyiz.
Çelişkisiz birlik isteği, bilim dışı bir istektir. Engels demiştir ki, ”Diyalektik gelişme yasalarının tanıtladığı gibi bir işçi partisi sadece iç mücadelelerle gelişebilir“ ya da Lenin demiştir ki, “Bir partide, bir birlerine ters düşen en aşırı fikirler dahil, her fikir yer bulabilir” benzeri alıntılarla yürüyen bir ikna çabası anlamsız; zaten ilgili herkes bunları bilir. Ama bilgi sahibi olmak ayrı, bilgiyi pratikle ilişkilendirmek ayrı bir şeydir.
Velhasıl, kaynağını çelişkisiz birlik isteğinden alan geleneksel birlik teorisini değiştirmek, sosyalizm içi düşünce farklılıklarıyla birlikte olunabileceği gerçeğini görmek ve kabullenmek zorundayız. Bunu başaramazsak, her zaman olduğu gibi atomize olmaya, bölünüp parçalanmaya devam ederiz…

 
Share