Büyük bir market - Türkiye

Ilımlı İslam Projesiyle Türkiye’de gerçekleştirilen ‘vitrin’ çalışmaları ve de Medeniyetler İttifakı çalışmaları, bir yönüyle, girişinde “maşallah” yazan bu markete ‘müşteri’ çekme faaliyetleridir.

Sadık Varer

Yıllar önce, Amerikalı bir senatör, ‘sosyalizmin’ geçirdiği tarihsel kazadan sonra Batılıların gözünde askeri açıdan ‘stratejik önemini’ kaybeden Türkiye için, “Türkiye, uluslararası ticarete çok uygun büyük bir market olabilir” demişti.

Gerçekten de Türkiye, büyük bir markete dönüştürülüyor; Batılı değerleri benimsemiş Müslüman bir ülke olarak Avrasya, Ortadoğu ve Afrika’nın Kuzey ülkelerini ‘müşteri’ haline getirme avantajına sahip ‘mükemmel’ bir market!..

Ilımlı İslam Projesiyle Türkiye’de gerçekleştirilen ‘vitrin’ çalışmaları ve de Medeniyetler İttifakı çalışmaları, bir yönüyle, girişinde “maşallah” yazan bu markete ‘müşteri’ çekme faaliyetleridir.

AKP bu hususta oldukça ‘başarılı’ sayılır. Avrasya’da çalmadık kapı bırakmayan AKP iktidarı, Rusya ile ticaret hacmini, beş yıl içinde yüz milyar dolara çıkartacak bir dizi anlaşma yaptı  ve iki ülke arasında vizesiz geçişi sağladı. Ermenistan’la ilişkilerin normalleştirilmesini kotarırsa Kafkasya ile ticaret meselesi de büyük ölçüde  halledilmiş olacak.

İran’la Batı’nın nükleer silah sahipliği üzerinden süren gerilim politikalarına, BM Güvenlik Konseyi’nin yaptırım kararına ve ticari ambargo palavralarına rağmen, Türkiye ile İran’ın ilişkisi gayet ‘dostane’ bir çerçevede sürmektedir. Yakın geçmişte Türkiye ile İran arasında yaklaşık otuz milyar dolarlık bir ticari anlaşma gerçekleşti. Enerji ve ekonomide işbirliğini arttırmayı amaçlayan mutabakat zabıtları hayata geçirilirse, iki ülke arasındaki ticeret hacmi daha da büyüyebilir.

Böylece, örneğin Amerika ya da Avrupa, İran’la ticaret ‘yapmayacak’, ama aynı Amerika ve Avrupa, Türkiye üzerinden İran’la ‘alış verişten’ de geri kalmayacaktır.

10 Haziran 2010’da, Türkiye ile Suriye, Ürdün ve Lübnan arasında gerçekleşen anlaşma da, Türkiye üzerinden sürdürülecek ticarete ‘müşteri edinme’ çalışmasının sonuçlarından biridir. Bu ülkeler arasında vize ile birlikte sermaye ve insan ‘dolaşımı’ engeli kalktı, ticaret serbestisi getirildi.

Pazar alanlarını genişletip ‘müşterileri’ çoğaltmayı sürdürürken AKP iktidarı, yer yer kendi emperyal amaçlarını da ifade eden bazı ‘çıkışlar’ yapıyor ya, bunun fazlaca önemi yok; Avrasya’dan ve Arap coğrafyasından edindiği ‘müşterilerin’ taleplerini tek başına karşılayabilecek kapasiteye sahip olmayan Türkiye, bu ‘müşterilere’ emperyalist ‘ortaklarının’ mallarını satmak zorundadır.

Sermaye ihracı için de aynı şey geçerli; Türkiye’de uluslararası sermayeden bağımsız, ihraç edilebilir ‘ulusal’ sermaye bulunmuyor. Dolayısıyla, Türkiye üzerinden pazar ülkelere gerçekleştirilecek olan sermaye ihracını, emperyalizmin dolaylı sermaye ihracı şeklinde okumak lazım.

Elbette, emperyalist ülkeler, Anadolu coğrafyasında kurulan bu büyük market sayesinde karlarını arttırırken, memleketin hür teşebbüs erbabı da ‘ortaklık payını’ alacak ve ihtimal odur ki, Türkiye, G  20’ler içindeki sıralamada birkaç adım daha öne geçecektir.

Bu arada, ‘Türkiye Batı’dan uzaklaşıyor’ ya da ‘ekseni kayıyor’ diyen siyaset yorumcularına da bir çift söz etmek gerekebilir:

Şurası açık; Batı kapitalizminin Türkiye kapitalizmine, Türkiye kapitalizminin de Batı kapitalizmine ihtiyacı var. Türkiye Batı’dan uzaklaşmıyor, tam tersine, oluşturduğu pazarlar ya da ‘müşteriler’ sayesinde, Batı’nın gözünde kolayca vazgeçilmez bir ‘ortak’ haline geliyor.

Velhasıl, uzak olmayan bir gelecekte, Türkiye’yi ‘alt - emperyalist’ bir ülke olarak görenlerin sayısında artış olabilir.

 
Share