Barış Siyaseti ve Çatı Partisi

sadik-varerSadık Varer

Hayatınızı kontrol eden, neyi ne zaman yapacağınıza ya da yapmayacağınıza karar veren, sömüren, aşağılayan, şiddet uygulayan ‘efendiye’ başkaldırmanız insan olmanın gereği ve bir insanlık hakkıdır.

Özgürlük mağdurusunuz, özgürlük isteğiyle mağduriyetinizin müsebbibi ‘efendiye’ başkaldırdınız, bedel ödemeyi göze alıp meşru bir mücadeleye girdiniz diyelim. Bu durumda, öncelikle mağduriyet dilinden vazgeçmeli, özgürlüğe çok uzak olsanız bile özgür bir insan dili kullanmalısınız. Artık ‘efendinin’ karşısında ağlak-sızlak mağdur tavrını sürdüremezsiniz. Mücadele sürecinin her anında kullanacağınız dil, amacınızı gerçekleştirene kadar mücadeleden vazgeçmeme inancına göre kurulmalı.

Başkaldırıp özgürlük mücadelesine girdikten sonra barış dili kullanılmaz; olmadık bir zamanda barış çağrısı yapmak mücadele azmini aşındırır ve barıştan anladığı tek şey otoritesine boyun eğdirmek olan ‘efendiyi’ kışkırtır, barış isteğini teslim olma isteği olarak değerlendirir ve daha acımasız davranmaya, zulmünü arttırmaya başlar.

Emeğin ve insanlığın özgür geleceği için mücadeleye çıkmış devrimciler bu sevimsiz gerçeğin farkındadırlar.

Devrimcilerin tarihsel tecrübeyle sabitledikleri gerçeklerden biri de şudur; insanın insan üzerinde iktidarı, ezeni ezileni, sömüreni sömürüleni, aşağılayanı aşağılananı olan bir toplumda barış, en hafif deyimle ‘tehlikeli’ bir yalandır.

Ve kapitalist asalakları tarihin çöplüğüne süpürmeden, eşitlikçi ve özgürlükçü bir toplum kurmadan insanlığın hakkı olan kalıcı barışın sağlanamayacağını çok iyi bilen devrimciler için kapitalist toplumlarda barış (ve barışa eşlik eden uzlaşma) siyaseti yapmak, sermaye egemenliğini kabullenmek ve ‘beyaz bayrak’ çekmek anlamına gelir…

Şimdi, hatırı sayılır bir silahlı güce ve muazzam bir kitle desteğine sahip olmasına karşın uzunca süredir barış siyaseti yapan PKK’ye ve Öcalan’ın “Çatı Partisi” önerisine dair bir çift söz etmeliyim:

PKK şayet eskisi gibi kapitalizmi de tasfiye etmeyi amaçlayan Sosyalist Kürdistan programına bağlı bir devrimci mücadele sürdürüyor olsaydı ve buna rağmen şimdiki gibi barış siyaseti yapsaydı, onun için de ‘beyaz bayrak’ eleştirisi yapılabilirdi.

Ama artık böyle bir eleştiri yersizdir; on yıl kadar önce, sistem içi bir ‘çözüm’ biçimi sayılan demokratik özerklik projesini merkeze alarak zaten uzlaşmaya karar vermiş olan PKK’nin barış siyaseti yapmasını doğal karşılamak gerekiyor.

Kanımca bu nedenle de, PKK’li Kürt hareketi ile kapitalizm belasından kurtulmadan barıştan söz etme lüksü olmayan devrimci (komünist) güçlerin organik ilişkisi bahsinde titizlenmek lazım.

Nereden bakarsanız bakın, kapitalist sömürüyü disipline eden devletle uzlaşma düşüncesine uzak duran devrimci güçlerle, benimsediği demokratik özerklik projesinin pratik karşılığını kurmak üzere aynı devletle uzlaşma arayışını sürdüren PKK’li Kürt hareketi ortak bir siyasi irade oluşturup ortak siyaset yapamaz.

Elbette, her durumda bağımsızlığını korumak zorunda olan emek dünyasının devrimcisi, halkların kardeşliği amacını anlamlı kılan halklar arası barış isteğini etkin bir şekilde ifade etmeye, kendi kaderini belirleme hakkını kullanmak isteyen Kürt ulusuna kuşaklar boyunca uygulanan baskıya, asimilasyona, sömürüye, aşağılamaya ve kıyımlara karşı mücadeleye devam etmelidir, fakat bunu yaparken, demokratik özerklik projesini merkeze alan PKK’li Kürt hareketi için doğal sayılan barış (ve uzlaşma) siyasetine dahil olmamalıdır.

 
Share