Yazarın Diğer Yazıları
İşsizlik Yasaklansın!
Devrimci Cephe
Birlik İsteyen Devrimcilere
Komünist, Bilim İnsanı Özelliğine (de) Sahip Olmalı
İdeolojik Savaş Aracı Medya
Barış Siyaseti ve Çatı Partisi
İnsanlığa Karşı En Büyük Suç
Devrimciler ve Parlamento
Anarşizm Karşıtlığı(?)
Günümüzün Devrimcisi
Savaşa seyirci kalma ayıbı
Karadenizlinin HES isyanı ve ekolojik duyarlılık
Ayaklanma notları
Hemşinli Ziya Hurşit
Ayrılma hakkı
Wikileaks tarzı siyasal teşhir
DEVRİMCİLER ve ÜSLUP
Lazca ve Asimilasyon
12 Eylül’de direnenler de vardı !..
Kürdün özerklik meselesi
Boykot
Kürt'ün kısa tarihi
Kürt Gavroche!
Büyük bir market - Türkiye
‘İslami Yardım Vakfı’nın Gazze seferi!..
TEKEL direnişinde ‘sınıf ahlakı’
Küresel ısınma ve küresel isyan
Memleketin hal ve gidişi
| Devrimciler ve Parlamento |
|
Burjuva parlamentosu, bütün insani değerlerin üzerinde acımasızca tepinme rahatlığındaki Makyaveller ve Fouchelerle dolu son derece kirli bir yerdir ve burjuvaziyi kapitalist düzenleriyle birlikte tarihten silmek isteyen devrimcilerin, birer Makyavel ya da Fouche olmakla böbürlenen burjuva siyasetçileri ile onların ‘devletli mekanında’ ve onların yasalarıyla belirlenmiş sınırlar dahilinde mücadele edip isteklerini gerçekleştirmeleri mümkün değildir!... Bu durumun farkında olan sermayenin siyasal sözcüleri, uzunca bir süredir, örgütlü güçleriyle iktidarları tehdit etmeye başlayan devrimcileri parlamentoya davet ediyor, “fabrikalarda, sokaklarda, dağlarda sürdürdüğünüz yasa dışı, silahlı faaliyetleri terk edin, kravatınızı takın, seçimlere katılıp parlamentoya girin, ne yapmak istiyorsanız burada yapın” diyorlar. Geçmişte, muazzam bir kitleselliğe ve gerilla gücüne sahip olan Filipinli devrimciler bu ‘çağrıya’ uyup parlamentoya girmişlerdi. Parlamenter siyaset içinde etkisizleştiler, eridiler… Benzer bir gelişme, 80’li yılların başında El Salvador’da yaşanmıştı; El Salvador’lu devrimciler ülkenin üçte ikilik bir bölümünde hakimiyet kurmuşlardı, zaferin eşiğindeydiler, derken onlar da ‘parlamentoya davet’ edildiler! Sonuç biliniyor; silahları bırakıp parlamentoya giren devrimciler, çok geçmeden ‘parlamenter demokrasi’nin kurallarına uymaya, ‘ehlileşmeye’ başladılar, kaçınılmaz olarak da reformlarla yetinen, düzeni yeniden ve yeniden üreten tipik sosyal demokratlara dönüşüverdiler… Kapitalizmin dönem dönem askeri darbelere ihtiyaç duyduğu gerçeğinden hareketle ordunun işlevini merkeze alan düşüncelerin gözden geçirilmesi gerekebilir. Siyasal zorun açık askeri zor halini aldığı darbe koşulları kapitalizmin ömrünü uzatmaz, kısaltır. Tarihsel tecrübelerle sabittir bu; geçen yüz yılda pek çok diktatörlüğü yıkmayı başardık ama en vasat burjuva demokrasilerini bile aşmayı başaramadık. Bu yüzden burjuvazi, kendi mahsulü olan askeri diktatörlükleri ‘yermekte’ ve kapitalizmin ömrünü uzatmak için en uygun araç olarak ‘parlamenter düzeni’ kutsamaktadır. Eşitsizlik ve adaletsizlik üzerine kurulan seçim soytarılıkları ise parlamenter düzenin temel dayanağıdır. Devrimcilere ‘sunulan seçim olanağı’ da ayrı bir soytarılıktır; düzen siyasetçileri, seçim yasaları dahil hayatımızı kontrol etmek üzere ihtiyaç duydukları bütün yasaları çıkarıyor, propaganda faaliyetlerinde devletin ve sermayenin olanaklarından yararlanıyor ve dalga geçer gibi “gelin, siz de bu yarışa katılın” diyorlar. Her şey bir yana, seçimleri ve parlamento tuzağını reddetmek için bu kadarı bile yeterlidir!... Diğer yandan, devrimcilerin seçimlere katılıp kapitalizmin ömrünü uzatan en önemli kurum olan parlamento ile kuracakları ‘hukuki ilişki’ yüzünden, niyetleri farklı olsa bile, toplum bilincinde burjuva parlamentosunu meşrulaştırmaya ‘katkı sunmak’ gibi sevimsiz bir sonucun ortaya çıkmasına neden olabileceklerini de görmeleri lazım. Seçimlere katılan devrimcilerin bir kesimi, katılma gerekçelerini, seçim dönemlerinde belirgin bir artış gösteren halkın duyarlılığını ‘değerlendirmek’ şeklinde açıklıyorlar. Sanırım bu gerekçenin de gözden geçirilmesi gerekiyor. Seçim atmosferinde devrimci propagandanın daha etkili olacağı düşünülür, ama bana öyle geliyor ki, devletin ve sermayenin olağanüstü etkili iletişim olanaklarını kullanan düzen partilerinin seçim dönemlerinde yarattıkları ‘gürültü’ ile serseme dönen halkın, devrimcilerden çıkan desibeli epeyce düşük sesi duyması daha da zorlaşıyor… Şöyle bir soru sorulabilir: kapitalizmi tasfiye etmeye dönük teşhir ve tecrit faaliyetinde hedefe konulması gereken başlıca kurumlardan biri olan parlamentoda devrimci çalışma yapmak yanlış mı?.. Elbette devrimciler hayatın her alanında olmalılar. Fakat şu ‘ayrıntı’ da göz ardı edilmemeli; devrimciler için parlamento esas çalışma alanlarından biri değildir, onlar, seçim dönemleri dahil her zaman kesintisiz bir ideolojik taarruz halinde oldukları parlamentoya ”bir şeyleri değiştirmek” ya da “iktidarı içeriden fethetmek” gibi pratik karşılığı olmayan amaçlar için değil, yalnızca (şartlar uygunsa) düzeni içeriden (de) teşhir etmek amacıyla girmeye çalışırlar. Parlamentoda işe yarar bir etki yaratabilmek için de, parlamento dışında, temel mücadele alanlarında hatırı sayılır bir ideolojik, siyasal ve maddi güce sahip olmak gerekiyor. Ancak bu koşullarda, parlamentoda mevzilenmiş Makyaveller, Foucheler ve yasalar tarafından ‘kuşatılmadan’ ve de ‘bozulmadan’ işe yarar bir çalışma yapılabilir… |

Sadık Varer