|
Her insanın içinde bir çocuk bahçesi vardır. Bu çocuk bahçesi kimisi için rengarenk demir yığınından yapılı bir parktır. Kimileri için atlıkarıncaları olan, uçan sandalyeli, gondollu, kaykaylı lunaparklardır. Kimileri için çiçeklerle, ağaçlarla, otlarla, kelebeklerle örtülü parklar. Kimileri için ise bulduğu demir parçasını satmak için para kazanmak isterken patlamaların olduğu bombalı oyuncaklarla dolu parklar… Diyarlarında kuş uçmaz, kervan geçmez karlı dağların gölgesinde kalmış kayaları, taşları dahi görünmeyen parklar… Kürt kadının doğurduğu çocuklar dert oldu memleketin başına(!) Nüfus planlamasıyla işe başlayan AKP’nin Kürt sözcüsü Hüseyin Çelik önlem alınmaması durumunda; Kürt nüfusunun artacağına ve eğitim oranındaki düşüklüğün artarak devam edeceğine ve bunun da başka tehlikelere yol açacağına dikkat çekmişti(!) Eğitim, sağlık, savunma, istihbarat, emniyet, güvenlik, ticaret, tarım ve hayvancılık dallarında alan farkı aramaksızın kadın üzerinden söz söyleyen yetkili yönetimdeki tüm ağızlar mevcut sistemin çökmüş yapısını da kadının eğitimi-ekonomisi-kültürü üzerinden çözüm olarak boca etmeye başladı. Sonrası da zaten “Mevla” işidir, kimse anlamaz, anlamak da istemez zaten… ABD’de senaratör Joseph McCarthy 1950’lerdeki anti-komünist politik yaptırımlarıyla havayı bile zehirleyen bir atmosfer yarattı. Makkartizm adıyla anılan ‘hiçbir şey bilmeden, her şeyden şüphe duyan yaklaşım’ıyla “vatan, demokrasi, Allah ve Amerika” söyleminin arkasına sığınarak siyasi-politik-kültürel zulüm estirdi. Kadınlar kulübünde ‘komünistlere ev sahipliği yapan kadınların ve Amerika Komünist Partisi üyelerinin ve yardım edenlerin listesinin elinde olduğu’ tehdidini önce savurdu. Komünistlerin ve kadınların düşmanlığı çıkışından sonra ABD’de Hollywood işçileri ve emekçileri olmak üzere; aydın, yazar, film yönetmeni, şair, öğrenci yani muhalif herkes Makkartizm’in faşist teröründen ya hapse ya sürgüne gönderildi. Zorba yaptırımlar ve ırkçı saldırılarla zehirli havuza çevrilen ABD’de, kadın hem kendisi için hem de eş, anne, kardeş, yoldaş olduğu için cezaları da kat kat bedelle ödedi. Bertolt Bercht, Charlie Chaplin, Arthur Miller, Pete Seeger gibi tanınmış Hollywood simaları da McCarthy’ın gazabına uğrayanlar arasındaydı. Ayrıca sürgüne gönderilen ‘Hollywood Onları’ olarak anılanlar arasında Herbert Biberman, Lester Cole, Albert Maltz, Adrian Scott, Samuel Ornitz, Dalton Trumbo, Edward Dmitrik, Ring Lardner Jr., John Howard Lawson ve Alvah Bessie yer aldı. TC devletinin AKP’si de, Bay Cartır’ından model aldığı anti-komünizm terör, siyahileri de hedefleyen saldırıları kurtarıcı Barack Obama yönelimi gibi derin ırkçılıkta sürdürüyor. Kürtler başta olmak üzere, Alevi, Laz, Ermeni, Suni, Çerkez, Roman ezilin emekçi halkına baskı ve zulüme devam ediyor. “Açılım, demokrasi, çalıştay, milli beraberlik, kardeşlik, sivillik” projeleri kapsamında faşizm sadece kol gezmiyor, kazan bombalarıyla insan bedenlerini de parçalıyor. Makkartizm’in ikizi Tayyipizm terörü sürecinde F Tipi hapishanelerinde bulunan devrimci-komünist ve yurtsever tutsakları “yarın bizimdir yoldaşlar” diyerek, selamlıyoruz. “Sevgi evleri”ne kapatamadığı nüfus fazlası çocukların taş atan ellerini kelepçelemek, bedenleri parçalamak marifet. Öyle de yapılıyor. Tarihiyle yüzleşemeyen ikiyüzlü katillerin “analar ağlamasın” sözlerinin hedefini şimdi anlamayan kalmadı. Arşiv tasnifleri yapılırken, boş kalan yerler çocuk yaştaki ‘genç hayin kaçakçı’ların ölümleriyle dolduruluyor. Dağların sesi ağıtlarla inliyor. Çocuk bahçesi örneğimiz de dünyanın hiçbir yerinde yok. Ekmek parası için yola düşüp kar ayazında bedenleri heronlarla Roboski’de parçalanan çoğu çocuk yaşta 34 Kürt gencinin akan kanı kar beyazını kızılladı. Şırnak’ın direniş/kardeşi Dersim diyarında da benzerleri yaşandı. Dersim üzerine yağan bombalar hiç durmadan sürerken, ‘iyi paşa’ların askerlerinin araziye tohum gibi serpiştirdikleri teçhizatlar… Buldukları demiri, demirci dükkanında satıp para kazanmak isterken ellerinde bomba patlayan çocuklar, gençler, kadınlar. 26 Ekim 2002 tarihinde Hozat’ta üç Dersimli köylü gencin bedeni parçalandı. Jandarma Alay Komutanı Namık Dursun’un yoğun asimilasyon döneminde yaşandı. Olay Devrimci Demokrasi’de “Adaleti hurendia ho nediye” başlığıyla yer aldı. “ Ni domoni, domonune fexiru viye, cokaro wasto ke naynu bırose, hore peru bıjere, xerzliğ kere… Hama waxto ke şiye, kote vere çevere dukane osınci (demirci), ni bombey peqe, na domonu ra hire teney merde, hire teney ki biye dırvetini. A eke merde nae. Gürkan Günel, Ergün Aslan u Uğur Günel… 3 domoni merdi, 3 ki bi dırvetini. Zerre moa u pi hona zondano, endi se vajime?” diyen Dersimli köylüler “anaların, babaların yüreği yandı, kavruldu, daha ne diyelim ki” şeklinde tepkilerini dile getirmişti. Fakirlerin çocukları, demir parçasını satıp, para alıp harçlık yapacaklarmış… Bombaymış, patlamış... Hozat ve Uludere’de de böyle çocuk bahçeleri var, o çocukların yaşam ve geçim için para kazanma hikayeleri böyle devam eder… Üçer, otuzbeşer can… Brecht’in dediği gibi. “Kar başlıyor yağmaya. Burda kimler kalacak? Eskisi gibi gene. Taşlarla yoksullar” İşte çocuk bahçemizin çıplak gerçekliği. Bu çocuk bahçelerinde büyüyen çocuklar doğaldır ki dağa çıkar, Kürt kadını gibi mavzer atar. Töresi böyle dünyanın, zor zorla değişecek. Söz konusu Türkiye Kuzey Kürdistan olunca çocukların oyuncakları da, parkları da, bahçeleri de değişiyor. Kadın mücadeleside, kurtuluşu da bu mecrada yol alıyor. Devrimci yolumuz her türlü reformist ve feodal gericilikten bir kez daha belirgin ayrılıyor. Gün erkek egemen ve emperyalist-kapitalist sistemin karşısına, çocuklarımız katledilmesin diye dikilme günüdür. Mücadele yılımız, “Biz kadınlardan doğurduklarımızın hesabını soran katil devletten öldürdüklerinin hesabını soralım” şiarıyla devrimci savaşta mevzilenme yılıdır. Meral Yakarlar yolunda mavzerlerin başını tutmaktır.
|