Mele(k) Katil

"Ölenlerden birinin ablası partimizin kadın kollarında çalışan bir bayan. Ama bizden bunun istismarını duydunuz mu? Bunların kalpleri kararmıştır. Cenazeleri bile ayıranlar, iblisin yolunda yürüyenlerdir” diyen katil nasıl da kendini inkar üzerinden ihbar ediyor.
Belki de toplu bir katliamda ilk defa bir kadın yoktu. Ama yukarıdaki katilin sözü kadını katliamla ilişkilendirme ustalığında ülkenin yönetim kademesindeki birinci erk’ek’in ifadesiyle cenazelerin üzerinde ‘iblis’in (İslamiyet'te hem bir melek, hem de bir cin olarak geçmektedir) kendisi yürümektedir. Çok tercih ettiğimiz kelimeler değil, egemen erkek sisteminin kendini tanımlamasından kaynaklanan bir husus olduğunu belirtelim.
Hiç ‘istismar’ yok, gencecik halk evlatlarını ‘kaçakçı’, ‘terörist’, ‘bölücü’, ‘vatan haini’ ve ‘taş atan çocuklar’ diye öldür, sonra da sorumlusu olduğun katliamın üzerinden telef ettiğin 50 katır ağırlığında iblislik yap mele(k) katil. Bu kadar usta bir istismarcı, melek katili bir iblis daha yeryüzüne gerçekten gelmemiştir. Çünkü önceki soykırım ve katliama imza atan iblislerden de bu kadar dersler alan ustanın organizatörlüğü öldür-tutukla zinciri sürerken…
Recep Tayyip Erdoğan artık bir mele(k) katil
Ne kadar büyük bir marifet, katlettiği bir Kürt gencinin ablası AKP’nin kadın kollarında çalışan bir ‘bayan’mış diyen Recep Tayyip Erdoğan bunu demekle de kalmıyor ve “Kürtsüz katliam”ı da bakın hangi sözlerle açıklıyor?  “Kim ki 'Uludere'de 35 Kürt öldürüldü' diyerek etnik zemine taşıyorsa her türlü insani ve vicdani değeri ayaklarının altına alıp çiğnemiştir. Biz '35 insan, 35 can yitirilmiştir' diye bakıyoruz. Cenazeleri bile etnik kökenle tasnif edenler insanlıktan nasibini alamayanlardır” derken “özürcü” Tayyip “teşekkürcü” olarak katliama imza atıyor. Arşivlerdeki soykırım-katliam tasnifçisi Tayyip, 35 Kürt köylü gencini, gözü kapalı katletmenin amacını insanlıktan çıkmış “peygamber”liğiyle ‘medyaya rağmen’ Genelkurmay Başkanı-komuta kademesindekilere “hassasiyeti”nden dolayı “teşekkür etmek”ten kendini alamıyor. ‘Yargının bağımsızlığı’nı da Roboski’yi konuşturmamak için başbuğu İlker’i tutuklatıyor. Tutukluyor, katlediyor mele(k) katil…
Katlettikçe saldırıyor, saldırdıkça alçalıyor, alçaldıkça komuta kademesi ‘pırpırlar’la doluyor. Çünkü kadın kollarındaki AKP’li ‘bayan’ın kardeşinin de içinde olduğu 19’u çocuk 35 kişinin ölümünün karşısında kaymakamın hırpalanması daha önemli. Çünkü sınır karakolları yetmiyor, yeni ihaleler, yeni sınırlar, yeni hudut kapıları için Kürt halkının  ve evlatlarının kanı akmak durumunda. 12 Haziran seçimlerinden önce 300 TL almayıp AKP’ye oy vermeyen Kürt köylüsü can bedeli ödemek zorundadır. Bulakbaşı, Taşdelen köylerine seçime on gün kala para dağıtan Uludere Kaymakamı Naif Yavuz, devletin Kürt tasnif çalışmasında ‘kazan bombaları’ndan sonra ne tür hizmetler sunacak?  
Düğün masrafları için ‘sınır ötesi’nde iş yapabilmek ve 50 TL kazanmak için dedelerinden, babalarından kendilerine kalan bir geçim kaynağı (mazot, tütün ticareti) geleneğinde, 35 Kürt köylüsü yaşamı sürdürebilmek adına bombalandılar. Katledilen Adem Ant’ın nişanlısı Garibe Ürek, “Nişanlım sonuçta düğün masraflarını bir araya getirmek için sınır ötesi küçük ticaret yapıyordu. Ancak düğünümüz kana bulandı. Bundan sonra buralara fabrika da kursalar öleni geri getiremeyecekler. Kimsenin bizden özür dilemesini istemiyoruz. Suçlular bulunsun, hesap versinler” diye sesleniyordu.
Katliam tanığı Servet Encü; “Sınırın sıfır noktasına vardığımızda köylüler bizi telefonla aradılar, yolların askerler tarafından tutulduğunu belirttiler. Askerler araçlarla üst bölgeye gelmişler, gelmeyin dediler. Bizde silah yok, iki bidon mazot var, dedik. Köylülerin sözünü dinlemedik ve yolumuza devam etik. Askerler yolumuzu kestiler. Geri dönmeye başladık. Bu esnada F16 jetleri geldi bizi bombaladı. Arkadaşlarımın hepsi öldü. Sadece ben sağ kurtuldum” derken, katliam tanığı olmanın derin devlet hesabındaki zorluğunu da bilindiğini umuyoruz.
Elleri koynunda ‘çaresiz’ce gencecik evlatlarına ağlayan Kürt ‘bayan’ları yok. Savaşan devrimci gerillaların cenazelerini omuzlarında taşırken zafer işaretiyle onları sahiplenen, mücadelesini devam ettiren bir iradeyle yürüyen savaşçı Kürt kadını kimliği var. Örgütlü kadın mücadelesiyle değiştirmeye muktedir halkın savaşçı kadın duruşu var.
Muhteşem projelerini ‘mele’ denilen ‘molla’ları aracılığıyla korucuların yerine yerleştirerek peçe yenilemektedirler. Kuzey Kürdistan’da pazarlanmak istenen her köye dini vicdanla ‘el atma’ planları Roboski’yi bombalamalarıyla başladı. Korkutmak için katlettikleri 35 Kürt köylü gencin canı yetmez bu asalak vampirlere. Snırın katliam komutu ABD’de oturum izni olmak üzere olan cematçilirin Kürt dilinin ‘mele’lerin felsefesiyle yayılmasını isteyen ve emperyalist ustalık belgesiyle ‘kibrit çal’ çözme yeteneğini birleştiren din tüccarları cinsel, ulusal ve sınıfsal sömürüyü yaygınlaştırıyorlar.   
Ama yanılıyorsunuz, cana-kana doymayan asalak vampirler, sıkışan akrep kendini zehirler. Katlettikçe çoğalan ezilenlerin yoksulluğunu da değersizleştiriyorsunuz. Yoksulluğu değersizleştirdikçe de mücadelenin nasıl büyüdüğünü gözlerinize sınır milleri çekerek görmezlikten geliyorsunuz. İsyan ateşi bu sefer başka yanıyor. Artık sizin ‘mele’leriniz gibi meleyen bir Kürt halkı yok. Can-kan üzerinden kazandığınız paralarınızla sıçrayan mele (çekirge) mele (bayan)’leriniz size ancak ve ancak meleyen mele kazandırabilir.
Roboski’de olduğu gibi ‘kazan’ bombalarınız da bir fayda sağlamayacak. Katillerin kanlı ellerini temizlemek için iş başına getirilen devşirme meleler sıçrayan melelere bir mele bile kazandırmaz. Kürt ulusunun kibrit çöpüyle tutuşturduğu ve yeri-göğü sarsan ateşi, devrimci mücadelede yükseliyor. Dağların anahtarlarını teslim etmeyen ezilen emekçilerin ve halkın gerçek kurtuluşu, mavzerlerin hedefindeki siyasi iktidarı yakacak ve yıkacak. Başka melemi (çaresi) yok bunun.

 
Share