|
Hayatı bedellerle ilerletmek ve geliştirmek ne de erdemlidir. Uyuşuk bir yaşamın içinde hiçleşen bir hayatın insanı olmamak direnmeyi gerektirir. Günlük yaşamda sıradanlaşmak, sistemin istediği birey olmak ve bireysel yaşamla bütünleşmektir. Bütün değerlerin parayla ölçüldüğü ve günlük yaşama biçilen etiketler; insanı nesneleştiren yabancılaşmanın fiyatıdır. Bu yaşam akışı içerisinde insan hem kendine hem başkasına, aynı zamanda ilişkilere ve yeteneklerine de yabancılaşır. Dünyanın pazarlanan ticaret trafiğinde başı dik ve onurlu yaşam sürdürenlerin varlığı ezenleri bir hayli rahatsız eder. Sürekli bu ticaret pazarı canlı ve akıcı olsun diye sömürülenlerin itaatını ve canını ister. Şiddet, varlığını sürdürmek için yeni kaynaklar ve yeni araçlarını kendi süreğenliğinde üretir. Şiddetin cinsiyeti olmaz. Ancak; uygulanan şiddetin uygulayıcısının cinsiyeti erkektir, faildir, çünkü sistemin beslediği zihniyet erk gücüdür. Yasalarda son kanun değişikliklerinde yapılan “iyileştirme”lerin kadına yönelik şiddetin artış nedenleri içinde gösterilmesi bile uyanışın tehlikesini gösterir. Bu durum “iyi şeyler olacak” diyen sistemin estirdiği devlet teröründen asla bağımsız düşünülemez. Farkındalığın açığa çıkmasının, karşıtında yarattığı durum, erk gücünü elinde bulunduran tarafı kışkırtmasıdır, iktidarının sarsılmasıdır ve dolayısıyla da daha acımasızca saldırmasıdır. N.Ç. davasında verilen kararla küçük yaştaki bir çocuğun yaşamının elinden alınması ve çalınmış tüm geleceği ve hayallerin, devletin yargısının ‘rıza göster’mesiyle dosya tutanaklarıyla rafa kaldırıldı. Küçük bir kız çocuğunun onlarca tecavüzcüsünü de koruyarak devlet babalık görevini de korumaya devam ediyor. Eldeki iktidarı ve servetini kaybetme korkusunun anlayan sistem, kimilerine rıza gösterirken, kimilerine de daha da azgınca saldırmaktadır. Günlük yaşam içerisinde yaşanan eşitsizliklerle birlikte bilinçte gelişen nitel sıçramaların bireyin yaşamındaki zincirlerin de birer birer kırılmasıdır. Zincirlerinden kurtulan insanın da mücadelede daha aktif görev almasıdır. Düşünsel ve bedensel bütünlükle mücadeleye akış; gündelik yaşamdan kopuştur. Şiddetin imajının çizildiği bir dünyada ve ülkede; mücadele sınırsızlığının hangi özgür yaşama akacağı, başta şiddet uygulayıcısı en dipteki uşakların ve devamında uşakları yönetenlerin korkulu rüyasıdır. Bu bakımdan düşünceyi kilitli hapishaneler arkasına kapatmak, meziyetleri olmaktadır. Yurt dışına kaçmak, şirketlere kapak atmak, mücadeleye sırt dönmek ve hatta hatta davasına ihanet eden aydınların yaşadığı halkın eteğine asılma erozyonuna uğramak, dönekliğin primli günlerindeyiz. Çünkü sınıflar mücadelesinin çatışkısından kaçamayan gerçeklikler şimdi de ulusal ve cinsel duvarlarda parçalanıyor. Bir depremin ardından yaşananların toplumsal yansısı ırkçılığın en hassas dönemdeki inceliğini ve derinliğini çok daha net gösterdi. Ülke sırf bu nedenlerden bile koca bir hapishaneye dönüştürüldü. Dışarıdaki korkuyu, şiddeti, baskıyı, tehdidi, tacizi, tecavüzü içeriye tutsak ettirmek gündelik hayatın sıradan marifeti olmuştur. Çünkü estirilen faşist terörle kadınlara yönelik şiddet başta olmak üzere, sokak linçleriyle başlatılan organize suç dağları yerlerinden ediyor. Bombalamalarla ezilen emekçilerin doğal yaşam alanları; üretilen haksız savaş silahlarının kullanım alanına çevrilmesi gerçeğidir. Silahsızlandırmak için silahlanmanın doruğundadır devlet. Sömürü ve kıyımın vahşetinde uyutan gaz bombalarıyla, kavuran kimyasallarla kömür kesen onlarca gerilla bedenlerin tarihi kanıtları unutturulmak istenmektedir. Ama direnenlerin ve savaşanların da olması işte bu ırkçı-şovenizmin en büyük korkusudur. Ölülerimizin başına basarak yürüdüğümüz şu günlerde dini faşizmin yol ayrımlarını netleştirmede oynadığı rolün etkisini de tekrar tekrar hatırda tutmakta yarar var. Kadına yönelik şiddetin tırmandırılmasında afyon etkisi olan gerici erkek egemen sistemin her türlü şovenizmini zihinlere pompalamasıdır. Düzenin restorasyonunu savunan ve sürekli erkek egemen sistemin iskeletini parlamentarizm yoluyla ete kemiğe büründüren, sınıflar savaşımı çağının sona erdiğinin nutkunu atanların ideolojik saldırıları her gün gündelik yaşamda sürüyor. Gün her zamankinden daha çok bilgi, güç, bilinç ve mücadeleyi vurgulamanın, bilinci kuşanmanın günüdür. Her türlü şovenizme karşı devrimci kalabilmenin günüdür. Kimyasallarla dere yatağına yıkılan dağ kayalıklarında gerçek hayatın kurgusuyla yeniden siper başlarını tutmanın günüdür. Dayatılan uyumlu, uzlaşmalı yelpazeye karşı yeni insan olmanın devrimci savaşın iktidarını içselleştirerek kavgaya tutuşmanın zorunlu yaşamını kurmaktır. İnsanların uğruna ölümü göze aldıkları o yaşanası dünyanın özel mülk dünyasını yerle bir etmenin devrimci savaş iradesiyle bütünleşebilmektir. Şiddete karşı koymak, devrimci kültürü gündelik hayattan çıkarıp, yaşamsal ilkelerle bütünleştirebilmenin pratik kavrayışıdır. İnsanın kendine ve başkasına yabancılaşmasından çıkışı, devrimciliğin sınanacağı günlük yaşamdan çıkaracağı pratikleri çoğaltmanın zamanıdır. Şimdi değilse, ne zaman?
|