|
Doğaya sahip çıkmak ve doğaya muhtaç olmak. İnsan olmanın anlamı güçlendikçe doğa da tazelenir. Sonbaharın kızıl tonları doğayı bu kadar sarmışken insanlık bu kadar sona dümen çevirir mi? Dokunmak ister insan; demire, kuma, toprağa, taşa, çakıla... Her şey bu kadar kardeşçesine doğada birbirine dokunup, birbirine dönüşürken... Haftalardır insanın sıfır noktasındaki sözleri ve görüntülerine inat umudu büyütmenin ağırlığı omuzlarımızda. Yardım kolilerinden çıkan taş, çakıl, toprak, abiye gece elbisesi, mayo, sopa vb… Tabii bir de faşistlerin deprem histerisiyle dedelerinin kanıyla bir kez daha boyanan ay-yıldızlı Türk bayrağı… Orta Asya’dan taş taş üstünde bırakmadan gelenlerin yarattığı deprem etnik midir sorusunu da akıllara getiriyor. Kaddafi’nin öldürülmesini kutlayanlar arasında Türk bayrağı tek yabancı bayrak olarak Libyalıların bayrağı arasında sallanıdı, zafer naraları atıldı. Sirte’de cesetle fotoğraf çeken, Misrata’da cesedin bekletildiği soğuk hava deposunun önünde çekim yapanlarla doluyorsa, İslami vecibelere uygun defnedilecek. Kaddafi’nin mezarının belirsizliğinde aslında katiller belirsizleştiriliyor. Mart ayından beri organizeli kitlesel bir cinayet işlediler ve kimin öldürdüğü bilinmiyorla anında cinayetin izini silmeye çalıştılar. Juppeler çok organize… Ukraynalı hemşiresi Oksana Balinskaya “Papik”ine (Kaddafi) “son gününde yanında kimsesi yoktu. Bize bir iş verdiyse ve iyi bir ücret verdiyse neden ondan nefret edip onu bir zorba olarak görelim ki?” sözleriyle sahip çıkarken dünyaya önemli bir mesaj veriyordu. Öldürmeden arzu duyulan nekrofili (kişinin cesetle ilişkisi) hormonları depreşen faşizm, gerilla kadın cesetlerin çıplak teşhiri doyumundan sonra Van depremiyle ilgili verdikleri tepkilerde aynı hazla ilgilendiler. Cinsel ve dinsel öğeler en önde olsa da savaş kabinesinin yeni kurulan şehir planlama bakanlığı fay hattına daha kaç şehir kuracak, görünen o ve deprem mimarları altın fırsatları değerinin üstünde bina edecekler. İsrail siyonizminin kanlı eliyle ‘one minute’ pozları veren TC faşist devleti; askeri, siyasi, ekonomik işbirliği çerçevesinde imzaladıkları emperyal savaş rolüyle Filistinlilerin mezarlarında Kürtleri barındırmak için anlaştılar. İsrail’in prefabrik evlerine hangi bayrak asılacak? Siyonizmin mi, faşist diktatörlüğün mü? Umut oysa ne kadar güzel bu mevsimde kayalıklarda açmış rengarenk güz çiğdemleri dostluğunda. Çiğliklerin demokrasisinden doğan eksikliklerde deneyim haznesinden biriken güzelliklerle ortaya çıkmak. Yaz susuzluğunun ardından doğadaki canlılığın simgesi misali kayalıkların oyuğunda filizlenen yaşamın sevinci tüm bitkiler. Özgürlük ve kardeşlik için ateşten çoğalan kardeşlerimiz. Umudu yitirmeden, düşlerle yatan, rüyalarla kalkan ve gülmeyi eksiltmeyen gamzeli yüzler. Ne zaman şovenizm-ırkçılık hortlasa hep üzerimizde bir dost eli hissederiz. Belki de Van depremindeki Yunus'u getiren elin becerikliliği kadar değil ama. Gülmemizi, sevmemizi, yaşamamızı isteyen dostlarımız hiç eksik olmadı hayatımızdan. Kardeşliğe, paylaşıma ve dayanışmaya hiç sırtımızı çevirmedik. Van aklımızda hep ‘şanlıyam-gamlıyam’ türkülü şehir olarak hatırlanırken, şimdi beyazlığın örttüğü ölüm sessizliğine gömülü. Çocukların umutlarını rüzgar dağıtsa, kaya çatlağı köknarlar her dilden sözcükler dizse, kardeşlik adına Yunus'u depremden aldığımızı ve deprem vergisini sağlığa da harcamışken, onu ölüme uğurladığımızı hangi bayram şekeriyle kandırabiliriz? Çadırları sulanmış yine Kürt Şakilerinin. Yağmursuz gülmeyi bilmeyen Kürt kentine taş, beton, demir yağmış. Sonra duayla onlara ‘beddua eden kardeş’leri bir de kar yağdırmış. Allah da safını demirden, betondan, taştan, kumdan, insandan çalandan tarafa belirmiş besbelli ki. Sıcak yatağında yatan ‘Müslüman din kardeş’im utansa rahatından. Ya da sadece Van'a değil de her yere yetişse de acılarımızla hesaplaşırken söylediğimiz ağıtlarımızı Hakkâri-Çukurca asker ölümlerindeki gibi camilerde hutbe yerine okusalar fuhuş sebebiyle deprem olduğuna inanan imamlar. Faşistleri harekete geçiren linç organizatörleri bizler hala buradayız. Van’ın girişindeki can güvenliği tedbirlerinizi depremde öldürdüğünüz Kürtlere gaz bombalarıyla saldırmanız kamuoyuna yansımasın diyedir. Zulme karşı direnenlerin çelikleşmiş yürekleri isyandan vazgeçer mi? Dört mevsimde bütün yıldızlarla birlikte ölümümüz bahar oluyor. Çünkü bencil bir dünyada belleğin silinmemesi için ekmeğimizi kavgalara sürmek için yüreğimizin kıvılcımıyla pişirip üleşiyoruz. Yunus’un umutlu gözleri Ceylan’ın sorgulayan bakışlarıyla birleştiğinde, doğacak başka Kürt bebelerin isminde gelecek yeni bir devrimci savaşçı kuşak Uğur olarak hep yaşayacaktır. İnsanlığımıza sarılıp, köklerimizle büyümeye devam edeceğiz. O yağan karın soğugunda kaç zemheri geçti bilemeyiz. Ama kavganın, devrimci mücadelenin güneşini hiçbir balçık sülüğü örtmedi, örtemedi. Yaşamak direnmekti bizim için. Gözlerimizde zerresini göremeyecekler ne acının, ne kederin, ne de teslimiyetin. Çünkü rüyalarımızı bile anadilimizde göremediğimiz bu baskı ve imha koşullarında yaşama göz kırpıp, gülümsemekten başka geriye ne bırakabiliriz ki insanlık fotoğrafına. Güneşin Van'a batışının kızıllığını yitirmeden yaşamı sevmenin coşkusuyla, yine yeniden inadına sarılalım doğamıza... İradesiz, güvensiz, sevgisiz, korkak, edilgen Müge Anlı'nın Vanlı histerisindeki bu cesareti sevgilisi emniyet müdüründen geliyor olsa gerek. Bu sahte sevinçlere inat, soğuyacak dünyada gerçek sevgiler için yaşamanın zamanıdır. Sarılalım acımıza, savuralım puslu-dumanlı havayı, kardeşlik, eşitlik ve gerçek özgürlük için devrimci savaşçı irademizi daha da yükseltelim... Deprem anında bile gerilla evlatlarının cenazebini kitlesel katılan Van halkının onurlu direnişini selamlıyoruz. Devletin kar beyazlığına karşı Halk Savaşı direncinin çiğdeki pırıltısıdır Kürt ulusunu bu zulümden kurtaracak. Özgürlük mücadelesinin müjdecisi isyanın Newroz çocuklarına müjdeler olsun. Bahar bitmez hep yeniden doğar. Yarınları kazanacak devrimci-demirci Kawaların o umutlu bakışları kadar kesin ve net.
|