|
Sıralamada sonuncuyuz, önem açısından önde değiliz. Dünyanın sokak eylemleriyle çalkalandığı günlerden geçtiğimiz şu süreçte Fransa misali, topuklu ayakkabıları giyip pantolon paçalarımızı koruyarak parlamentoya doğru yol alıyoruz. Reformlarla bize nefes aldırtıyorlar ve yaptıkları her türlü hizmetde tamamen “milletin refahı” ve “devletin bekası” için(!) Kazanımlarımızın elden avuçtan özel tüketim vergisiyle alındığı şu günlerde, ‘Somalili aç kardeşlerinin yardımına koşan bu “gönüllü yardımsever”lerin ülkesinde; sabırları taşıran bıçakların kimin kemiğine işlediği ve ekonomi-politik körlük sadece yönetenlerin hastalığı değildir. Sarılığı turunculuğa dönmüş konfederasyon ve sendikaların kazanmış hakları koruma pratikleri sermayedarları ve uşaklarını palazlandırırken, Türk-İş’in araştırmasına göre 4 kişilik bir ailenin gıda giderleri yılın 9. ayında 870 liradan 902 liraya yükseldiğini gösteriyor. Kıdem tazminatının gasp edilmesiyle birlikte tıpkı TEKEL sürecindeki Danıştay oyalamacasıyla reformistlerin sönümlendirdiği bir direniş gibi, yargıda harç, vergi, dosya gideri olarak açılacak davalar için belirlenen miktar ve 5.5 milyar vergi borcunu tamamlama hamleleri içinde demokrasiyi ve özgürlüğü tesis edenlerin aklına şaşmak lazım. Soluğumuz tükenmeyecektir. Mücadelenin kökleri ne kadar derinse, o kadar geniş, daha yürekli, daha kararlı, daha büyük bir inisiyatifle yürütmek hareket etme zorunluluğu da o denli artıyor. Mücadele sürecini ezen egemen sistemin erkekçe arşiv kafalarıyla muğlâklaştıranlara karşı mücadele yeteneğimizin yükseltilmesi için, ekonomist kanata karşı politik kanatlarımızı daha çok çırpmamız gerektiğini biliyoruz. Devrimci demokrasinin bezirgancı bir pazarlıkla değil, reformlar yolunda sürüncemede bırakarak, mücadelede silahı bir omuzdan diğer omuza taşımayla değil, siyasi iktidar hedefine yönelerek barışın bilge insanı olarak inşasını kavramalıyız. Çürüyen, küflü arşiv politikaların ırkçı-şovenist-faşist erkek egemen kafaları koparıp (devrimin burjuva karakteri üzerine nutuk atanlar) atarak proletarya ve köylülüğü acı çekmekten omuz omuza bu halk kitleleriyle silahları kuşandığımız bir mücadeleyle kurtarabiliriz. Emperyalistlerin tanıdığı imtiyazlarla ve burjuva devriminin kendilerine sağladığı silahları, demokratik kurumları, burjuvazinin kendisine çevirmeleri de o denli kolaylaşıyor. Cumhuriyetçi-liberalsözüm ona burjuva demokrasisiyle yeni demokratik cumhuriyetin devrimci demokrasisi arasında ayrım yapmakta zorlanan dostlarımızın devrimin burjuva karakteri üzerine nutuk atmayla yetinmeleri bizim belirlememiz de değildir. Büyük toprak sahiplerinin, fabrikatörlerin liberal simsarlığından farklı olarak proletarya ve köylülüğün gerçekten devrimci mücadelesini yürütmek günümüzün en elzem ihtiyacıyken, Türkiye-Kuzey Kürdistan devrimci, sosyalist, komünistlerinin girdikleri, ulusal kılıf içerisinde sınıf mücadelesinden dem vurmaları da bir başka arşivin rafında yer alacaktır. Ülkemiz devrimci mücadele tarihinde en zorlu süreçlerindeki “tecritli siyasi hareketi” olma özelliğiyle ayrıksı durmamızın sorumluluğuyla acınası bir uzlaşının parçası olmayacağız. Faşist diktatör M. Kemal’den devralınan 12 Eylül-vari bir anayasada “soluğunun tükeneceğidir” hatırlatması, ilkesel farklılığımızın köküdür de… Çünkü anlaşmazlıklarımızın kaynağı tutarsız politikaların verilmiş muazzam bir mücadelenin elini kolunu bağlayabileceği, burjuvazinin parlamentosunda eriyip gidebileceği tehlikesine Paşaların sosyal-demokrat sürecinde kalburdan geçirdikleri devrimci kırıntıların Calpçı-halkçı partilerde düştüğü paçavraları hatırlatmaya gerek var mı? Bu tehlike Fırat’ın doğusu, Dicle’nin batısında tarif edilen hudutlar içerisinde devletin çizdiği yasaklı kırmızı şeritler doğrultusunda uzanıp gitmektedir. Azınlığın kuyrukçuluğu mu, çoğunluğun devrimciliğinin mi nedenselliği tartışmaları uzunca devam edeceğe benzer. Derinleşerek, yoğunlaşan ve yaşamak adına “daha zekice” bir gülünç melankolik bir tabloda ilerlediğini düşünen, mücadelenin taşlaşmış mumyalarıyla ortaklaşmanın yol haritasının nereye çıkacağı çok açıktır. Devrimciler savaş organları değil, düzenleyicisi ve değiştiren komutanları olduğu müddetçe yol alırlar. Dünya ezilen halklarının ve ülke emekçi sınıfının gırtlağına çökmüş zamlı-zulümlü-ölümlü bir yaşamda kazanacağımız kalıcı barışın enerjik katılımı için halk savaşı şiarlarıyla pratik talimatlar veren öncü kadın kurmaylara ve önderlere ihtiyaç vardır. Erkek egemen anlayışın iyi piyade olma kötü önder rolüne karşı, etkin, önder ve yönlendirici devrimci rolünü görmezden gelen ‘piyade önde’rler aynı zamanda materyalist tarihi de gölgeliyorlar. Kadınlar ve ezilen emekçiler olarak zincirlerimizi kaybedebilirizancak, devrimci demokrasinin yardımıyla koca bir dünya kazanacağız. Kadının ve proletaryanın gelişme dinamizminden korkan burjuvazi geriye dönük bakışlarını sırttaki bıçaklardan hiç ayırmayacaktır. Devrimin fırtına merkezlerinde emperyalistler diktatörlerin heykellerini dikerek bağımsız ülkeler kurulamaz, halkları özgürleştiremez. Güdük bir anayasayla sonuçlanacak bu yol haritasında biriken enerjiyi gerçek mücadeleye yöneltmek bizi bir düşük, bir erken doğum ve bir hilkat garibesinden kurtaracaktır.
|