Biyo-Yakıtın Çerez Öğütücüleri

Toplumsal bellekte sınıf mücadelesi ve önemi silikleştirildikkçe yaralar daha derin kanıyor. Ülkeyi hapishane tecridine çevirme işlemi de sistematik işkencelerle sürüyor ve en üst seviyeye çıkarılarak.
Dünyada, tarım arazileri en geniş olan Etiyopya’da kıtlık sorunu yaşanıyor. Çünkü; tarlaları yabancı yatırımlarca satın alınıyor, kiralanıyor, endüstriyel tarım için kullanılıyor. Büyük yatırımcılar Hindistan, Pakistan, Suudi Arabistan ve Çin’den Afrika ülkelerine akın ediyor. Biyo-yakıt ve gıda ihtiyacını karşılamak için ekim-üretim yapıyorlar. Somali, Kenya ve Cibuti’de son süreçte yaşanan 12 milyon kişinin açlık yolculuğuna bütün şatafatıyla eşlik eden  timsahların gözyaşından bir damla kuraklığa düşmüyor.
İnsanlık tarihini hızlıca tüketenlerin bıçağı kimin kemiğinde acaba? ‘Gıdayı kontrol ederseniz, insanları kontrol edersiniz’ öğretisiyle palazlanan hakim sınıflar “yardımsever kampanyalar” düzenleyerek kendilerıni aklamaya çalışıyor.
Tarihe nasıl ve nereden baktığımız, mücadelenin neresinde durduğumuzu da belirler.
Afganistanlı bir devrimci kadının, “emperyalistler burkama dokunursa bunu tecavüz sayarım” diyen içtenliğini anlamak, kaliteyi kadının bekaretiyle ölçen tecavüzcü dünya ezen sisteminden kurtulmanın anahtarıdır esasında.
Dersim festivalinde “şifa dışında ayaklarımızı bile suya dokundurmuyoruz” diyen bir köylü ananın doğaya bağlılığında kadın sevgisinin saflığını gösteren örneğini, kaç insan önemsiyor? Talan ve açlık yayan, dünya ezilen halklarına saldıran emperyalistler bu insan saflığından, güzelliğin sembolü temiz yaşamı üreten kadının ve devrimin yıkıcılığından korkuyorlar…
Gerici burjuva-feodal sistem bütün kirli yöntemleriyle yaşamı, doğayı, güzeli, doğruyu, tarihi ve insana dair her şeyi azgınca faşizmin batağına çekiyor. Batağa karşı dirençle karşı koyan insanın isyanından korkuyorlar…
Ağalar, patronlar, siyasi kurtlar yıllarca sürdürdüğü işkenceleri, tacizleri, tecavüzleri döktüğü insan kanıyla temizleme girişimini yeniden üreterek sürdürmektedir. Hapishaneye kapatma yöntemiyle uslandıramadığı ezilen ulusu şehr-i Diyerbekir’e ‘iyi polis’ini göndererek çözmek istediler ama iyi polislerini de öldürdüler. Çünkü ABD’nin “iyi çocukları”nın tahtıravalli oyununda “insan hakları” ninnisiyle uyutmaya çalıştıkları, dışkı yedirdikleri isyanın çocuğu Kawaları teslim alamadılar. Dersim’e yaptıkları seferleri sonuç vermeyince “iyi Dursun Paşa”ları görevlendirdiler. Çocuklu köylü kadın ve genç kızları tuzağa düşürerek, kandırarak pala bıyıklı katil özel timcilere pazarladılar. Direnişlerle destan yazan halkın kültürüyle oynayarak, onursuzluk dayattılar, ama bütünüyle batağa çekmeye güçleri yetmedi. Kültürde yozlaşma yarattılar zafere ulaşamadılar. Haksız savaşın kirliliğine bellendiler.
Bugün fikir üretmek adına ağzında çerez öğütenler, devrimci-komünistlerin can bedelleriyle kazanılan tüm değerlerin üzerinden tepinmektedirler. Neredeyse devrimi yapma görevini üstlendiler. Ama kendileri de “devrimci”liklerinin sabahtan akşama sürmeyeceğini, süremeyeceğini aslında bilmektedirler. Geçmişte faşist devletle kol kola halka kan kusturan, gerilla eşi kadınları ihbar ederek karakollarda bekaret kontrolünden geçirdiler. Maoistler tarafından yapılan cezalandırma eylemlerini faili meçhul kapsamında değerlendirenlerin Kürdistan’ın çatısına ibiklenmesi şaşırtıcı değildir. Dersim’e “isyan ettiğiniz için acı çekiyorsunuz” diyenler, bugün nasıl nemalanacağız hesabındadırlar.
Bugün “kimse ölmesin” ozalitleriyle duvar süsleyen, yanı başında “günde beş kadın öldürülüyor” afişlendeki gerçekliği görmüyor. Dört bine yakın köyden zorla göçettirilen binlerce insanın büyük kentlerde içine düşürüldükleri yaşamdan bihaber maval okuyorlar. Zoru zor söker anlayışından o kadar uzak ki, gerçekleri hala bilerek çarpıtma tutumu devrimci savaş karşısında kaybetmeye mecburdur kavrayışına hiç yaklaşmadı reformistler. Tasfiye sürecinin öğreteceği en güzel şey emperyalizmin kendisinin neden olduğu bir çelişkiyi çözmesini beklemenin sadece bir hayal olduğudur hangi tarihte hangi “iyi şeyler olacak”la kavrayacakları ise meçhul.
Kitlelere dayatılan ırkçı faşist düzenin saldırıları artmaktadır. Günden güne “ılımlı Müslüman” maskesiyle hızla tırmanan açlığa, yoksulluğa, fuhuşa karşı direndiği için erkek egemen sistem tarafından  öldürülen  kadınlar ölmek istemiş de ölmüş! trajedi komedisinden korkuyorlar…
Ağa-patron devleti; sistematik uyguladığı taciz, tecavüz, uyuşturucu ticaretine, çeteleşmeye, mafyalaşmaya karşı yeni demokrasi kültürününün halkla bütünleşmesinden korkuyorlar… Devrimci savaşın tarafı ezilenler; sınıfsal kurtuluşu için birleşirse, başlarına geleceklerden korkuyorlar…
Yürüyelim devrimcileşen halkın devrim doğuran kadınları fırsatçıların üzerine… Biz yürüyelim kadınlı-erkekli uzun yürüyüş sürüyor gerçek kurtuluşa doğru… Afganistan’dan Dersim’e yükselen Maoistlerin vurucu gücüyle halkına kalkan olan ve savaşan bilimsel sosyalist ideolojinin kazanma azmiyle…

 
Share