|
Ölülerini gömmeden tüketen emperyalist-kapitalist sistem ihtiyaç duyduğunda, kokmuş geçmişi gibi, bu yöntemini ‘eski yaralara üzülme’nin faydalı merhemi olarak kullandığını bu süreçteki kadar hiç düşünmemiştik. Tüketim o kadar hakim ki, dünyayı ve içindeki her şeyi esir almış. Doğduğu yaşamı öldürerek kutsal kılan, kutsayarak tüketen bir dünyanın bireydeki/anlayıştaki manilovizmi ve yansıması. Muazzam… Yaşanan soruna yaklaşımda ‘sorun ol’uveren, aşmada aşan, yıkmada yapılandıran, kimlikleşmede kimliksizleşen, kazanmada kaybeden, üretimde tüketen verimsizliğin, tembelliğin anayı, kadını, oğlanı, kızanı ortadan kaldıran bir siyasilik-ideolojik-açlık- soysuzluk-cinsiyetlik duygusu ve bilgeliği. Eski yaraları unut-üzülme-yeniye bak oblomovluğu… Kadını ölümden kurtaracak yöntemler kadar, 5 kadını öldürme hızıyla devam eden tüketim. Üreten, üreyerek soy serüveniyle tüketmeye devam eden erkek egemen sistem savurganlığını; doğanın tüketiminden toprak kadar üretken bir kadın katliamı bereketiyle tırmandırıyor. Ülkede durum buyken dünyada da farklı değil, insan ölüleri mezarlık yerine parklara gömülüyor. Sistem görevini her anlamda, her alanda ve bütün aygıtlarıyla insanın üzerindeki sömürüyü sürdürebilmek ve biçimsel algı yaratarak zulmü derinleştirmek için devam ettiriyor. Örgütlü toplam arasındaki bilinç ve eylem düzeyini belirlemedeki özgünlükten çıkamadan, öznelliği nesnelliğe uyarlama girişimleri ve yaklaşımları, yeni demokrasi güçlerinin devrimdeki ısrarındaki kararlılığının da ölçüsüdür. Öncüsüyle, önderiyle eşitlemek-eşitlenmek ya da kitleleri de aynı bilince yükseltebileceğini düşünmek halk dalkavukluğu olur ya da diğer bir adıyla manilovizm olur. Neden dersek, örgütsel gevşekliği haklı göstermek için, örgütü örgütsüzlükle, teknik ve örgütsel bir sorunla karıştırma yanılgısını yinelemiş oluruz. Kökten yükselen derinliği gün kurtarıcı hareketlerden ayırt edicilik, bir başka seviyedeki örgütsel niteliği ve özü barındırır. Çünkü örgütlü birey bilinciyle cins ayrımcılığıyla en doğal yaşamda başlayan bir eşitsizlikle mücadeleyle örgütlülüğün açıklanamayacağı çok açıktır. Parça-bütün ilişkisinde ayrışarak, özgünlüğü koruyarak, özneli-nesnel ile birleştirme-kaynaştırma ve kitleler içinde erimeyi becermeliyiz. Daha da açık ifade edersek, her alandaki mücadeleyi genel olanı esasla birleştirme ustalığı örgütlü bilinciyle bir düşe kapılmadan, gerçekliğimizle yüzleşmek bizi geliştirir. Aksi tutum, teknik ve örgütsel bir sorunla ayrışmayla bizi kafa kafaya tokuşturur. Yaşamın diyalektiği her şeyi bizim de niyetlerimizin dışında birbirine ilişkilendirir. Kadın katliamıyla doğanın katliamının bağı kadar açık ve sabit bir bağdır. Yani cinsel sömürüyü sonlandırma mücadelemiz de etle tırnak gibi, yani ulusal kurutuluşumuz da kaşla göz gibi, yani sınıfsal sömürüyü sonlandırmamız da başla gövde kadar birbirine muhtaçtır. Bilinçlilik ve eylem derecesi arasında farklılık olduğu için örgütlülüğe yakınlık derecesinde de bir ayrım yapılmalıdır. Bu da örgütün önderliği altında hareket etmeyi, örgüte olabildiğince sarılmayı beraberinde getirir. Sorun iki temel meseleye dayanmaktadır. Örgüt ilkesinin tutarlı-kararlı-bilinçli özneler toplamı tarafından uygulanması ya da dağınıklık, kaos ve anarşinin kutsallaştırılması. Dünya ve doğanın verili değerlerini tüketimdeki artışı örgütsel ve mücadele verimliliğinde yaratmanın tam tamına yerkürenin çekirdek sıcaklığındayız. Her alanda verimliliği arttırma kampanyalarını başlatarak, emek, üretim, değer ilişkisini kendimizle örgütümüz arasında doğru yöntemlerle bağını kurup, kendimizden başlatıp, devrimin müttefiki bütün dost ve bireyleri de bu devrim mağmasının o çekirdek özüne yani devrimci halk savaşına taşıyalım. Başka türlü bir kurtuluş bizim değil, bizi recm modelinde ince ince ayarlar çekilerek her gün bir başka darbeyle ezenlerin kurtuluşu olacaktır. Recm taşlarının yarasıyla iyileşmek bizim iyileşmemiz değildir. Bir meselede niteliği keşfetmek meselinin özüne erişmek anlamına ne yazık ki gelmez. Özü kavramak o meselenin çözüme ulaşmasındaki yolunu netleştirir. Emperyalist-kapitalist sistemin bizden alıp bize pazarladığı her değerimizde eski yaralarımızın üzülmesini dert edinmediği gibi yaşayan bedenimizi her şekilde kendi sömürüsü ve sınırsız ilerlemesi için parça parça (cinsel, ulusal, sınıfsal) kesip deva diye de çiğ etimizi bize yedirecek kadar da “ölü”leştiriyor.
|