Panik Butonunun Panzehiri...

Gözleri taban tabana zıt yönlere bakan çekiç başlı bir köpek balığının olgunlaşmakta olan kafası gibi büyüyoruz.”
Kadının ‘adam gibi adam’ olmasını istiyor toplum. Kadın kendisini cinsiyet üzerinden tarife razı değil. ‘İnsan gibi insanım’ diye itiraz ediyor. Taban tabana zıt yönlere bakan iki insan misali kadın-erkek ilişkilerine eril bakanın gözleri de, düşünceleri de, pratiği de kayıyor.
Kadının eteklerine taşlar konulmuş, ayaklarına prangalar bağlanmış, kollarına zincir vurulmuş “özgür ol” diyor feodal düşüncenin kuşatılmış toplumu. ‘Kalıcı esir, emeği görünmez köle kadın’ kimliğinde sayması için bin yıllardır taşıdığı yükün altındaki ezilmişliğine bir de ‘panik butonu’ kelepçesi takıldı. Nasıl özgürleşecekse kadın? Bunca demir-kalas-kütük kültü yığınıyla? Neredeyse sopayı, kazmayı, küreği arayacak?... ‘Sapına kadar erk’ekini de mumla arayıp bulacak karanlık köhne sistemin içine çekiliyor kadın.
Taciz, tecavüz, işkencenin yoğunlaşmış dağıtıcısı devletin, yeniden yapılandırılması ve sivilleşmesi tartışıla dursun. Özgürleşmenin kurtuluş mücadelesinde ezilenlerin biriken devrimci, dinamik enerjisi devletin kırmızı kaplı “demokratik anayasa”sına garantili yazıla dursun. Kadına düşen ne olacak, anayasayla garantiye alınmış alarmlı buton kelepçeleri ve yeniden üretilen cinsiyetçi faşist Kemalist Türk devletinin “ölüm tuzağı”nda can veren kadın istatistikleri. Her gün daha fazla, daha acımasız, daha pervasız. Butonun işlevselliği de, ezen egemen sistemin özü, ancak halk savaşının gerçekleşmesiyle değişir. Panikli buton yerine seni ezen sisteme karşı namluya bas.
Devlet hangi yöntemi parlatıyorsa, erkek egemen sistemin düş katilleri de aynı şeyi meşrulaştırıyor. Gerici burjuva feodal sistemin butona basan eli kanlı katillerin rolünü; elbiselerinin haki renginin değişmesi askeri rollerini değiştirmiyorsa; kadının da mevcut durumunu kontrollü kelepçeden tutalım da tenekeden pırlantaya kadar değerli maden takması değiştirmeyecektir. Kadının kurtuluşunun panzehiri de esasen devrimci savaşa cevap olabilme eylemidir.  Öncüleşme-önderleşmede ileriye çıkabilmenin Maoist kadın iradesinin zorun zorla değişebileceğini kavramadır. Dahası demokratik halk iktidarı yürüyüşünde; demokratik kadın hareketlerinin birleşik, güçlü, örgütlü, iktidarı kuşatma perspektifiyle yürütülen halk savaşında militan-vurucu savaşçı kadın olabilmedir.‘Marjinalize’ gösterilen halk savaşı stratejisindeki konumlanıştır.
Safımızı belirlememiz bugünün kararı değildir, tarihimizden de görüldüğü üzere, dün olduğu gibi bugün de daralmış çemberi yarma görevidir. Pratiğimiz belli, milyonlarca ezilen kadınla siyasi iktidar yürüyüşünün adımlarını sıkılamaktır. İradi kararlarla sürecin ileriye taşınmasıdır. Yeni demokrasi kuvvetlerinin örgütlü kenetlenişini ülke ezilen kadın kitlesiyle birleştirmektir.
Emekli korgenerallerin, oramirallerin canlı bombalama sağanağında ‘siyasi iktidarın sivilleşmesi’nden güçlü ordu güvenini yenileme paniği, ezenlerin içinde bulunduğu travmayı göstermektedir. Psikolojileri bozulmuş düşman ordusu, gerilla baskınlarındaki kayıpları nedeniyle kurtulanlar ya tımarhaneye gidiyor ya da intihara sürükleniyor. Hedefleri öldürmek ve saldırmak olan bu düşman ödleklerin haksız savaşa hayranlıklarını “eğitim gördükleri yerde vurulmalarından daha doğal, daha isabetli ve daha fantatistik bir şey olamaz” iştahıyla ifade edenlerin  getirdiği sonuçtur kadın katliamları. Onların çözümü kazıdıkları hendeğe yuvarlanmadır. İktidarsızlıklarını silah zoruyla sürdürmenin haksız zorudur.
Burjuva feodal sistemin parla(men)tosun’da vesayetle seçilmiş ‘tek kadın’ bakan, hamasi sözlerle “ne olmadığımızı anlatmıyoruz”un yerine “ne olduğumuzu anlatıyoruz”u epeyce reyting yapacak. ‘Kadın hareketlerinin içinden’ geldiğini söyleyen ‘kadın tabanından bakan’ gördüğü kadını ne kadar parlatacak(!)
Geleneksel rolü taciz, tecavüz, işkence, şiddet, baskı ve ölüm olan burjuva feodal sistemin her gericiliğinden kopuşun yolu; iktidarlaşmadan kopmaktır. Sistemden gerçek kopuş; insanlaşarak özgürleşmek isteyen siyasal Maoist bilincin direnme ruhu ve halk savaşıdır.
Bugün kadın adına herkes barış yolunda jet hızıyla gelişen savaşın ortasında yürüyor. Kadın açısından da durum her zamanki gibi. Eyvallahlarla, Allah’ın izniyle, peygamberlerin kavliyle ulu erkek tanrılara sığınmayacak kadın. İnsanlaşan özgür iradesiyle kimsenin onun yolunu açmasını da beklemez. Tarihinden ve mücadele pratiğinden edindiği yaşamsal değerlerini ileriye taşımak için araladığı gerçek özgürlük kapısından bir adım daha geriye dönmez. İkinci cins ezilmişliğini haksız emperyalist, feodal, faşist sınıf savaşımındaki tarafını belirlediği doğrultuda ilerleyerek kurtulacağına cüreti tamdır. Egemenler de düşmanlık adına da olsa ‘doğru’cümle kuruyorlar. Safımız bellidir, belli olmayanlara esasen iyi bir sesleniştir.
Somalili kadının ve çocuğunun haksız emperyalist-kapitalist sistemin sömürü düzenini yaşatmak için vitrinleştiren fotoğraflarına hep birlikte iyi bakalım!.. Derisi kemiğine yapışmış, susuzluktan pörsümüş annelerin memelerine sarılmış o Afrikalı, Asyalı, Uzakdoğulu, Latin Amerikalı, Avustralyalı tüm dünya çocuklarımızın ve dahası en yakınımızdaki küçücük bedeni paramparça edilen Ceylan Önkol’umuzun gözlerinin içine içine bakalım. Ve gerçekten saflarımızı iyi belirleyelim. Gerçek özgürlük kurtuluş mu, kölece esirlik mi?   
Apoletlilerin taktığı ak-akçelerin saraylara kapatılan kelepçeli butonlu köle cinsi olmanın ötesinde. Savaştıkça özgürleştiğimizi, özgürleştikçe de kurtuluşa yakınlaştığımızı görüyoruz. Özgürleşen bir toplumla birlikte özgürleşen kadın, öz kültürel devrimlere erişir. Sevdası tüm gericiliğin yıkılmasıdır.
Kadın özgürce zamana, zaman da onun cinsiyetçilikten koparıp attığı devrimci mücadele yatağına akar. Kazanan, hep mücadele eden ve devrimci çizgide değişen, değiştiren ve dönüştüren iradenindir.

 
Share