Seçim, Seçen, Seçilen

Devrimci halkın tarafını tutan bir kimse devrimcidir, emperyalizm, derebeylik ve bürokratik kapitalizmin tarafını tutan bir kimse karşı-devrimcidir. Yalnız sözde devrimci, halkın tarafını tutan, hareketlerinde ise başka bir davranış gösteren kimse sözde bir devrimcidir, yalnız sözde değil, hareketleriyle de devrimci halkın tarafını tutan bir kimse mükemmel bir devrimcidir.” Mart 1926 yılında Çin Komünist Partisi Başkanı Büyük Proleter Kültür Devrimi’ni halkıyla yaratan Mao Zedung, Çin’in çeşitli sınıf tahlilini yaparken çalışmasında tarihe not düşüyordu. Newroz’un tüm renklerini kuşanan alanlar Demirci Kawa’ların haykırışıyla çınladı. Ancak bir devrimci yurtsever kadının içeriden, tutsakların tecrit-izole yaşamından seçilerek seçilmiş tokadı bir başka patladı bürokratik komprador burjuvazinin suratına. 2006 Newroz’unda ‘kadın da çocuk da olsa gereğini yapın’ diyerek Dicle Üniversitesi öğrencisi, Devrimci Demokrasi muhabiri İlyas Aktaş da dahil Kürt halkı başta olmak üzere tüm ezilen emekçilerin üzerine yağlı-petrollü kurşunları ve gaz bombalarını yağdıran Türkiye Cumhuriyeti devletinin buharlaştırılan tecritten-tarihten katmerleşerek gelen katliamcı-soykırımcı faşist saldırılarını nasıl manipüle ettiklerini bir kez daha net gördük. Kadın milletvekilinin bir elini, halkını müdafaa etmek için havaya kaldırması, ezberi bozulan ve yaşam kaynağını baskıdan, işkenceden, katliamdan, tacizden, tecavüzden ve her türlü gerici erkek egemen sistemin şiddetinden alan ‘kağıttan kaplanlar’ı müthiş sarstı. Kuzu postuna girmiş çakallar ‘seçmen, seçilen ve seçim’ oyunlarıyla devreye girmekte gecikmediler. "Bir milletvekili, milletvekilliği onurunu, şerefini bu kadar ayaklar altına alabilir mi? Bizzat kendileri şiddete başvurmaya başladılar. Dokunulmazlığın arkasına sığınıp polise tokat atmak en hafif tabiriyle densizliktir. Bu olayla ilgili derhal hukuki sürecin başlatılmasını istiyoruz. Bu densizliğin hesabı hukuk çerçevesinde sorulacaktır" diyecek denli katilliğini gizleyen AKP hükümeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Ortadoğu halklarına saldırıda kullanılmak üzere gönderdiği savaş gemilerini ‘polise şiddet’ten daha az değerde buluyor(!) Yemen’e gönderilmek üzere yerine ulaşmadan suçüstü yakalanan 16 bin silah hangi mazlum halkların yanağını okşamaya gidiyordu acaba? Gizli savaş planlarında daha neler var bilemeyiz, ama emperyalist ağa-babaları Ortadoğu’daki tahakküm çıkarları bitince ‘Wikileaks” le çöp tenekesine doğru bir nanik yaparlar, çöplüğe giden faşist diktatörlerin çetelesi ezilen halkların tarihinde sabittir. Kendi yoz, gerici, faşist yaklaşımlarını örtbas etmek için politikalarında Havra, Savme’a ve Camii’yi de zehirli örümcek ağıyla ABD’den Ortadoğu’ya örmeye devam ediyorlar. Önceden belirlenen rolleri, artık peçeyle gizlemeye de ihtiyaç duymadan icraatlarını sürdürmektedirler. Halk evlatlarını katlederek kanla beslenen bu insan artıkları, analar evlatlarına sahip çıkarken saçlarından sürüklenirken de F tipi hücrelerin mimarisine oynayan boş mezara girecek kadar parayı-pulu-malı-mülkü sevenlerdir. Bunlarda zerre kadar insan sevgisi olmaz, ama rollerini o kadar iyi oynarlar ki; yılanı dost diye tatlı dilleriyle halka gönderirler. Bütün açılımlarını saça saça, seçim aldatmacasıyla sandıklardan bize yöneltecekleri kurşunun, hesabını en ince hesaplarıyla şimdiden planlamaktadırlar. Libya’da düşürülen F-15 Eagle savaş uçağını gizleyen ABD ordu sözcüsü Kenneth Fidler ve Cem Boynerleri halkların haklı savaşını gizlemeye güçleri yetmeyecektir. Haziran 2011 seçimlerine kısa bir süre kala, birbirlerine demokratik yaklaşımları İzmir’den milletvekili aday adayı olan biri CHP’li, biri AKP’li karı-kocanın medyaya yansıyan biçimi aslında burjuva parlamentosunun nitelik(siz)liğini çok açık resmediyor. AKP’den aday olan eşine ‘eve harçlık bırakmadım, jeepin anahtarını aldım’ diyerek insana, yaşama ve kadına emperyalist-kapitalist sistemlerin ‘derebeylik ve bürokratik demokrasi’ parlamenterlerini gözümüzün içine içine sokmaktadır. Seçmenin, seçilmişin değil tokadı Demirci Kawa’nın devrimci kızıl balyozu halkların gerçek kurtuluşu için daha da yukarıya kaldırılıp iki yüzlü-riyakarların kafasına inmelidir. Kendi refahları için işçinin, emekçinin, köylünün, kadının, çocuğun, yaşlının, hastanın gırtlağına çöken emek düşmanlarının seçimleri bizi kurtaramaz, bizi kendi özgücümüz olan devrimci önder-öncü yeni demokratik halk kitlelerinin halk iktidarı kuvveti kurtarır. Yıllardır sürdürülen mücadelede her türlü kirli yöntemlerini kullanarak katlettikleri ve sahipsiz diye kimsesiz mezarlığında saklanmaya çalışılan halkın yüreğinde, bilincinde ve azminde hiçbir zaman sönmeyen o komünist-Maoist meşaleler hiçbir şekilde sönmedi, hesap sormak için karşılarına dikilecektir cellatların. Kaçınılmaz bir gerçektir. Bu tarih; ismi geçerken dizleri titreyen düömanlarımızın da önderimiz İbrahim Kaypakkaya’nın ardından Maoist kadın-erkek yoldaşlarına işkence yaparlarken de hakkını teslim ederek devraldığımız bir onurlu mücadele tarihidir. İbrahim Kaypakkaya’nın onuru; onun ezilen ulus, azınlık milliyet ve faşist Kemalist diktatörlüğün temel taşı ve iskeleti olan CHP’ye yıllar öncesinden yaptığı nitelemesinden doğru bilimsel sosyalist ideolojide ilerleyen ve cellatlarına hayranlık duymayan “devrim güzelleri”ne aittir. Not düşülmelidir seçim arifesine. Bürokratik komprador burjuvazinin tarafını tutan bir kimse karşı-devrimcidir. Halkı için sokaklarda fiili, meşru mücadelesini yürüten de gerçek devrimcidir. Bu bilinçten hareketle; devrimci komünist enternasyonalist Maoistlerin hedefi; her zaman ve her koşulda askeri, siyasi, örgütsel olarak emperyalist işgal, ilhak, haksız savaşlara ve her türden feodal gerici egemen sömürü düzenine karşı halkın haklı devrimci savaşını yürüten eylem pratiğidir. Mart 1926’dan Mart 2011’leri ışıtan Mao’dan Kızıldere’de “biz buraya dönmeye değil ölmeye geldik” diyen Mahir’lerle kazanacağımız özgür halk ve bağımsız ülkede yaşama düşlerimizi gerçekleştirmeye doğru Uzun Yürüyüşümüz yol alıyor.

 
Share